Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Yazı Boyutu:

DOĞUM YAPACAĞINIZ HASTANENİN YENİDOĞAN YOĞUN BAKIM ÜNİTESİ VAR MI?

DOĞUM YAPACAĞINIZ HASTANENİN YENİDOĞAN YOĞUN BAKIM ÜNİTESİ VAR MI?

Ülkemizdeki, her bin bebekten 28’ini daha 1 yaşına gelmeden kaybediyoruz, bu kayıpların üçte ikisi, yenidoğan döneminde, yani ilk 28 günde yaşanıyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yenidoğan Uzmanı Profesör Doktor Mehmet Vural, bebeklik döneminin en kritik günleri olan yenidoğan sürecinde anne-babaların dikkat etmesi gereken konular hakkında bilgi verdi.


- İlk 28 gün neden çok önemli?
Hayatın ilk 28 gününü kapsayan yenidoğan dönemi, birçok açıdan çok önemlidir. Öncelikle bebek, çok hassastır. Dünyaya yeni gelmiştir ve çevresindeki çeşitli riskleri bertaraf edecek güçte değildir. Enfeksiyonlara daha açıktır. Dolayısıyla daha çok korunması gerekir. Tabii, bu yalnızca zamanında doğan bebekler için değil, erken doğan (preterm) bebekler için de çok önemlidir. Biliyoruz ki, erken doğan bebeklerin yenidoğan sürecini atlatmaları, yaşama şanslarını yükseltiyor.

- Bebeklerin yenidoğan döneminde kaybedilme riskleri daha mı yüksek?
Evet, ne yazık ki, daha yüksek! Ülkemizdeki, her bin bebekten 28’ini, daha 1 yaşına gelmeden kaybediyoruz. Bu çok yüksek bir sayı. Bu konuda, bırakın gelişmiş ülkeleri, komşularımızdan bile kötü durumdayız. Örneğin; Bulgaristan’da, Yunanistan’da, hatta Suriye’de bile daha az sayıda bebek kaybediliyor. İşte kaybettiğimiz bu bebeklerin üçte ikisi, yenidoğan dönemine aittir.

Yenidoğan dönemindeki bebek ölümlerinin nedenleri neler?
Birçok faktöre bağlı. Bebek ölüm oranlarına baktığımızda binde 28 çok yüksek olsa da geçmişle karşılaştırıldığında önemli bir başarı sayılabilir. Ama hala yeterli değil. Yine de bu sayı gittikçe düşüyor. Düşmesindeki önemli etkenler arasında; aşı kampanyaları, toplumun bilinçlenmesi, sağlık koşullarının nispeten iyileştirilmesi gibi faktörleri sayabiliriz. Ama şimdi, gündemimize daha incelikli noktaları almamız gerekiyor. İşte, yenidoğan dönemi bu ince noktalardan biri. Eğer bu dönemdeki sorunları gidermeye yönelirsek, hem bebek ölüm oranlarını hem de oluşabilecek sakatlıkları engellemek mümkün. 
 
ANNE SÜTÜ ŞART
- Yenidoğan döneminde aileler nelere dikkat etmeli?

Bu dönemde yapılabilecek en doğru davranış, bebeğe anne sütü vermek. Aslında anneler gayet iyi niyetli olarak doğumdan hemen sonra anne sütü vermeye başlıyorlar. Neredeyse her yüz anneden 95’i anne sütü vermeye başlıyor, ama 3. aya geldiğinde bu oran yüzde 27’lere düşüyor. Oysa, bu süreç ilk altı ay boyunca devam etmeli. Çünkü anne sütü, bebeklerde hem ölümleri engelliyor hem de oluşabilecek sakatlıkları... Ayrıca, bebeğin temizliğine önem verilmesi, çeşitli tehlikelerden korunması yenidoğan döneminin sağlıklı atlatılması için çok önemli konular.

Bu nedenle anneler emzirmeye daha hamileyken karar vermeli ve kendini hazırlamalı. Çünkü anne sütü, binbir çeşit yararıyla bebeğin sağlıklı büyümesini ve gelişmesini sağlar. Çeşitli enfeksiyon riskinden korur... Bebek için vazgeçilmez bir besindir. Başka besinler anne sütünün yerini tutmaz. Dolayısıyla annenin, lohusalık döneminde psikolojik ve fiziksel olarak kendini iyi hissetmesi sağlanmalı ki, bebeğini istenilen düzeyde emzirebilsin. Anne ilk aylarda bebeğin ritmine uygun yaşamalı. Diyelim ki, bebek gündüz uyuyorsa ve anne uykusunu alamadıysa, anne de uyumalı. Ama gece uyumaz, gündüz de misafirleri ağırlarsa ki, bizim ülkemizde sık rastlanan bir durum bu, sütü azalıyor ve emzirmeyle ilgili çeşitli sorunlar oluşuyor.

