Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
DENETLEYEN ANNEDEN ETKİLEYEN ANNEYE
BİRSEN ÖZKAN
Psikolog-Eğitimci
Yazı Boyutu:
İnsanları olduğu gibi kabul etmek ne demek?

Bir önceki yazımı: Kabul ne demek? Bir insanın evrensel değerlere ters gelen davranışlarını, görgüsüzlüğünü, kabalığını vs. hoş görmek mi? Çocuğumun yatağımın üzerinde ayakkabılarıyla zıplamasına izin vermek mi, yoksa kış günü yazlık elbiseyle sokağa çıkmasına göz yummak mı? “Kabul de, nasıl kabul?” diyerek bitirmiştim.     

                                                                                                                                                 .

 

Gordon “Kabul, çocuğun tüm gizil gücünü kullanmasına izin veren, olabileceği ‘en iyiyi’ olmasına olanak sağlayan verimli bir toprak gibidir” der. Çocukta en iyi olmaya elverişli potansiyel olsa bile aile ortamında kabul yoksa, çocuğun gelişip serpilmesine olanak olmadığını söyler.          
                                                                                                                                                                                  

Ana babalarla çalışırken, “Kiraz sevip vişne sevmeyen var mı?” diye sorarım. Vişne sevmeyenlere birer çekirdek verip bu çekirdeğin anne karnına düşen ilk döllenmiş hücre olduğunu düşünmelerini isterim. Çekirdek anne karnında büyür ve dünyaya gelir. Anababa tatlı bir kiraz bebeğin dünyaya geleceğini hayal ederken ekşi mi ekşi bir vişne bebeğe sahip olurlar. Çünkü benim verdiğim çekirdekler, görünürde kiraz çekirdeklerinden farklı olmayan vişne çekirdekleriydi. Bebekler de görünürde kiraz ve vişne çekirdekleri gibi birbirlerinden pek farklı değildir. Ama anababalar vişne olan bebeklerini,  kirazı sevdikleri için kiraza döndürmek için başlarlar çalışmaya. Vişne çocuk dersler, kurslar, “Ben olamadım sen ol” dayatmaları, eleştiriler, nasihatler vs. ile kiraz çocuk olma yolunda dönüşüme başlar.

Vişne çocuklar, “Ben kimim?” sorusunun sorulduğu ergenlik çağına geldiklerinde, bakarlar ki ne anababalarının istediği gibi kiraz olmuşlardır ne de kendi olmak istedikleri gibi vişne!

Bu durumun bilincine varan bir genç için bundan daha acı ne olabilir?                                            

 

Gordon E.Ö.E kitabında anababa gruplarından birine katılan bir babanın acısını şöyle anlatır:

 

“BABACIĞIM BEN KİMİM?”

“Ben oğluma daha iyi bir baba olmak için geldim bu gruba. Şimdiye kadar hiç konuşmadım, ama bugün konuşmak istiyorum. Benim bir oğlum daha vardı. O dünyaya gelince yapmak isteyip de yapamadığım her şeyi ona vermek için çalıştım, durdum. Ben parasızlıktan üniversiteye gidememiştim, onu gönderdim. Ben çok çekingendim, o girişken olsun istedim. Bunun için öğrenci başkanlığına adaylığını koysun istedim, başkan seçildi. Ben futbol oynamak isterdim gençliğimde, olanağım olmadı, oğlum oynasın istedim. Üniversitenin takımına girdi. Sınıfını da geçti. Ama o yaz ne oldu biliyor musunuz? Canına kıydı. Cebinden bana yazılmış bir not çıktı: ‘Babacığım bilmiyorum ben kimim? Ben sanki SENim!’                                                                             

 

İşte şimdi ikinci oğlumu yetiştirirken artık yanlış yapmak istemiyorum. Onun için buradayım.”

 

“BU KÜÇÜK İNSAN KİM?”

