Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Yazı Boyutu:

Bebeğiniz birden fazla dili bir arada öğrenebilir!
ÇOCUK VE YABANCI DİL MESELESİ…

ÇOCUK VE YABANCI DİL MESELESİ…

Ağaç yaşken eğilir ya, biz ebeveynler 0-6 yaşın önemini keşfettik ya… Günümüzde yabancı dil öğrenme konusunda da aileler 0-6 yaşı yani okul öncesi dönemi etkili bir şekilde değerlendirmek istiyorlar. Bazı aileler ise ister istemez çocuğa 2 ana dili birden öğretmek zorunda kalıyorlar. Özellikle bebeklikten 3 yaşa kadar olan süreçte düzenli şekilde 2 ya da daha fazla dile maruz kalan çocukların bu dilleri öğrenmesine “aynı anda öğrenme” deniyor. Bebeğin birden fazla dille büyümesi konusunda ailelerin en çok merak ettiği soruları Uzman Psikolog Sinem Olcay’a sorduk.


Çoğu anne baba çocuğunun ikinci bir dili küçük yaşlarından itibaren öğrenmesini istiyor. Ve bu nedenle onunla doğduğu andan itibaren hem anadilinde hem de yabancı dilde konuşarak çocuğun ikinci, hatta üçüncü dili ana dilini öğrenirken öğrenmesi hedefleniyor. Ya da anne ve babanın zaten farklı ana dillerine sahip olması yani evde konuşulan iki farklı dilin olması söz konusu oluyor ve  “Şimdi çocuk hangi dili konuşacak?” sorusu gündeme geliyor… Her iki durumda da uzmanlar sorun olmadığını söylüyorlar… Özellikle 0-3 yaş döneminde doğallıkla kullanılan dilleri çocuk zaten doğallıkla öğreniyor… Öte yandan, yapılan araştırmalar göre, yuvalarda bir sınıfta 2 farklı dili çok iyi konuşan 2 öğretmenin olması da çocuğun okul öncesi dönemde yabancı dili, “yabancı dil” algısı oluşmadan öğrenmesini sağlıyor… Çocuk dediğin zaten doğal bir varlık; dolayısıyla da doğallıkla, oyunla, şarkıyla ve bol tekrarla verileni anında alıyor.

- Bazı aileler, doğumdan itibaren bebekleriyle birkaç dilde iletişime geçiyorlar. Bu bebeğin yabancı dil öğrenmesi için sağlıklı bir yol mudur? Yoksa, çocuğun kafasını karıştırır mı?
Eğer bir bebekle düzenli ve tutarlı şekilde 2 hatta daha fazla dil konuşuluyorsa, belirli bir yaşa geldiğinde bu dillerin hepsini anlama ve kullanma kapasitesi ortaya çıkar. Burada kritik olan nokta, çocukla iletişimde olan kişilerin dilleri düzenli ve tutarlı şekilde çocukla konuşuyor olmasıdır. Bu yaklaşım, “tek ebeveyn tek dil”  kuralıyla özetlenir. Çocukla iletişimi olan kişilerden her biri tek bir dili benimsemeli ve çocuğa hitaben yaptığı konuşmalarda diğer dile geçmeden hep bu dili konuşmalıdır. Diğer ebeveyn (bakım veren) de çocukla iletişimini daima kendi benimsediği diğer dilde sürdürmelidir. Bu şekilde karışıklık durumu engellenir ve çocuk sağlıklı şekilde, sunulan tüm dillere hakimiyet kazanır.

- Yabancı dil öğrenmenin en kolay yolunun küçük yaşlarda olduğunu biliyoruz, ama “küçük”ten kasıt nedir?
Bebeklikten 3 yaşa kadar olan süreçte düzenli şekilde 2 ya da daha fazla dile maruz kalan çocukların bu dilleri öğrenme şekline “aynı anda öğrenme” deniyor. Bu duruma bir anlamda otomatik öğrenme de diyebiliriz. Bu tip çocuklar yaşıtlarına göre biraz daha geç konuşmaya başlayabilirler, ama bu zaman aralığı tek dilli yetişen çocukların ortalama konuşma yaşına göre çok da geride değildir ve sorun yaratmaz. 