-Anne adayının rutin doktor kontrolleri de yeni doğan sürecini etkiliyor mu?
Kesinlikle çok etkiliyor. Maalesef ülkemiz, yeterince hamilelik takiplerinin yapılmadığı ülkelerden. Yalnızca ekonomik şartlara da bağlı değil. Bazen bakıyorsunuz, SSK karnesi olmasına rağmen anne hiç gebelik takibi yaptırmamış, doğum için hastaneye gelmiş... İşte bebek ölüm oranlarında bu durumun da ciddi payı var. Örneğin; iyi takip edilmeyen bebeklerin erken doğma riski artıyor, dolayısıyla da sorunlu bir yeni doğan dönemi yaşanıyor. Ya da hamilelik dönemi takip edilmediği için bebekte büyüme, gelişme geriliği saptanamıyor. Ancak, bebek doğunca görebiliyorsunuz. Oysa, anne karnında yeterli gelişmeyi sağlayamayan bazı bebekleri, erkenden doğurtup tıbbi yardımla, yaşatma şansımız var. Buna benzer pek çok durum yenidoğan dönemindeki sorunların artması anlamına geliyor.

ERKEN DOĞUMDA İLK SORUN SOLUNUM
- Prematüre bebeklerde ne gibi sorunlar görülüyor?
İlk karşılaşılan sorun, solunum problemi. Solunum problemi halledilirken, bir bakıyorsunuz, bu çocukların damarları da çok iyi gelişmediği için beyin içi kanama gelişebiliyor. Bu kanama, bebek için olabilecek en kötü şeylerden biri. Zamanla ortaya çıkan bir diğer sorun da beslenme. Bebek beslenirken bağırsaklarla ilgili sorunlar ortaya çıkıyor. Bebeğin sistemleri gelişmiş, ama olgunlaşmamış durumda doğduğu için sistemik sorunlar ortaya çıkıyor. Örneğin, göz sorunları ortaya çıkabiliyor. 40. günlerde göz muayenesi yaptırıyoruz. Daha sonraları akciğerlerde kronik hastalıklar gelişebiliyor.

- Ülkemizde yeterli yeni doğan yoğun bakım ünitesi var mı?
Maalesef yok! Bilimsel olarak doğan her bin bebek için 1 tane tam teşekküllü yoğun bakım yatağı lazım. Yatak dediğimiz zaman, kuvözden tutun, solunum cihazına kadar birçok aletin de bulunması gerekiyor. İstanbul’dan örnek vereyim size; bu kentte, senede 300 bin doğum olduğunu kabul edersek 300 tane tam teşekküllü yoğun bakım yatağının olması gerekiyor. Ama tam sayıyı bilmesek de, tahminen 150 yatak var. Peki, geriye kalan bebekler ne oluyor? Ya kaybedip gidiyoruz bu bebekleri ya da çeşitli sekellerle yaşamak zorunda kalıyorlar. Şunu da belirtmek gerekir ki, yoğun bakım ünitesindeki başarıyı etkileyen 3 faktör vardır; uzman, teknolojik altyapı ve hemşire... Bu üç unsur bir arada bulunursa, bebeğin yaşama şansı artar.

- Ya, yeterli yenidoğan uzmanımız var mı?
Yeterli değil tabii ki. Üstelik de çok az. Türkiye’de 150 civarında yenidoğan uzmanı var. Eh, yılda 1 milyon 400 bin doğum olduğu ve her yıl 100 -150 bin arası da prematüre doğum olduğunu düşünürsek, bu sayının ne kadar az olduğu ortada...

- Ülkemizde, yenidoğan yoğun bakım üniteleri yeterli başarıyı sağlıyor mu?
Evet. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi olarak bizim de dahil olduğumuz uluslararası bir program var; Neonatal network. Buraya 1500 gram altı bebeklerin sonuçlarını gönderiyoruz. Çünkü 1500 gram üstü bebekler sorun olmaktan çıktı bizim için. Burada, dünyanın pek çok ülkesinin sonuçları toplanıyor ve karşılaştırılıyor. Örneğin; 400-1000 gram arası bebek ölüm oranı bizde yüzde 38, programın ortalaması yüzde 29. 1000-1500 gram arasında olanlarda ise bizde yüzde 2, programda yüzde 4. Bizim sonuçlar size daha yüksek gelebilir ama bizde bir çok bebek anne karnındayken takibi bile yapılmadan doğuyor. Bu tip sorunlar, ölüm oranlarını yükseltiyor.