Sevgili anneler, çocuğunuzun eğitimini tabii ki planlayacaksınız; ama onun ilgi, yetenek, istek,  beceri ve potansiyeline göre yönlendirmeniz koşuluyla. Çocuğunuzu yetiştirirken kendinize, “Çocuğumda hangi becerileri geliştirmeliyim, onu hangi spor/sanat dallarına, hangi mesleğe yönlendirmeliyim?” sorusu yerine şu soruyu sormalısınız: “Bu çocuk ihtiyacı olan tüm olanaklara sahip olsa nasıl bir insan olur? Acaba hangi gizil güçlerle bu dünyaya geldi? Kim bu küçük insan, kim?”

 

Anababalar kendilerine ilk soruyu sorarlarsa, çocuklarını şekillendirmeye, kendi istedikleri yolda yürümesi için onu etkilemeye çalışırlar.

 

Ama “Kim bu?” sorusu değiştirmeye değil, tanımaya yöneltir. Tanımak için de çocuğunuzu gözlemeli, nelere ilgisi olduğunu anlamaya çalışmalısınız. Bunun için de çocuğunuzun reddedilmekten, dönüştürülmekten korkmadan size kendini açması gerek. Açması için de sizin onu kabul etmeniz gerek.

 

ANLAMADAN KABUL GELİŞMİYOR!

Kabul, karşımızdakinin duygu, düşünce, değer ve davranışının ona ait olduğunu, onun için bir anlamı olduğunu, benimkiyle aynı olmak zorunda olmadığını; beni rahatsız etse bile, bunu yapmanın onun ihtiyacı olduğunu anlamaktır.

Bunu anladığımızda karşımızdakinin duygu, düşünce, değer ve davranışını “zihinsel olarak” kabul etmiş oluruz. Bu noktada Gordon’un kabulüne ek yapma ihtiyacı duyuyorum ve böyle bir açıklamanın kabulü daha anlaşılır kıldığını görüyorum.

 

İki örnek:                                                                                                                     

a) Çocuğunuza “Haydi parka gidelim” diyorsunuz, o da “ O zaman hemen oyuncaklarımı odama götüreyim” diyor.

b) Siz akşam yemeğine oturduğunuz halde çocuğunuz bir türlü TV’deki çizgi filmi bırakıp yemeğe gelmiyor.

 

Gordon kabul edebildiğiniz davranışları kabul penceresinde üst bölüme, edemediklerinizi de alt bölüme yerleştirin, diyordu. Bu örneklerdeki davranışları yerleştirmek çok kolay. Peki bizi rahatsız eden davranışları kabul edebilmek için onları da üst bölüme mi geçireceğiz? Hayır.

 

 

Kabul alanını da, kabulsüzlük alanını da ikiye ayırıyorum. “a” örneğindeki davranışı kabul etmeli miyim, etmemeli miyim diye düşünmezsiniz bile. Çünkü çocuğunuzun bu davranışı hem zihinsel/düşünsel hem de duygusal açıdan sizin için olumludur. Adeta refleks olarak kabul edersiniz. Bunda sorun yok. Kabul alanına yerleştireceğimiz her duygu düşünce ve davranış zaten pozitiftir. Önemli olan kabul edemediğimiz, bizi rahatsız eden duygu, düşünce ve davranışı kabul edebilmektir. Yani alt bölümdekileri kabul edebilmektir.      

 

“b” örneğinde çocuğunuzun yemeğe gelmek istememesini nasıl kabul edeceksiniz? Ne yaptığı için gelmiyor? Çizgi film izlediği için. O anda çizgi filmi izlemeyi bırakmak istememesini anlamak, zihinsel kabuldür. Kendinizi onun yerine koyup filmi izlerken neler hissettiğini anlamaya çalıştınız. Bu empatidir.  Çocuğunuzun/ya da herhangi birinin kabul edemediğiniz, sizi rahatsız eden bir davranışını onunla empati kurduktan sonra düşüne taşına anlarsınız ve düşüne taşına bilinç düzeyinde bu anlamanın adı kabuldür.

