Rüyalar, pek ciddiye almadığımız, pek üzerinde durmadığımız
rüyalar… Rüyalar aslında yaşamımızda önemli bir süreyi kaplıyor. 8 saatlik bir uykunun 1,5-2
saati rüya ile geçiyor. Bu süreleri toplarsak, ortalama bir yaşam süresinde 4,5-5 yıl... Bir başka
ifadeyle yaşamımızın 12 de 1’ini kaplıyor rüyalar.
Yaşamda böylesine yer
kaplayan bir sürecin evrimsel, biyolojik yönden de bir önemi olsa gerek. Buna işaret eden
araştırmalar var. Hayvanlar üzerinde yapılan bazı çalışmalarda, rüyaların yer aldığı uykunun REM
dönemi engellendiğinde, bir süre sonra bazı hastalıklar ortaya çıkıyor ve hatta ölümlerine yol
açıyor. İnsanlarda böylesine bir engellemeyi bir süre yapıp da bıraktığımızda, uykularındaki rüya
sürelerinin normale göre uzadığı görülüyor. Yani, bu kişilerde geçmişte mahrum kaldıkları rüya
miktarını telafi etmeye yönelik bir durum ortaya çıkıyor.
İnsanlık, belki varoldu
olalı, rüyalarla ilgilendi. Ama bu ilgi hep başka alemlerle, doğaüstü güçlerle temas kurmak ya da
günümüzde de çok rastlanıldığı haliyle, gelecekten haber almak üzerinde yoğunlaştı. İnsanların çoğu
rüyaların kendilerinden başka bir kaynaktan geldiğini düşündüler çünkü. Bu nedenle de, rüyadan
yararlanarak kendilerine, yaşamlarına, şimdiki ana bakmak yerine, hep kendilerinden ötelere
baktılar.
RÜYALARIMIZIN KAYNAĞI BİZİZ!
Bu bakış ne kadar yararlı oldu bilinmez ama
psikolojinin gelişimiyle birlikte yeni bir yaklaşım serpilmeye başladı. Psikolojiye göre rüyanın
kaynağı biziz. Rüya bizden kaynaklanır ve bize bizi anlatır. Rüyalar başka alemlerle, doğaüstü
güçlerle veya gelecek ile ilgili değil, bizim “psikolojik” alemimizle, kendi güçlerimiz
veya zayıflıklarımızla ve şimdiki an ile ilgilidir. Psikoloji bize, eğer rüyalarımızı anlarsak
yaşantımızı daha iyi anlayacağımızı söyler. Çünkü rüyalar bizim korkularımızı, çatışmalarımızı,
ümitlerimizi konu eder. Ve rüyalarımıza girdiğine göre, bunlar bizim için önemli yaşam
konularıdır.
Giderek artan sayıda psikolog, danışanlarını daha iyi anlamak ve terapiyi
daha etkin sürdürebilmek için rüyalardan yararlanıyor. Çünkü rüyalar:
1. Danışanların
kendilerinin bile tam bilincinde olmadıkları bilgiler sağlıyor.
2. Terapi sürerken sorunun çözümü
yolunda ilerleme sağlanıp sağlanamadığının işaretlerini verebiliyor.
3. Zaman zaman da çözüm
yolları sunuyor.
Örneğin; söylemlerine bakılırsa eşinden ayrılma yönünde kararlı görünen
birinin, rüyalarından aslında eşini sevdiği ve ayrılmak istemediği bilgisini açık bir şekilde
görebiliyoruz. Terapinin başlarındaki rüyalarında elinde ölü bir kuş ile kalakalmış bir kişinin,
daha sonraki rüyalarında parlak, renkli tüyleri olan yeni bir kuş alıp eve getirdiğini gördüğümüzde,
depresyon terapisinin olumlu yönde ilerlediğine dair kanaatlerimiz güçleniyor. Çetin hayat ve ilişki
sorunları ile savaşan bir kişinin rüyasında Halide Edip Adıvar’a benzeyen birisi belirdiğinde,
o danışanın kişiliğine ve sorununa uyan çözümün Halide Edip Adıvar gibi olmak ve onun gibi
sabırlı-dirayetli-azimli bir tutum içinde olmak olduğunu görebiliyoruz.
Özetleyecek
olursak, psikolojik sorunla başvuran bir danışanın rüyalarını ele aldığımızda, onunla ilgili başka
türlü elde edemeyeceğimiz bilgilere kavuşabiliyoruz, terapide işlerin istediğimiz gibi gitmediğini
anlayabiliyoruz ve bazen de kişiye ve sorununa has çözüm yollarının verildiğini
görebiliyoruz.
HERKES RÜYALARI ANLAYABİLİR...
Peki, rüyaları
anlamak sadece psikologlar için mi mümkündür? Ve sadece onların mı işine yarar? Benim deneyim ve
gözlemlerime göre psikoloji profesyonelleri değil, herkes rüyaları anlayabilir ve yararlanabilir.
Bu, rüyalara yaklaşımda belli ilkeleri takip etmek ve alıştırmalar yapmakla
mümkündür.
Akılda tutulması gereken birinci ilke şudur; rüyalar, hayatımızla
paraleldir. Yani, benim bu gece gördüğüm rüya, şu birkaç gün içinde hayatımda yer alan önemli
konularla ilgilidir.
![]() RÜYALARIMIZ SEMBOLLERDEN OLUŞUR Öyleyse, rüyaları anlamak için ilk yapmamız gereken, ele aldığımız rüyanın kişinin o esnada yaşamında yer alan bir olayla ilgili olduğunu akılda tutmak ve bu doğrultuda rüya ile kişinin hayatı arasında bir köprü, paralellik kurmaya çalışmaktır. İkincisi de, rüyadaki hemen her şeyin birer sembol olduğunu düşünmek ve bu sembollerin kişinin hayatındaki karşılıklarını bulmaya çalışmaktır. |
Temel ilke: rüyadaki sembollerin anlamını, rüyayı görene
sormak gerekir!
Karşımızdaki kişinin rüyasını gerçekten anlamak istiyorsak, rüyadaki her
şeye sembol gibi yaklaşmalı ve bunların anlamını ona sormalıyız. Örneğin, şöyle bir rüya:
“Arabamdayım. Karşımda bir pazar yeri var. Yavaşlamaya çalışıyorum, frene basıyorum ama fren
tutmuyor…” Bu rüyada, araba, pazar yeri, fren bunlar birer semboldür ve anlamlarının
rüya görene sorulması gerekir. Onun vereceği cevaplar dikkatle dinlenmeli ve söyledikleri ona aynı
kendi kelimeleriyle tekrarlanarak, bunların hayatında benzediği, çağrıştırdığı bir şeyler olup
olmadığı sorulmalıdır.
- Arabanız nasıl bir arabadır, biraz tarif eder misiniz?
- Güzel,
hoş... Ama sık sık sorun, arıza çıkarır...
- Güzel, hoş ama sık sık sorun arıza
çıkaran… Hayatınızda bu özellikleri taşıyan bir şey var mı?
- Evliliğim. Eşimle
ilişkim!
Rüyadaki diğer semboller olan pazar yeri ve fren de aynı şekilde sorulmalı ve
rüya görenin hayatında nelere karşılık geldiği bulunmalıdır.
Rüyaları anladığınızda, kendinizi, eşinizi, sevgilinizi, çocuğunuzu, arkadaşınızı daha iyi anlarsınız. Rüyalar sayesinde, şu anda yaşanan ama belki de fark edemediğiniz, kaygılar-korkular-sorunları görebilir ve gerektiğinde yardım etme şansına kavuşabilirsiniz.
|
|