Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Yazı Boyutu:

0-6 YAŞ ÇOCUĞUNUN PSİKOLOJİSİ

Evet, bu bir aşk ilişkisi!
0-6 YAŞ ÇOCUĞUNUN PSİKOLOJİSİ (2)

0-6 YAŞ ÇOCUĞUNUN PSİKOLOJİSİ (2)

Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Prof. Dr. Yankı Yazgan ile 0-6 yaş döneminde çocukların en çok karşılaştıkları sorunları ve çözümlerini konuştuk. Her anne babanın ihtiyaç duyacağı, rehber niteliğindeki bu bilgileri sakın atlamayın... Aşk yaşamadım diyen yanılır. Çünkü, ilk aşkını her bebek annesiyle yaşar. Anne baba ile bebeğin arasındaki ilişki aşktır! Evet, yanlış duymadınız, hem de gerçek bir aşk! “0-6 yaş çocuğunun psikolojisi” adlı yazı dizimizin bu ikinci bölümünde; 0-6 yaş’ın neden önemli olduğunu, bu dönemde yapılan anne-baba hatalarını, çocukların en çok karşılaştıkları sorunları ve çözümlerini bulacaksınız. Bu arada, sevginin büyümeye olan katkısını, bebeği kimin ve nasıl bakması gerektiğini, yasaların kadınların anne olma hakkını nasıl da elinden aldığını, genlerin mi yoksa yetiştirmenin mi çocukların kişiliğini oluşturmada etkili olduğunu, yine bu yazıda bulacaksınız. İşte, Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Dr. Yankı Yazgan ile yaptığımız röportajın ikinci bölümü…


- 0-6 yaş çok önemli deniyor. Bu dönemde anne babaların yaptığı hatalar var mı? Yoksa, genetik deyip sorunları başımızdan savabilir miyiz?
Hayır, genetiktir deyip başımızdan savamayız. Anne-babalar her çocuğun, kendine özgü bir huy ve tabiat yapısı olduğunu unutarak hataya düşüyorlar. Çocukların standart olmadıklarını ve kafamızdaki çocuğa göre değil de, önümüzdeki çocuğa göre davranmayı unuttuğumuzda hata yapıyoruz. Çünkü, bizim kafamızda bir çocuk var, idealimizdeki çocuk o; ama kucağımızdaki çocuk idealimizdeki çocuk değil.


- Tıpkı aşkta yaşadığımız idealleştirmeyi, çocuk söz konusu olduğunda da yaşıyoruz öyleyse?
Evet, aynen öyle, bravo… Üstelik, bu durum idealimizdekinin iyi ya da kötü olduğu anlamına gelmez, sadece elimizde ne var, malzeme nedir, ona bakmak lazım. Çocuğumuzu tanıma gayretine girersek, hangi özellikleri olduğunu, neyi daha iyi yaptığını, neden hoşlandığını, neden rahatsız olduğunu bilirsek… Ve özellikle de 3 yaşına kadar olan dönemde onunla temel olan ilişkimizi korumayı birinci plana alırsak, onu istediğimiz gibi yapmaya çalışmayı değil, onunla bir ilişki kurmayı ön plana alırsak, yapacağımız büyük hatalardan kaçınmış oluruz.


GEN, BANKA KARTI ŞİFRESİ GİBİDİR!


- Ya, genetik faktörünü ne yapacağız?
Çocuğumuzda birçok özelliğin genetik faktörlerden geldiğini biliyoruz. Fakat, genetik yükler, tıpkı bize verilen banka kartının şifresi gibidir. O şifreyle ne yapacağımız bize bağlıdır. O yüzden, genetik dediğimiz şey de bir değiştirilemezlikten ziyade, neyin değiştirilemez, neyin değiştirilebilir olduğunu bize gösteren bir alandır. Yoksa, değiştirilemez sandığımız birçok özellik değiştirilebilir ya da ona göre pozisyon alınabilir. Biz konumumuzu değiştirebiliriz. Genetik kavramından olumsuz bir sonuç çıkması, bazen bizim değişmeyecek şeyleri zorlamaya çalışmamızdan ileri gelir.