 

- Yemeğe gel yavrum.

- Filmim bitmedi ki.

- Filmin bitmeden yemek istemiyorsun. (Kabul cümlesi)

 

Zihinsel kabulü yaşayıp çocuğa ilettikten sonra duygunuza bakmalısınız. Eğer olumlu ise bu davranış tümüyle yukarı, kabul alanına çıkar ve çocuğun yemeğe gelmemesini kabul edebilirsiniz. Zihinsel kabulü ilettikten sonra duygunuz halâ olumsuzsa bu kez ben diliyle kendi nedeninizi söylemelisiniz. Bu aşamada bunun için çok erken. Söylemek istediğim o davranışı kabul edip etmemeniz için duygularınızın belirleyici olduğudur. Deneyimlerim ve gözlemlerimden biliyorum ki zihinsel kabul zamanla duygusal kabulü de getiriyor.

Bu öğretinin amacı biz bilincini ailede yerleştirmek ve yaşatmak olduğuna göre (Kazan-kazan) çocuğunuzun çizgi filmi bırakmak istemediğini anlamanız gelecekte sizi çocuğunuzla sorun çözmeye götürecektir. Gordon öğretisinin değeri burada ortaya çıkıyor. Çocuğunuzla çatışma yaşadığınızda çözümünüz size ve çocuğunuza uygun/özel olacaktır. Belki siz onun yemeğini tepsiye koyup kucağında yemesine izin verebilirsiniz. Başka bir anne, yine masada ama biraz sonra yemesine olanak sağlar. Başka bir evde yemek saati TV programına göre ayarlanabilir. Önemli olan her iki tarafın ne istediğinden emin olması ve iki tarafa uygun gelen bir çözümde anlaşmalarıdır. Çatışma çözme en son ele alacağımız konu.

 

HER SEFERİNDE KÜÇÜK BİR ADIM

Şimdilik sizi rahatsız eden davranışları zihinsel olarak kabul etmeyi başarmanız ve bunu çocuğunuza iletmeniz yeterli.        

 

Bu kadarcık bir değişikliğin bile birçok sorunu yok ettiğine tanık olabilirsiniz.

Anababa gruplarımdan bir annenin zihinsel kabulünü ve bunu dile getirmesinin etkisini sizlerle paylaşmak istiyorum:  İki çocuğundan küçüğüne hiçbir zaman portakal suyu içiremiyor ve bunun için çaba harcıyor, yararlarını anlatarak ikna etmeye çalışıyormuş. (Sorun varken ikna etmenin iletişim engeli olduğunu artık biliyoruz.) Yine portakal suyu içirme zamanı geldiğinde minik kızı reddedince,  “Portakal suyunu içmek istemiyorsun” demiş. Kızı “Evet bana muzlu süt yapar mısın, onu daha çok seviyorum” demiş. Anne bu zihinsel kabulü yaşayınca/empati kurunca: sevmediği bir şeyi zorla yemenin, içmenin kendisine de neler hissettirdiğini düşününce duygusal kabulü de yaşayıp bu davranışı üst/kabul bölümüne çıkarmış ve muzlu sütü hazırlamış. İlginç durum şimdi gelişiyor. Çocuk muzlu sütünü içtikten sonra, ilk defa portakal suyunu da alıp içmiş.

 

Anne şaşkınlık içinde “Kabul cümleleri adeta sihirli bir etkiye sahip” dedi.

 

Sihir nerede sevgili anneler? “Portakal suyunu içmek istemiyorsun” cümlesinde mi? Yoksa o cümlenin çocukta yarattığı duyguda/duygularda mı?

