
4 yaşında oldum. Ailemin ve çevremdeki çocukların, ben daha bebekken benimle konuşurken ses tonlarını ve şiddetlerini değiştirdiklerini daha melodik bir konuşma tarzını benimsediklerini hatırlıyorum. Bunu kendiliğinden yaptıklarında, bu tarz konuşmaların benim için çok yararlı olduğunu yaşım ilerledikçe daha iyi gözlemlediler.
Bu konuşmalar sırasında farklı sesler duymak ve farklı sözcüklerin anlamlarını öğrenebilmek çok keyifliydi. Ailemin ve çevremdeki çocukların farkında olmadan yaptıkları bu bebek gibi konuşmalar, nasıl bir konuşma tarzıdır, diye bazen düşünüyordum! Benimle, bebek gibi konuşurlarken acaba gerçekte neler oluyor diye! Bu konuşma tarzında onları; daha yavaş ritimle, uzata uzata ve daha yüksek sesle konuşurken, sözcükleri tekrarlarken, konuşmalarını basitleştirirken, seslerini vurgularken, sözcükleri vurgularken görüyor ve işitiyordum.
İlk başlarda, benimle bu tarzda konuşurlarken çok komik duruma düştüklerini düşünüyorlardı. Ancak bu değişik konuşma şekillerinin, dikkatimi daha çok çektiğini görünce devam ettiler. Biz bebekler, doğuştan dil ve konuşma yeteneğiyle doğduğumuzdan; ailemizin yardımı çok önemlidir.
VE KREŞE BAŞLADIM
Ben 2,5 yaşımdayken çok aktif olduğumdan, diğer çocuklarla vakit geçirirken çok uyumlu davrandığım, oyuncaklarımı paylaşma problemi yaşamadığım ve evde vakit geçirmekte ara sıra zorlanıyor olduğumdan dolayı ailem beni kreşe göndermekte hiçbir sakınca görmedi. Gerçi ben ailemdeki yetişkinlerle oyun oynamayı ve vakit geçirmeyi seviyordum. Ama ailem benim gelişimimi olumlu yönde etkileyeceğini düşünerek, beni kreşe göndermeye ve kendi yaşıtlarımla birlikte daha iyi zaman geçirip bundan hoşlanacağımı düşündüler. Evet, beni kreşe göndermeden önce, yaşımı düşünüp, doktor ablama da danıştılar.
Kreşte bazı çocuklar vardı, oyuncaklarını paylaşmayı istemeyen veya kendi kendilerine oynamaktan, oyalanmaktan daha çok hoşlanan… Bir gün kreşteki oyun ablaları ve öğretmenlerimizin bizim artık doğru ve yanlışı bildiğimiz, fakat her zaman buna göre davranmadığımızdan bahsettiklerini duydum. Böyle davranan çocuklar içinde “daha ben-merkezci” davranışta bulunduklarını söylediklerini duydum. Ne olduğunu anlamadım ama bu ben-merkezci çocukların kreşe devam etme yaşlarının, biz diğer çocukların problem yaşamaması için, daha geç olması üzerinde duruyorlardı.
EN SEVDİĞİM ZAMANLAR
En sevdiğim zamanlar, ailemle birlikte oyun oynarken kullanacağımız oyuncakların yapımında kullanabileceğimiz malzemeleri sağlamamızdı. Annem ve babam benim gelişimim için en doğrusunu yapmaya çalışırlarken, sadece bir tüketici değil, üretici olmam için de çabalıyorlardı. Kendi yaratıcılığım içinde oyun ortamını kurmak çok zevkliydi.
Neler mi oynuyorduk? Hani büyüklerimi taklit etmeye başladığımdan, oyunlarımızın bir kısmını, büyük olma deneyimi kazanmam için seçtikleri veya oyun sonucunda elde ettiklerimden çok oyun süresince öğrendiklerime odaklıydı. Önemli olan benim resim çalışması sonucunda güzel bir ağaç çizmiş olmam değil, ağaç çizerken aldığım keyif ve elde ettiğim bilgiler olduğunu biliyordu ailem. Birlikte yemek yapıyor, evi topluyor veya temizlik yapıyorduk. Bana zarar vermeyeceğinden emin oldukları her tür malzemeyi oyuncak yapımında kullanıyorduk; evdeki tahta kaşıklar, tuvalet kağıdı ruloları, meyve kabukları, makarna gibi her şeyi kullanarak karton üzerine kompozisyon çalışmaları yapıyorduk. Bu çalışmalar için evdeki malzemelerin yanında, yürüyüş yaparken dışarıdan topladığımız malzemeleri de kullanıyorduk. Sulu boya ile boyadığımız patates, yaprak veya ip ile baskı çalışmaları yapınca da çok mutlu oluyordum. Annemin yaptığı, hazır satılanlardan farklı olarak beyaz renkte olan oyun hamurlarım vardı benim. Annem mutfağa gider, bir kap içinde 1 ölçü tuz, 2 ölçü un ve yeterince su katıp hazırladığı benim oyun hamuru dediğim ama aslında tuz seramiği olan malzeme ile de kompozisyonlar hazırlıyordum.
TAKLİT DÖNEMİ
Yetişkin davranışlarını tam anlamıyla taklit edebilmeye çalışmam, benim zeka gelişimimi onlara gösteriyor ve aynı zamanda hafiften gülümsemelerini sağlatıyordu. Oyunlarımın bir kısmında da simgeler kullanıyordum, taklit amaçlı; uzun kabarık bir etek giyerek, ''''''''Prenses oldum'''''''' veya oyuncak tabağıma kağıt doğrayıp, ''''''''Pilav yaptım'''''''' diyordum.
Artık 4 ana rengi tanıyabiliyor, geometrik şekillerden kare, üçgen, daire sorulduğunda birbirlerinden ayırt edip gösterebiliyordum. Ama bu geometrik şekilleri en iyi öğrendiğim dönem ailemle birlikte renk ve şekil kartları yaptığımızda olmuştu. Bu kartları birbirinin aynı olan renk veya şekiller olarak bir araya getirerek eşleştirme, farklı veya aynı olanı bulma oyunları oynuyorduk.
Artık 3-4 kelimeli cümleler kuruyor ve yaklaşık 600-700 kelimeyi anlayabilecek şekilde öğrenmiştim. Bazen bazı harflerin telaffuzunda güçlük çekiyordum. Ailem yanlış söylediğim her sözcük veya cümlenin doğrusunu söyleyerek bana öğrenmemde yardımcı oluyordu.
Bir dönem çok fazla soru sormaya başlamış, her şeyi bir an önce öğrenme isteği içine girmiştim. Büyüklerim bu sorulara daima açık, basit ve doğru cevaplar veriyor, benim sorularımı hiçbir zaman geçiştirmiyorlardı. Evet, bazen cevaplandıramadıkları sorular da sorduğum oluyordu, ama duymazlıktan gelmeyip, daha sonra cevaplandıracaklarını söylüyorlardı. Zaten 3-4 kelimeli cümleler kurduğumdan, bana verilen cevapların da basit cümleler olması ve anlamadığımın tekrar edilmesi ile daha çabuk öğreniyordum.
Yaşım gereği artık daha sosyal olmaya başladım. Diğer çocuklarla ve çevremdeki yetişkinlerle iş birliği yapabiliyorum. Arkadaşlarımla ve çevremdeki yetişkinlerle oyun oynamak, paylaşmak ve doğru yaptığım şeylerin onaylanması, benim sosyal ve duygusal gelişimimi olumlu yönde etkiliyordu.