Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
YAŞAMAK DİRENMEKTİR
ÖMER BORAN
İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Hastane İlköğretim Okulu Müdürü
Yazı Boyutu:
Yaşamımdaki en güzel “Babalar Günü” hediyesi

Posta gazetesi yazarı sevgili Nilüfer Kas’ın 2008 yılında Hürriyet gazetesinde hakkımda yazdığı yazı yaşamım boyunca aldığım en güzel Babalar Günü hediyesi olmuştur. Bu yazıyı her okuduğumda gözlerim dolar ve bir o kadar da gururlanırım.

Ben bütün babaların evlatları için aynı fedakarlıkları gösterdiğini gözlemleyen bir insanım. Anneler kadar duygularımızı dışarı yansıtmasak da; içimizdeki fırtınalar dinmek bilmez; sevdiklerimize dair… Pek gösteremeyiz, yansıtamayız sevgimizi; ama onlar için canımızı bile veririz… Geceleri ağlarız biz babalar; sevdiklerimiz o zayıf anımızı yakalamazsın diye... 

Aslında zor bir görevdir babalık; çok büyük sorumluluklar taşır. Ben bütün babaların evlatlarına model olacağını umarak; babalar gününüzü içtenlikle kutluyorum. Ve sevgili Nilüfer Kas’ın bana ithaf ettiği o duygu dolu yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum:

ÖMER HOCA GİBİ BABA OLMAK
“Kaç baba 21 ay boyunca ev ve iş arasında mekik dokumasına rağmen en küçük bir şikâyet duygusu yaşamaz? Kaç baba çocuğunun masal kahramanı olmak için böylesine mücadele verir?

Ekranda Ömer Hoca’nın gözlerinin içi güldükçe ben ağladım. “Baba gibi baba” olmak işte böyle bir şey galiba... Oğluna ve öğrencisi olan lösemili çocuklara moral vermek için kaç baba saçını kazıtır? Kaç baba her sabah 06.30’da kalkıp oğlunun idrar torbasını boşaltmasına yardımcı olur? Kaç baba 21 ay boyunca ev ve iş arasında mekik dokumasına rağmen en küçük bir şikâyet duygusu yaşamaz? Kaç baba hayatını değiştirecek bir karar alıp, duygusal olarak etkileneceği bir ortamda öğretmenlik yapmaya gönüllü olur? Kaç baba çocuğunun masal kahramanı olmak için böylesine mücadele verir?

Tüm Türkiye gibi onları özenerek seyrettim, o parayı kendim kazanmış gibi sevindim ama nedense içimin cız etmesine engel olamadım. “Var mısın Yok musun” yarışmasının Ömer Hoca olarak tanıttığı Ömer Boran, büyük ihtimalle babalığını adam gibi yapamayanlara kendini kötü hissettirdi.

Düşünsenize, bu adam oğlu için hayatının yönünü değiştirmiş ve bunu keyifle, büyük bir enerjiyle yapıyor. 11 yaşındaki oğlu Yağız Fırat ‘Allah hiç kimsenin başına vermesin’ diyebileceğimiz türden bir hastalıkla mücadele ediyor. Ama onun babası en büyük şansı... Çocuğunun hasta mı, sağlıklı mı olup olmadığını bile merak etmeyen babaların olduğu bir toplumda Ömer Hoca gibi bir babaya sahip olmak, büyük ikramiye kazanmakla eşdeğer sayılabilir.

GÖNÜLLÜ ÖĞRETMEN
Lösemi tedavisi sürerken 1 yıldır belden aşağısını hareket ettiremeyen Yağız Fırat Boran, rüyalarını gerçekleştirmek için babasının bir şövalye gibi mücadele ettiğinin farkında. O yüzden hem lösemiye, hem de ayakları tutmamasına rağmen hayata karşı dimdik ayakta. Yağız  ‘Lösemiyi de yeneceğim. Yürümeye de varım!’ diyebilecek kadar yürekli bir çocuk. Çünkü babasının da kocaman bir yüreği var.

Birkaç yıl önce İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü''ne bir haber için gitmiştim. Bölüm başkanı, çocukların derslerinden geri kalmaması için eğitimlerini hastanede oluşturulan sınıfta sürdürdüklerini söylemiş, ancak yaz tatili nedeniyle daha sonra röportaj yapabileceğimi belirtmişti. Araya başka şeyler girdi ve ben o röportajı gerçekleştiremedim. Röportaj gerçekleşseydi, bugün Türkiye’nin ayakta alkışladığı Ömer Hoca ile yıllar önce tanışmış olacaktım.

Ömer Hoca, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü’nde tedavi gören lösemili çocuklara gönüllü öğretmenlik yapıyor. Oğlunu yurtdışında tedavi ettirebilmek için gerekli parayı kazanmak amacıyla ‘Var mısın Yok musun’ adlı yarışmaya başvuran Ömer Hoca, 3 ay boyunca her gün yarışmacı olmayı bekledi. ‘Bekleyen derviş muradına ermiş’ misali Ömer Boran’a şans geçen hafta güldü ve evine 125 bin YTL''lik para ödülüyle döndü.

RÜYALARINDA YÜRÜDÜĞÜNÜ GÖRÜYOR
Allah iyilerin yanındadır. Ömer Hoca, yaptıklarının karşılığını almaya yeni yeni başladı. Konuşmasıyla, hayata bağlılığıyla milyonları ağlatan 11 yaşındaki Yağız için kapılar artık bir bir açılıyor. Ömrü boyunca eğitim masrafları karşılanacak, yurtdışında tedavisi yine hayırsever bir işadamı tarafından yaptırılacak.

Belden aşağısı tutmayan Yağız, rüyasında kendisini yürürken gördüğünü söylüyor. Yağız ve Yağız’ın durumunda olan çocukların hepsi için duacıyız. Zaten Ömer Hoca gibi bir babası varken bu rüyanın yakında gerçeğe dönüşeceğine inanıyoruz.

Bir önerim var; Ya Ömer Hoca’dan alınacak ‘babalık geni’ bu konuda eksikliği olanlara nakledilsin ya da Ömer Hoca, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü’nde yaptığı öğretmenliği hafta sonları açılacak ‘babalık kursunda’ devam ettirsin. Herkesin ondan öğreneceği çok şey var.”

Çok teşekkür ederim Nilüfer; yaşamımda aldığım en güzel Babalar Günü hediyesiydi…



Copyright 2007-2012 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.