Eski bilgileri tazeleyelim: Her çocuk birey ve ait olma ihtiyacı ile dünyaya gelir demiştim. Annenin kabulü çocuğun var olma ve birey olma ihtiyacını karşıladı. İletişimi Annebaba-Çocuk ekseninden yetişkin yetişkine paralelliğine taşıdı. Çocuğun yetişkin benliği bu geri bildirim ve onun yaşattığı olumlu duygulardan sonra karar verip portakal suyunu içmesini sağladı. Bu davranışından sonra çocuğun benlik değeri de yükselmiştir. Çünkü içme eylemini annesinin değil kendi kararıyla gerçekleştirmiştir. Burada “Ben kendim yaptım” hazzını yaşamıştır. Annesinin de bunu istediğini bilmesi çocuğu “sen-ben” didişmesinden “biz” bütünleşmesine taşımıştır.

“Aman bir kabul cümlesi ne çok şey sağlıyormuş!” diye aklınızdan geçirebilirsiniz. Bu ve bunun gibi minicik davranışlardaki anababa tutumları değiştiğinde çocuğun da dolaylı olarak değiştiğine ve bu değişimin çocuğunuzla aranızda eğer varsa gerginliği yok ettiğine tanık olacaksınız.

 

ÖZETLERSEK:

Kabul onay değildir. Kabul, yatağımın üstünde zıplayan çocuğumun bu davranışından rahatsız oluyorsam, hep yaptığımız gibi, ona bunu niye yapmaması gerektiğini anlatmaya başlamadan önce, onunla empati kurup yatağın üstünde zıplamaktan şu anda çok mutlu olduğunu anlamaktır. Rahatsızlığımı kabul cümlemden sonra söylemeliyim. Ancak kabul sözlü ya da sözsüz olarak mutlaka gösterilmelidir. Bu olayda nasıl gösterebiliriz? Gerçekten rahatsız olmuyorsa annenin zıpladığını gördüğü halde tepki vermemesi sözsüz kabuldür. Rahatsız olduğu halde çocuğun mutluluğunu anlayıp “Yatağın üzerinde zıplamak çok hoşuna gidiyor” diyerek onu anladığını kendi sözcükleriyle anlatması sözlü kabuldür. Kabulün sözlü iletimi etkin dinlemenin temelidir.

 Eskiden “Kabul edilen çocuk değişmeden kalır, o nedenle hataları yaptığı anda düzeltilmelidir” görüşü yaygındı. Anababalar da çocuklarını eğitmek için kabul etmeme dilini  kullanırlardı. Oysa şimdi artık biliniyor ki, Gordon’un iletişim engelleri adını verdiği kabul etmemeyi gösteren düzeltmeler, çocuğun davranışını değiştirmesine değil, o davranışın yerleşmesine neden oluyor. Neden?  Çünkü ister çocuk, ister genç, ister yetişkin olsun her insanın, “Ben de varım” gereksinmesinin tatmini için kendi yaptığında direnmesine ve o davranışın yerleşmesine neden oluyor.  
  

Kabul ise tam tersi çocuğun rahatlamasını ve gelişme yönünde harekete geçmesini sağlar.

Kabul, bu yazıda da bitmedi. Bazen bizi rahatsız eden bir davranışı ayıp olmasın ya da karşımdaki insanı üzmemek için duygularımız olumsuz olduğu halde kabul ederiz. Daha doğrusu eder görünürüz. Ya da çocuğumun beni rahatsız etmeyen davranışını sırf babası öyle istedi diye reddederiz, çünkü eğitim kitapları böyle söylüyor: Çocukta bir davranışı yerleştirmek için anababa birlik olmalı, çocuğun karşısında tutarsız davranmamalı.

Acaba böyle yapınca tutarlı mı oluyoruz yoksa tutarsız mı? Neden? Önümüzdeki yazıda bunları tartışacağım.

İlgilenenlere hafta içi çalışması:

Çocuğunuzun davranışlarını kabul pencerenize yerleştirin. Alt bölüme yerleştirdiğiniz sizi rahatsız eden davranışlarını empati kurarak zihinsel olarak kabul edin ve kabul cümlelerinizi yazın. Ona söyleyin. Ve başka bir şey söylemeden o noktada kalın.

Tüm uğraşlarınız kolay gelsin.



Copyright 2007-2013 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.