- 0-3 yaş arası dönemde, yani bebeklik döneminde özellikle öne çıkan bir konu var mı?
0-3 yaşındaki çocukların ailelerinin uğraştıkları en önemli konuların başında beslenme, büyüme gelmekteyken; çocukların en önemli temel ihtiyaçlarından birisi de ilişki kurmaktır. Çünkü, ilişki ihtiyaçları karşılanmayan çocukların büyümelerinin bile bozulabildiğini görüyoruz. Örneğin; Romanya’da yapılan büyük bir yetimhane çalışmasında, çocukların büyümesi için gerekli olan her türlü besin, uyku, temizlik ihtiyacı karşılanan çocuklar, yine de ağır gelişim sorunlarıyla karşımıza çıkıyorlar. Çünkü onlarla ilişki kuran, onlarla iki çift söz edip, gözgöze dizdize zaman geçiren, hiç kimse olmuyor.


BÜYÜMENİN ÖNÜNDEKİ ENGEL: SEVGİSİZLİK!


- Çocukların büyümesini sevgisizlik mi engelliyor?
Biraz klişe bir laf olacak ama evet, öyle. Her anne-babanın çocuğunu sevdiğinden şüphe yok, fakat sevgi çocuğun ihtiyacı olanı vermektir. Çocuğun ihtiyacı, bazen iki kaşık daha fazla mama yedirmek değil; onunla bir 20 dakika yerde oturup, hiç telefon çalmadan, televizyona bakmadan, sağla solla ilgilenmeden, çocukla burun buruna, konsantre bir zaman geçirmektir. Sevmek, bebeklerde onlara zaman ayırmaktır, başka hiçbir şey değildir. Sevmiyorsak zaman ayırmıyoruzdur, zaman ayırmıyorsak da, sevdiğimizi karşımızdaki hissetmez. Bu, yetişkinler için de böyledir.


ANNE OLMA HAKKI ENGELLENİYOR!


- Bu noktada hemen şunu sormak istiyorum, çağın “Çocuk da yaparım, kariyer de” dayatmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? 0-3 yaşındaki bir çocuğa günde 12 saat çalışan bir annenin ilgisi yeter mi?
Öyle bir şey yok! Üstelik, bu söylediğiniz çok da politik bir konu. Temel olarak kadınlara doğum sonrasında sağlanan ücretli izin hakları son derece sınırlı… Öte yandan, çocukların anneleriyle olan ihtiyacı sadece süt emme zamanından ibaret değil. Birlikte zaman geçirme ihtiyacının bir hak olarak çocuklara ve annelere verilmesi gerekiyor. Bunun örneklerini zengin ülkelerde görebiliriz. Fakat Türkiye, birçok konuda zengin bir ülkeymiş gibi davranırken (makam arabalarının sayısından bunu gözlemleyebiliyoruz), aileye önem verdiğini düşünen bir kültür içerisinde, çalışan kadınların anne olma hakları korunmuyor, hatta engelleniyor.
Diğer yandan, günümüz realitesinde annenin iş hayatının hayhuyu içerisinde, ya da bazen kariyer önceliklerimiz de annenin çocuğuna bakmasına müsade etmeyebilir. Örneğin; doktorsanız, gün aşırı nöbetçisiniz ve bir çocuğunuz var, bu taktirde; annenin boşluğunu doldurabilecek nitelikte, çocuğun hayatında devamlılığı olan, onun beslenme, temizlik- uyku gibi ihtiyaçlarından öte ihtiyaçlarını karşılayabilen bir yetişkin olması mühimdir. Bunu en iyi annenin yapabileceğini düşünüyoruz, fakat anne dışındaki bireyler de; bu baba olabilir, anneanne, babaanne olabilir veya uygun bir bakıcı kişi olabilir, çocuğa bakabilir.  Fakat bakıcılar da maalesef çok sık değişmeleriyle tanınan insanlar ve bakıcı kişinin devamlı olmasına özenmek gerekiyor.


