
Çocukluğuma dönmek geldi bugün içimden, öylesine ve tebessüm ederek... Trabzon merkezde müstakil üç katlı sade bir ev... Sokağımızda kırmızı yanaklı delicesine koşturan çocuklar... Ne güzel günlerdi; içinde saflık barındıran ve yaratıcılık kokan... Hele bir de unutulmuş o güzelim oyunlar...
Çoraptan toplar oluşturup evin içinde futbol oynamak en tehlikesiz oyundu. Kırması ve yıkması olmayan sade bir oyun. Masrafsız; kendinize ait bir çift çorabı içiçe geçirip top yapıyorsunuz. Bir de yün çorap oldu mu değme keyfine... Güzel bir şekil alır ve ayaklarında futbol topu gibi öylesine durur.
Artık oyun materyali hazırdır, eksik olan sadece oyunculardır. Ben şanslıydım, evin büyüğü olarak iki erkek bir de kız kardeşim vardı. Oyun kurucu olmak ve kendinizi lider hissetmek çok zevkilidir. Çekyat kale kabul edilir ve kaleciler kardeşlerim. Belli bir mesafeden, sanki çim sahada penaltı atarcasına... Bazen beşer beşer, bazen teker teker atılır şutlar. Ve ardından kardeşlerime kalecilikle ilgili verdiğim puanlamalar...
İçinde saflık ve yaratıcılık kokan güzelim oyunlar... Günümüz çocuklarının teknolojiye bağımlılığını görmek beni ne kadar da üzüyor. Paylaşımsız bir makinenin başında duygusuz geçen dakikalar... Farkında olmadan içlerinde yarattıkları bencillikler, duyarsızlıklar... Oysa, ne hoştur tüm mahalle çocukları hep birarada. Takımlar kurulur, iki kaldırım taşından kaleler oluşturulur. Bahçede asırlık bir çınar ağacı etrafında çocuklar... Ebe seçilir, tekerlemeler yapılarak başlar gizemli körebe oyunu... Saklanır peşisıra kaçarcasına, en bulanması zor kuytulara... Kış öylesine bastırır; birden her yer bembeyaz bir örtü... Tahtadan kızaklar yapılır yokuş aşağı çılgınlar gibi... Olmayan ne yapsın, alır eline bir muşamba, serer altına haydi yallah...Yok yoktur yani; elinde ipler, iki kız çocuğu sallar durur dünyanın bütün dertlerini tasalarını sallarcasına...
Aslında basit gibi gözüken ama yaşama dair sıkı sıkıya bağlayan güzelim oyunlar... Çocukluğumda oynadığım oyunlarla öğrendim paylaşmayı, yardımlaşmayı... Takım olmayı, lider olmayı bu oyunlarla kavradım. Düşeni yerden kaldırmayı, burnu kanayan arkadaşa tampon yapmayı bu oyunlarla geliştirdim. Sevmeyi, sevilmeyi, yanlışı doğruyu, aslında insan olmayı öğrendim...
Kısacası çocuk olmak vardı. Uçurtmamı gökyüzüne salmak, gazozuna maç yapmak vardı. Burunlarımız kızarıncaya kadar tarlada koşmak, komşunun bahçesinden sinsice erik çalmak vardı. Çamurlar içinde gelince eve, annemin o tatlı kızışını duymak vardı. Tüm çocukluğum solgun resimlerde kaldı. Ama bir yanım hep çocuk kaldı. Çoraptan toplarımla hala oynayacak kadar...
İçinizdeki çocuğu kaybetmemenizi dileyerek, sevgiyle kalın.
bese - (21.01.2010 15:00:09)