- Doğum yapacak anne adayları, hastane seçerken nelere dikkat etmeli?
Yenidoğan yoğun bakım koşullarına dikkat etmeliler. Yoğun bakım hizmeti genellikle devlet ve üniversite hastanelerinde yapılıyor. Çok az sayıda nitelikli özel hastane aynı koşullara sahip. Bu yüzden anne babalar bilgi sahibi olmalılar. Ama anneler genellikle doğumhaneye dikkat ediyorlar. O da önemli ama, ya bebek doğduktan sonra bir sorun olursa?  İşte bu yüzden, mutlaka doğum yapacakları hastanenin yeni doğan yoğun bakım ünitesi olup olmadığına bakmalılar. Ayrıca burada çalışan uzmanın gerçekten yeni doğan uzmanı olup olmadığın sormalılar. Uzman da çok önemli.

- Yoğun bakım gereken bebeklerin nakil aracı da önemli bir faktör mü?
Elbette. Yoğun bakım transportu ayrı bir acı. Bize öyle bebekler geliyor ki karda kışta babasının eline 800 gram bebek verilmiş. Oysa, bebekten o saatten sonra hayır gelmez. Bebeklerin yoğun bakım ünitesine özel nakil araçlarıyla gelmesi gerekiyor. İstanbul’da bir iki özel nakil aracı var yalnızca. Ama çeşitli çalışmalar da var. 112 Acil servisin araç alma çabası olduğunu biliyoruz. Biz bunları sağlayamazsak yeni doğanlara ölüm oranı da yüksek olacağını aklımızdan çıkarmamalıyız.


ÇOĞUL GEBELİKLER RİSKLİ!
- Çoğul gebelikler de erken doğum riskini arttırıyor, bu konuda ne diyeceksiniz?
Çoğul gebelikler, erken doğum riski taşır. Erken doğum da, bebeğin sorunlu dünyaya gelmesi demektir. Mesele yalnızca hamilelik başarısı değildir, o bebeğin sağlıklı olarak dünyaya getirilmesidir. Doğsunlar da nasıl doğarlarsa doğsunlar, diye düşünmek yanlıştır. Bu nedenledir  ki, Kuzey Avrupa ülkelerindeki tüp bebek uygulamalarında tek yumurta ekiyorlar. Belki bu hamilelik şansını düşürüyor ama doğacak bebeğin sağlıklı olma şansını arttırıyor.

- Tüp bebek uygulamasıyla bebek sahibi olmak isteyen ailelere öneriniz?
Gerekiyorsa tüp bebek yapılmalı, ama çoğul gebeliklerden uzak durulmalı. En fazla 2 yumurta döllenmesine izin vermeliler. Önemli olan hamileliğin sağlıklı geçmesi ve doğacak bebeğin sağlıdır.

SEZARYEN BİR DOĞUM YÖNTEMİ DEĞİL, AMELİYATTIR!
- Ülkemizde tıbbi bir zorunluluk olmamasına rağmen isteğe bağlı sezaryenlerin sayısı çok yüksek. Sezaryen, bir doğum yöntemi midir?
Sezaryen, bir doğum yöntemi değildir. Anneler sanıyorlar ki, sezaryen çok iyi bir şey. Belki doğum ağrısı hissetmiyorlar ama sonradan direnlerle dolaşmak zorunda kalıyorlar. Normal doğum yapan anne, ertesi gün kalkıp gidiyor; üstelik bebek için de riskler azalıyor. Oysa sezaryenle doğan bebeklerde, solunum sorunları ortaya çıkıyor. Bizim yenidoğan geçici tasipnesi dediğimiz durum, yüzde 6 civarında. Normal doğumda bu risk yüzde 1. Sezaryenle doğum, bebeğin hastanede kalma riskini de arttırıyor. Kuvöze koyuyoruz. Altında bir enfeksiyon riski olabilir endişesiyle antibiyotik başlıyoruz. O zaman ne olur, bir günde çıkması gereken bebek, daha uzun süre hastanede kalıyor. Sezaryen tıbbi bir gereklilik varsa olmalı, yoksa keyfi nedenlerle değil...

DOĞUM BÖLÜMÜNÜN DİĞER KONULARI

Copyright 2007-2013 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.