Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
YAŞAMAK DİRENMEKTİR
ÖMER BORAN
İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Hastane İlköğretim Okulu Müdürü
Yazı Boyutu:
Teşhis: “Metropolizma Sendromu”

Kalabalık kentlerde yaşama ayak uydurmak zorunda olanların girdiği sınıf atlama yarışı insanları nasıl da duygusuzluğa iter. Hep bir mücadele, kendini beğendirme, kariyer yapma savaşı; insanları var olan içsel duygularından uzaklaştırır… Hiçbir maddi güç yetmez sanki; daha fazlası, biraz daha fazlası olmalıdır mutlaka. Doyumsuz, duyarsız ve tüketen insan kalabalıkları etrafımızı sarmıştır.

 

Caddeye çıktığınızda farklı simalar gördüğünüzü zannedersiniz; koşuşturan insanları görünce... Oysa, yoktur farkları birbirinden, hepsinin amaçları bellidir aslında; “sınıf atlama”. Daha güçlü olmak, kariyer sahibi olmak, bakımlı olmak, güzel giyinmek… Sıralamaya kalksak bir sürü nedeni bir araya getirebiliriz; metropolde hayalleri peşinde koşan insanlar için…

Aslında kaçırdıkları şeylerin hepsi farkındadırlar veya olmak durumundadırlar. Yaşayarak, öğrenerek, tecrübe ederek anlarlar…

Bu durumda aynaya bakıp yüzleşmek veya ellerinizi başınızın arasına alıp düşünerek bir analiz yapmak herşeyi tüm çıplaklığıyla ortaya çıkarır. Kimilerimiz bu içsel sorgulamaları yaparak; yüksek egolarından vazgeçerek, daha radikal kararlar alır. Bunu başaranlar geç de olsa yaşamın asıl güzelliklerinin değerini anlar ve kaybettikleri içsel huzura kavuşurlar. Ama çoğumuz bunu başaramayız; çünkü illet bir virüstür içimize bulaşan. Metropolün yarattığı insan şekli profiline karşı koyamayız. “Biraz daha. Ya ne olacak ki... Hadi biraz daha.”

METROPOLÜN YALNIZLIĞINDA YAŞAMIMIZI ÇÜRÜTÜYORUZ
Hep özlemimiz değil midir; “İşleri yoluna bir koyayım, emekliliğim bir gelsin küçük bir sahil kasabasına yerleşeceğim” gibi bahaneler üreterek; metropolün yalnızlıklarında yaşamımızı çürütürüz. Çok kalabalık gibi görülen aslında her bireyin yalnızlıklara gömüldüğü bu kentlerde debelenip dururuz. Aile değerlerimiz, örf ve adetlerimiz birer birer yok olmaya başlamıştır. Tek eşlilikten uzaklaşmaya başlayıp, kalabalıklar arasında beğenilme telaşları başlamıştır artık. Gençler düşünmeden araştırmadan yetişen,  televole kültürüyle yoğrulan ve bir an önce hedefe varmak adına kişiliklerinden taviz veren bireyler haline geliyor.

Bunları yazarken inanın içim kararıyor ve metropolde yaşamanın yarattığı tahribatları içimde hissediyorum. “Yaşamak direnmektir” bakış açım olmasına rağmen, zorlandığım anlar olmuyor değil. Bence herkes önce bir aynaya bakmalı, sonra geriye doğru yolculuk yaptığında, kaybettiklerini ve kazandıklarını tartmalı.

“Metropolizma Sendromu” teşhisini yakalamışsanız vay halinize. Bu arada bu benim koyduğum bir teşhis; romatizma gibi. Bu yazdıklarım tabii ki herkes için geçerli değil; metropolde yaşayıp yaşamlarını düzene koymuş, var olan insani değerlerini yitirmemiş, egolarından arınmış, sorumluluk sahibi birçok birey tanıyorum ben...
 
Yaşam basit değil, ama bir kadar da karmaşık değil!.. Sadece aynaya bakalım, kendimizi özümseyelim, egolarımızdan arınalım ve içsel sorgulamalarımızı yapabilelim. Mevlana’nın dediği gibi “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.”

 

Sevgiyle kalın…

 


Copyright 2007-2026 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.