- Bu şartlar altında çalışan annelere bir öneriniz var mı?
Çalışan anneler, işlerini güçlerini bir kenara bıraksınlar demiyorum tabii ki, ama 0-3 yaşta yoğunluğun annede olmasının önemli olduğunu biliyoruz. Özellikle de 0-1 yaş arasında bu hakkın annelere verilmesi yani annelere ücretli izin verilmesi, bir lütuf değil, bir zorunluluk. Aileye ve çocuğa önem verdiğini iddia eden bir toplumda, bu hakların da yasalarla sağlanması gerekiyor. Bu arada beğenelim, beğenmeyelim, aile büyükleri çocuklara çok büyük katkılarda bulunuyor.


ANNEDEN AYRILABİLMEK, İŞTE BÜTÜN SORUN BURADA!


- Gelelim, 3-6 yaş arasında en sık görülen sorunlara?
3-6 yaş arasında en sık karşılaştığımız sorunlar ayrılabilmek ile yani anneden ve emniyetli sayılan durumlardan uzaklaşmakla ilgili sorunlardır. Ayrılık gündeme geldiğinde de takıntılar, endişeler, davranış üzerindeki kontrolün gevşemesi söz konusu olabilir.  Çünkü aynı dönemde; dürtü kontrolünün gelişmesini sağlayan, beyin bölgelerinin gelişimi hamlesi 4 yaş civarında tamamlanır. O sebeple 4 yaşından itibaren çocuk kendine daha bir hakimdir. Hareketleri ve davranışları üzerindeki hakimiyeti dil hakimiyetiyle paralel gider. Dil becerileri iyi olan çocukların davranışları üzerindeki kontrolleri de daha da artar. Sonuçta, 0-3 yaşında bunların alt yapısı oluşur. Özellikle 4 yaşından itibaren, 0-3 yaşındaki hamlelerin meyvelerinin toplandığı bir dönemdir. Bir sonraki benzer gelişim dönemi 11 ila 14 -15’e kadarki dönemde yaşanacaktır. Burada da 11-12 yaş civarında çok ciddi bir beyin gelişimi hamlesi olur ve yaklaşık 16 yaş civarında da bu dönemin meyveleri toplanmaya başlanır. Dolayısıyla, çocuğa altyapı yatırımı yapılmazsa sonrası olmaz.


- Ayrılma dönemindeki (3-6 yaş) anne- baba hataları ile ilgili neler söyleyebilirsiniz?
Ayrılık, ayrılmayı becerebilmek, çocuğun bağımsız olabilme yolunda hareket etmesidir. Ayrılık, aynı zamanda belirsiz, bilmediğimiz bir yöne doğru gitmek gibidir, tıpkı büyümek gibi. Bu yüzden (bilinmezlik) hem arzulanır ve heyecan verir, hem de korkutucudur. Bu çelişki içerisinde çocuklar 3-6 yaş döneminde hem çok bağımlı, hem de çok bağımsızdırlar. Dolayısıyla, anne-babaların kafası karışır. Anneler, bababalar açısından da ilk 3 yıl çocukla burun buruna , dipdibe yaşadıkları bebeğin, kendilerinden uzaklaşacağını ilk kez hissettikleri ve aslında bu yoğunluğun geçici olduğunu ilk kez farkettikleri dönemdir. O yüzden de, ebeveynlerin de ilk refleksi, o dönemde çocuklarına daha sıkı yapışmak olur.


