Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
YAŞAMAK DİRENMEKTİR
ÖMER BORAN
İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Hastane İlköğretim Okulu Müdürü
Yazı Boyutu:
Babama mektup

Koca adama;

Çok büyüdüm artık babam, yaşam beni o kadar sınadı ki; hiç kimsenin algılayamayacağı olgular yaşadım… Ne öğretmen olduğumu, ne evlendiğimi, ne torunlarını, ne boşandığımı, ne torununun kanser olduğunu göremedin… Erken veda ettin be baba… Hep düşünürdün o üç katlı taş duvar evimizde; belli etmezdin duygularını anlardık; sevgili annem de anlatırdı hep; bakmayın siz ona, sevgisini belli etmez O… 

Bakıyorum da şerit gibi hayatımıza; ne kadar etkili olmuşsun… Hiç unutmadığım anlar var okula dair. Okulun karşısında bir büfemiz vardı. Babam inanılmaz şıra yapardı üzümden. Büfemizin bir üst asma katı vardı. Bizden başkası oraya çıkamazdı. Sanki büyülü bir atmosferi olan bir yerdi, tahta ve gıcırdayan bir merdivenle çıkardık. Kardeşlerim küçüktü ve ben babamın yardımcısıydım boş zamanlarımda. Elimde tepsi ve üstünde şarap tadında üzüm şıraları kıpkırmızı… Sokağı dolaşır ve “Şıraaaaa” diye bağırırarak, boş tepsiyle geriye dönmenin zevkini doyasıya yaşardım. Diğer çocuklara göre çok şanslıydık kardeşler olarak, büfemiz vardı ve çocukların her an istedikleri şeyler bizde mevcuttu, elimizin altıdaydı… Ve babam hiç sakınmazdı bizden. Eskiler bilir, bizim jenerasyon; kaynana şekeri, içi kaymak dolu gofretler, iç ferahlatan gazozlar, teneke kutularda büsküviler, içinden resim çıkan büyük boy sakızlar... İnanılmaz keyifliydi, aldığımız kuruşlar ve okulda bize süt dağıtılması…

Hep okumamızı istedin; çünkü inanılmaz yokluklar içinde, inekleri ahıra koyduktan sonra, okula kaçarak gittiğini anlatırdın. Dördüncü sınıfa kadar okuduğunu ve bunu anlatırken ne kadar duygulandığını hep hatırlarım. Ve ben üniversitede okurken profosyonel futbolcu olmama bile izin vermemiştin inadına. Okumalısın, öğretmen olmalısın dercesine, içindeki hayallerini bana aşılamıştın. O kadar emindin ki; hiç unutmam ben ve kardeşlerim; karnelerimize bile bakmazdın. Aldığımız teşekkür ve takdirleri büfedeki kasanda saklardın. Bizim yanımızda bakmazdın; belki de bizden sonra bakıp gözyaşları döküp; bizimle gurur duyardın.

Çok sevilen bir esnaf olduğunu hatırlıyorum arsada. Seninle sohbete bayılırdı arkadaşların; hayatı tiye alan ama aslında çok içli bir adamdın sen. O kadar ki; geçici felç getirdiğin günü unutamıyorum bile. Sonra toparladın, büfeyi sattık, stresten uzaklaştın, kendine geldin…
Ve ben üniversiteyi bitirip; öğretmenlik sınavlarına girdiğim İstanbul’da; gelen telle sarsıldım…İçime doğmuştu sanki; vefat ettiğini dahi söylemediler…”Baban rahatsız acele gel”... Geçirdiğim en zor ve uzun yolculuktu. 18 saat süren bir yolculuk ve ardından, Trabzon sahilde öğrendiğim acı gerçek. Aylardan Aralık ve inanılmaz kar var köy yolunda… Şavrole bir taksi tutup, köydeki cenazene yetişmeye çalıştığımı, kardan arabanın artık gidemeyeceğini, yayan yola devam ettiğimi dün gibi hatırlıyorum; o karlı yolda karşıma çıkan insanların; devam et Ömer seni bekliyorlar deyip, taziye bile yapmadan, cenazeme; sana yetişmemi istediklerini ve benim tamam yetişeceğim diye çığlıklarımı… Kan ter içinde gelmiştim, mezarının başına ve 5 dakika önce büyüklerimizin cenaze bekletilmez demesiyle, yetişememiştim…Toprağını atamamıştım üstüne, en büyük evladın olarak…Avuçlarımda ıslak toprağının nemini hala hissederim. 21 yıl olmuş ve ben bu yazıyı sanki dün gibi hatırlarken yazıyorum.

Bir yerlerden beni ve kardeşlerimi izlediğini, 14 yıl sonra yanına gelen annemle izlediğini biliyorum…Yaşam eskisi gibi değil babam; ama şunu bilmeni isterim; hep iyi bir insan olmaya ve topluma yararlı olmaya çalıştım… Sen iyi bir adamdın, bana ve kardeşlerime bıraktığın en büyük servet buydu… Ben de çocuklarıma aynı serveti bırakacağım için çok mutluyum.

Seni çok seviyorum…

Babalar günün kutlu olsun; koca adam…


 


Copyright 2007-2011 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.