Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Yazı Boyutu:

BİR ZAMANLAR “AŞK”…

BİR ZAMANLAR “AŞK”…

Aşk, hayatın her alanında karşımıza çıkar. Bizi büyüler ve soluksuz bir varoluş hikayesinin ortasında olduğumuzu anlatır. Tarihte yaşanan en ünlü aşkları merak ediyorsanız, 14 Şubat Sevgililer Günü’nde uzak zamanların tanıdık duygularına tanıklık etmeye ne dersiniz?


SENİ DÜŞÜNMEK GÜZEL ŞEY...
Şüphesiz ünlü şair Nazım Hikmet’in birçok aşkı olmuştur, ama aralarında biri vardır ki bir ömre bedeldir. Bavullar dolusu mektuplar az gelmektedir. Adı Piraye’dir... Nazım’ın en uzun süre evli kaldığı kadındır Piraye. Genç kadın eşinden henüz boşandığı sırada Nazım ile tanışmıştır. Evliliklerinden sonra Nazım uzun süre cezaevinde kalmıştır. Nazım’ın 1933’den 1950’ye kadar 17 yıl boyunca kendisine yazdığı mektupları, Piraye bir tahta bavulda sakladı.

Bulutlar geçiyor: haberlerle yüklü, ağır.
Buruşuyor hala gelmeyen mektup avucumda.
Yürek kirpiklerin ucunda uzayıp giden toprak uğurlanır.
Benim bağırasım gelir: -"Pîrâye, Pîrâye!.." diye
Nazım Hikmet 1945,

Hapisteyken Nazım’ın belki de tek tesellisi Piraye’ye olan aşkı oldu ve ona en güzel mektupları ve şiirleri o zaman yazdı. Piraye’nin düşüncesinin bile kendisini ne derece hayata bağladığını anlatır Nazım bu satırlarda;

Seni düşünmek güzel şey
ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey.
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil
şarkı söylemek istiyorum...
Nazım Hikmet 1945

Bulutlar geçiyor: haberlerle yüklü, ağır.
Buruşuyor haâla gelmeyen mektup avucumda.
Yürek kirpiklerin ucunda uzayıp giden toprak uğurlanır.
Benim bağırasım gelir: -"Pîrâye, Pîrâye!.." diye
Nazım Hikmet 1945

SENSİZİM MİLENA…
Dünyanın en masum aşklarından biri olarak bilinir Kafka ve Milena’nın aşkları. Birbirlerini görmeden dostça başlayan mektuplar kısa bir süre sonra tutkulu bir aşka dönüşüverir. Mektuplaşmaları tam 3 yıl sürer ve bu süre içinde sadece iki kez buluşurlar. Çünkü Kafka nişanlı, Milana ise evlidir ve ikisi de mutsuzdur...

İkisi de Yahudi’dir ve Hitler döneminin yılgınlığı sinmiştir aşklarının üzerine. Bir süre sonra Milena kocasından ayrılır, ama Yahudi dostu, diye toplama kamplarına alınır. Özgürlüğü tadamadan hayata veda eder Milena. Ve Kafka, o da yakalandığı hastalığın pençesinden kurtulamaz ve geride sadece mektuplarını bırakır aşkı adına...

İşte, o mektuplardan biri; yer Prag, günlerden Pazar;

“Milena, Milena, Milena....Adından başka şey yazamıyorum. Yazmalıyım ama! Bugün şaşkınım, yorgun ve sensizim Milena. (Yarın da yanımda olmayacaksın.) Nasıl bitik olmayayım? Hastayım diye altı ay dinlen, günlerini hoş geçir diyorlar bana....Oysa bu süre içinde yalnız dört gün bağışlanıyor! Bu dört günün Salı ve Pazar’ından yalnız bir parça, sabahlarla akşamlar da yok ediliyor üstelik! Tam bir esenliğe kavuşmadımsa suç bende mi, Milena!? (Sol kulağına fısıldıyorum bunları...Güzel bir yorgunluktan sonra derin bir uykuya dalmışsın...Yoksul bir yataktayız, sağdan sola dönüyorsun ağır ağır, dudaklarımdan yana...)
Yolculuğum nasıl mı geçti? Anlatayım: İstasyonda gazete bulamayınca sokağa fırladım, sevindim buna da, ama yoktun sen, gitmiştin. İyi, dedim, böyle olması gerekirdi. Sonra gene trene döndüm, düzüldük yola, gazeteyi okumaya başladım. Nasıl olması gerekirse, öyleydi her şey... Biraz sonra vazgeçtim okumaktan, sen yoktun artık yanımda...

Yanımdaydın elbet, bunu bütün benliğimle duyuyordum, ama birlikte geçirdiğimiz o dört günün yakınlığına benzemiyordu bu... Alışmalıydım bu çeşidine. Gene okumaya başladım: Bahr'ın günlüğünü okuyordum gazetede; Grein'deki bir yeri anlatıyordu. Bitirdiğimde yazıyı, dışarı baktım, ters yöne giden bir vagonun üstünde "Grein" yazılıydı! Karşımda oturan biri "Narodni Listy"nin geçen Pazarki sayısını okuyordu. Ruzena Jesenska'nın bir yazısı ilişince gözüme, istedim gazeteyi adamdan; bir göz attım, bıraktım sonra; beni uğurlarken gördüğüm yüzünü anımsadım da o yüzle oturdum ben de . Unutamayacağım bir doğa olayıydı yüzün istasyonda Milena: Bulutlardan değil, kendiliğinden gölgelenen bir güneştin sanki.

Ne söyleyeyim daha? Kafam ve ellerim dinlemiyor beni.

Senin...”

VE MUTLU SON...
1936'da İngiltere'de Kral 5. George öldü. 42 yaşındaki varisi 8. Edward adıyla tahta çıktı. Wallis ise sevdiği adamla evlenebilmek için Haziran 1936'da boşanma davası açtı. Ancak iki kere boşanmış bir Amerikalı kadınla, bir yabancıyla, bir kralın evlenmesine İngiliz yasaları, kiliseleri ve gelenekleri izin vermezdi.

Evlenmesinin mümkün olmadığını bilen 8. Edward, aynı yılın 10 Aralık günü, sevgilisi Amerikalı dul Wallis Simpson ile evlenebilmek için tacından, tahtından vazgeçmeye karar verdi. Kral Edward, Amerikalı Wallis Simpson ile evlenmek için tahttan indiğini 1936 yılının Aralık ayında radyodan duyurduğu zaman herkes şok olmuştu. Kral Edward aşkı uğruna tahtını kardeşine bırakıyordu. Ve yalnızca 325 gün krallık yapmıştı. Ve altı ay sonra, 3 Haziran 1937'de, Avrupa'nın romantik gençlerinin göz yaşları arasında, Edward ve Wallis Fransa'da Conde Şatosu'nda evlendiler.

 

YAŞAM BÖLÜMÜNÜN DİĞER KONULARI

Copyright 2007-2017 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.