Aslında dil öğrenmeye yatkınlık ilerleyen yaşlara kadar devam eder. Örneğin; 5,5 yaşında yabancı bir ülkede anaokuluna başlayan bir çocuğun (kendi ülkesinde ama sürekli yabancı dilin konuşulduğu bir anaokulu da olabilir) 5 ay gibi kısa sürede, diğer çocuklardan farkı ayırt edilemez şekilde, bu yabancı dili öğrendiği gözlemlenebilir. Ergenliğe geçmeden önce yabancı dille tanışan çocuklar, eğer bu yabancı dil sürekli ve düzenli şekilde yaşamında yer alıyorsa, aksansız şekilde anadili gibi bu dilleri konuşabilir.

DİL ÖĞRETMENİN DOĞRU YOLU NEDİR?
- Herkes çocuğunun birkaç dil bilmesini istiyor, bunu öğretmenin doğru yolu nedir? Yabancı dil konusunda nasıl bir yol izlenmeli?

Çocuğunun birkaç dil öğrenmesini isteyen bir aile, çocuğu bu dillerle tanıştırmak için ergenliğe kadar olan zamanı iyi değerlendirmeli. Çocuğa dilleri düzenli ve sürekli şekilde sunmak en önemli noktadır. Eğer erken yaşlarda dilleri sunar, sonradan hiç kullanmazsanız, dillerin unutulması öğrenilmesi kadar hızlı olur. 

- Çocuğa kaç yaşında ana dil haricinde bir dil öğretilmeye başlanmalı?
Anadil çocuğun sürekli duyduğu ve baskın şekilde kullanmayı tercih ettiği dil olarak tanımlanır. Bir çocuğun bebeklikten 3 yaşına kadar olan zamanda çevresinde sürekli olarak konuşulan dili, ana dili olarak benimsemesi beklenir. Bu aşamadan sonra diğer dilleri öğretmeye başlamak mantıklı gözükmektedir. Özellikle ergenliğe kadar olan zaman diliminde, dil öğrenmeye yatkınlığın sürdüğü biliniyor. Ayrıca, öğretmeye başlanılan diğer dillerin çocuğun yaşamındaki sürekliliğini sağlamaya da özen göstermek gerekir.

ÇOCUK ÖNCE ANA DİLİNİ Mİ ÖĞRENMELİ?
- İki dil paralel bir şekilde mi öğretilmeli; yoksa önce biri sonra diğeri mi? 
Eğer çocuk doğal bir çift dilli ortamda yetişiyorsa (annesi Türk, babası Alman olan çocuk ya da Türk ailenin Amerika’ya taşınması gibi) her iki dili aynı anda öğrenmesi doğru olur. Eğer tek dilli bir ortamda yaşıyor ve yabancı dil olarak diğer dil öğretilmek isteniyorsa, 3 yaşından sonra ama ergenliğe geçişten önce yabancı dili sunulabilir.

- Araya üçüncü bir dil de girebilir mi?
Eğer sürekliliğini sağlayabilecekseniz, erken yaşlardaki çocuğunuza üçüncü bir dil öğretmeye çalışmanızın sakıncası olmaz.

- Çok fazla dil bilmenin, çocuğun gelişimi için artıları ve eksileri nelerdir? Bu durum çocuğun hangi özelliklerini geliştirir ya da hangilerine ket vurur?
Çift dilli olmanın hiç şüphesiz çocuk için sosyal kazanımları büyüktür. Yabancı dilin gerektiği bir ortamda rahatça iletişime geçebilir ve ihtiyaçlarını dil becerisi sayesinde kolaylıkla karşılayabilir. Ancak birden çok dil bilmenin zeka gelişimi üzerindeki etkileri konusunda elimizde net bir sonuç yok. Çift dilli olmanın okul başarısı ya da bilişsel beceriler üzerinde olumlu ya da olumsuz bir etkisi olduğu kanıtlanmadı. Ayrıca, çok dil bilmenin duygusal gelişim üzerinde de olumlu ya da olumsuz bir etkisi olduğunu söyleyemeyiz. Bu açıdan çocuğu çift dilli yetiştirmek konusundaki karar ailelerin tercihine kalıyor.