DERKEN ÇOCUK GİDER…


- “Bir gitse iki dakika başımızı dinlesek” derken, çocuğun gerçekten gittiğini görürüz çünkü…
Kesinlikle öyle… Fakat anne-baba ve çocuk arasında ömür boyu kopmaz bir ilişki vardır. 3-6 yaş; çocuğun annesine biraz surat asmasına, annenin çocuğun kendisinden biraz uzak durmasına, neredeyse tahammülünün sıfırlandığı bir dönemdir. O yüzden, endişelerle, kaybetme korkularıyla birlikte yaşanır. Bu dönemde çocuğun uykuları bozulabilir, okula gitmemek için direnebilir, anneden uzak olunan ortamlarda huzursuzluklar ve taşkınlıklar ortaya çıkabilir. Dolayısıyla, endişe ve korkunun çocuğun davranışlarına yön verdiği bir zaman dilimidir ve çelişkiler hiç bitmez.


- O yüzden mi, sofrada, markette, misafirlikte 3-6 yaş arasındaki çocukları dengeleyebilmek, aileler için zaman zaman kabusa dönüşebiliyor? Bu dönemin yumuşak yaşanması için önerileriniz var mı?
Herkesin kendisi en rahat hissettiği koşulda hareket etmesini öneririm. Örneğin; iki çocuğunuz var, biri 4 diğeri 6 yaşında ve dışarı çıkmakta zorlanıyorsanız, hep beraber çıkmak zorunda değilsiniz. O yüzden, idealinizde hep birlikte sofrada sessiz sedasız bir şekilde yemek yiyen bir aile tablosu olmakla beraber, eğer bunu gerçekleştiremiyorsanız, oldurmak için koşulları zorlamak yerine, zaman zaman bölünerek; annenin bir çocukla, babanın bir çocukla zaman geçirmesi, sonra da çocukları değişip tekrar birebir zaman geçirmeleri belki daha makuldür.


“SOFRADA OTURMAK İSTEMİYOR!”


- Örneğin; kızım bazen sofraya oturmak istemiyor?
Çünkü kurallarınızın sağlamlığını test ediyor.  Kuralınız o kadar önemliyse, çocuğun sofraya oturmaması diye bir şey söz konusu olamaz. Sonuçta, 3-6 yaş kuralların çok önemli olduğu bir yaş dönemi. O nedenle, kuralları koyarken uygulanabilecek ve sizin de inandığınız kurallar olmasına dikkat etmek gerekiyor. Aksi taktirde, çocuğun kafasını karıştırırsınız. Doğru bildiğinizi, çocuk istemiyor diye değiştirmenize hiç gerek yok. Aksi taktirde, belirsizlikler oluşur ve size güvenemez. Çocuk, kendisiyle ilgili neyin doğru olduğuna karar verme yetkisine sahip değil, o zaman zaten yetişkin olmuş olur.


ÇOCUĞUM ÖZGÜR, BİZ ARKADAŞIZ!


- “Ben çocuğumu özgür yetiştiriyorum” doğru bir slogan mı?
Özgürlük, sorumluluk alabilmek ölçüsünde vardır. Sorumluluk vermediğimiz bir çocuğa hangi özgürlüğü verebiliriz? Ona sadece kötülük yapmış oluruz! Yani, seçme şansını kullanamayacak olduğu bir zamanda ona seçme şansı vermek gibi…


- Çocukla arkadaş olmaya ne diyorsunuz?
Çocukların bizim arkadaşlığımıza ihtiyaçları yok. Bizim anne-babalığımıza ihtiyaçları var. Arkadaşlarını kendi yaşıtlarından seçecekler. O yüzden, bizimle arkadaş olmaları yaşıtlarıyla arkadaş olmalarını bile bozucu ve engelleyici olabilir. Çocuklar, anne-babalarıyla arkadaş değil, ancak arkadaşça bir ilişki içerisinde olabilirler. Ama biz arkadaş olursak, anne-babalığı kim yapacak?..

HAZIRLAYAN: HÜLYA YILDIRIM

BU YAZI DİZİSİNİN DİĞER BAŞLIKLARI İÇİN TIKLAYINIZ

DİZİ & ARAŞTIRMA BÖLÜMÜNÜN DİĞER KONULARI

Copyright 2007-2013 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.