 

ARAŞTIRMALAR NE DİYOR?
“Dil becerisi, öncelikle duymakla ilgilidir. Yani çocuk duymaya başladığı andan itibaren dil gelişimi de başlar. Anne karnındaki bebeğin iç kulağı yani duyma organı pek çok organdan daha önce gelişimini tamamlar. 6 aylık bebekler anne karnında annelerinin sesleri ile hareket edebilir. Yani bebek daha doğmadan ana dili ile tanışır. İlk olarak duyduğu dil konusunda daha avantajlı olduğundan, ana dili ve onun gelişimi çok önemlidir. Çocuk, ana dilinin  konuşulmadığı bir ülkede yaşıyor olsa bile, dil gelişiminin tüm evreleri içinde ana dilini mutlaka duymalı ve geliştirmelidir.


Dil gelişimi için işitsel, sosyal ve fiziksel uyaranların sağlanması öğrenmeyi sağlar. İkinci dili duyması erken dönemde sağlanırsa, çocuğun ilk yıllarındaki hızlı öğrenme periyodu yakalanmış olur. Çünkü ilk 5 yıl öğrenmenin en hızlı olduğu dönemdir ve bu avantaj azalarak 10 yaşına kadar devam eder. İkinci dil, çocuğa sonradan kazandırılmak istenildiğinde eğitimin başarıya ulaşması için sevilerek yapılması, eğlenceli olması, çocuğun ders çalışır gibi değil ana dilini kazandığı gibi kendiliğinden edindirilmesi en başarılı yöntemdir. Çocuklar sokakta yaşıtları ile oynarken kendi kendine ikinci dilde konuşma becerisini geliştirebiliyor. Bu başarının nedeni yaşlarının getirdiği hızlı öğrenme yeteneği ve oyunun içinde bu dili öğrenmeleri ile açıklanabilir.

KÜÇÜK YAŞTA EĞİTİM AVANTAJ SAĞLAR MI?
Uzmanlar, ikinci dilin çocuğa verilebilecek en erken dönemde verilmesinin yararlarında neredeyse hemfikirler. Hatta bebeklikten itibaren ebeveynlerden birinin bir dili, diğerinin ikinci dili kullanarak onunla konuşması her iki dilin de birlikte eş zamanlı gelişebileceğini gösteriyor.

İkinci bir dili en kolay ve doğru yollarla öğrenmeleri için 6 yaş öncesinde o dil konusunda eğitime başlamak avantaj sağlayabilir. Okul öncesi eğitimde ikinci dil eğitimine başlangıç yapılması ülkemizde de örnekleri olduğu gibi Avrupa ve ABD’deki okul öncesi kurumlarda uygulanıyor. Bu dönem çocukların dinleme becerilerinin en esnek olduğu, öğrenmek için en fazla istek ve merak duydukları ve motivasyonlarının da en yüksek olduğu dönemdir.
İkinci bir dilin gelişimi açısından bu dönemi değerlendirmek çok yararlı sonuçlar verir. Şarkılar, şarkılı oyunlar, parmak oyunları çocukların ikinci bir dili öğrenirken işlerini kolaylaştıran yöntemlerin başında gelir.

DİLİ KİM ÖĞRETMELİ?
Pek çok anne baba dil eğitiminin bir bakıcı mı yoksa okul ya da kreşte mi olması gerektiği konusunda kararsız kalır. İkinci dilin, ana dili o dil olan biri tarafından verilmesi en idealidir. Örneğin; annesinin ana dili Türkçe, babasının ana dili Almanca olan bir çocuk annesi ile sadece Türkçe konuşurken (dil gelişimi tamamlanana kadar), babası ile Almanca konuşursa her iki dili de öğrenir. Çocukların aksanı olan bir kişiden o dili duymaları ve öğrenmeye çalışmaları ideal bir durum değildir. O aksana alışarak dili öğrendikten sonra ana dili olan bir kişiden duyduklarında söylenenlerin anlamını kavramaları zor olabilir. Dili öğrendikten sonra farklı aksanları duyması yararlıdır, anlaması da daha kolaydır.

BİRDEN FAZLA DİL ÖĞRENMESİ KONUŞMASINI BOZAR MI?
Öncelikle birden fazla dilin olması konuşma ve dil bozukluğuna yol açmaz. Çok sık olmasa da iki dilin birden kullanımına bağlı olarak konuşma gecikmesi denilen bir tür konuşma geliştirememe ya da konuşma becerisinin kendisinden beklenen düzeyin altında olması durumu yaşanabilir. İki dili eş zamanlı olarak öğrenen çocuklarda bu belli bir ölçüye kadar normal kabul edilir. Bu nedenle bu çocukların dikkatle izlenip gelişimlerinin takip edilmesi önemlidir. Konuşma gecikmeleri uygun yaklaşım ile kısa sürede düzelmekle birlikte, her zaman sanıldığı kadar basit olmayabilir. Eğer çocukta konuşma gelişiminin gecikmesi yaşanırsa bir uzmana danışılmalıdır.


NASIL BİRDEN FAZLA DİL ÖĞRENEBİLİYORLAR?

İnsan yavrusunun, çocukluğun erken dönemlerinde yaşadığı en büyüleyici deneyimlerden biri de dil öğrenmektir. Konuşulan dil, karmaşık kuralları olan bilgiler içerir. Anlamın oluşmasını sağlayan farklı öğeler iç içe geçmiştir ve şifrelerin çözülmesi gerekir. Bu nedenle, dili kavrama işi, konuşmanın akışını, tekrar düzenlenebilen, anlamı olan ve hatırlanabilen küçük birimlere ayırmayı gerektirir. Bu, bebek için kolay bir iş değildir. Bir sözcüğün nerede bittiği ve sonrakinin nerede başladığını anlayabilmek için konmuş, kesin ve hızlı uygulanabilecek kurallar yoktur. Yetişkinler, sözcük sınırlarını belirleyebilmek için sesteki belli belirsiz işaretleri, vurgu ve duraklamaları kullanırlar. Ancak, bu beceriyi doğuştan kazanmayız.

İLERİDE NE OLACAK?
Çocuğunuz artık etkileyici boyutta bir sözcük dağarcığına sahip olsa da, yetişkin diline ulaşana kadar kat etmesi gereken hâlâ biraz yol vardır: Tek tek sözcüklerin ötesinde anlam üretmeden önce temel dilbilgisiyle tanışması gerekir. Yine de, belli sayıda sözcüğü kavradıktan sonra, onları, ilk cümleciklerini oluşturmak için birleştirmeye başlar. Hatta çevresindekilerin sözcüklerini taklit eder, sizin ya da büyük kardeşlerinin söylediklerini tekrarlar. Bu, çıldırtıcı bir şey olabilir ama bebeğiniz, bunları, sizi sinirlendirmek için yapmaz: Bebekler, dilin yapısını çözümlemek için başkalarının kullandığı daha karmaşık cümlelerden yararlanırlar. Bebeğiniz sizinle giderek daha incelikli sohbet etse de sıra kendi yaşıtlarıyla iletişim kurmaya geldiğinde hâlâ “dilinin bağlı” olduğunu fark edebilirsiniz. Yaşıtlarla usta bir şekilde konuşmayı öğrenmesi daha uzun sürer.”

Kaynakça: Kyra Karmiloff -Annette Karmiloff (Bak Şu Konuşana, Alfa Yayınları)



 

BEBEĞİM BÜYÜRKEN BÖLÜMÜNÜN DİĞER KONULARI

Copyright 2007-2013 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.