
Aslında yazmak istemiyorum artık ama canım darlanıyor. Nasıl bir bakıştır bu, nasıl bir ihanettir; ülke nüfusunun dokuzda birine bu işkence… Anayasamıza bu kadar aykırı davranışta olmak, sosyal devlet ilkesine aykırı davranmak?.. Oğlum dahil 8,5 milyon ve onlara tekabül eden ülke nüfusumuzun yarısından söz ediyorum. Nasıl bir yaşam hakkı bu, bizlere rivayet edilen?.. Zorunda mıyız yazın geldiği bu güzel havalarda, evde tıkınmaya? Hadi kıştan vazgeçtik, razıyız be kardeşim…
Lütfen dönüp bakın etrafınıza. Sokağa çıkıyor musunuz? Etrafınıza göz atın Allah aşkınıza, engelli insanlarımızı görüyor musunuz? Onların hakkı değil mi, boğaz havası almak, cirit atmak, insan kalabalıkları içerisinde Taksim’de… Eğlenmek doyasıya, sizler gibi insanca yaşamak... Ya bir oturun, ellerinizi kafanızın arasına alıp düşünün… Nedir bu ateş düştüğü yeri yakar mantığı? İnsanlık öldü mü? Ben ümitsiz yaşamadım ve duyarsız kalmadım, darlandım insanlığımdan… Bunaldım bakış açılarımdan. Yalnız olduğumu düşünmüyorum, sağlam insanlar vardır ya! Duyarsız olamazsınız...
Oğlumla hafta sonu okul gezisine gittik Bursa’ya… Tarihi yerleri gezip, öğrencileri bilgilendirmekti amaç… Zorlukları önceden bilmeme rağmen, yaşamım boyunca onun önünü kesmedim… Müzeler, camiler, lokantalar, oteller ne sayayım daha aklınıza gelebilecek her yer, sanki buraları hep engelsiz insanlar ziyaret edecek gibi… Arkadaşlar bu kadar zor mudur? Rampalar yapmak, asansör koymak, yolları düzenlemek… Niye seçiyoruz sizleri, çözüm üretmek değil de, cüzdanlarınızı ve hesaplarınızı şişirmek için mi?..
Bilmediğiniz tek şey var, aslında engelli olan sizlersiniz… Beyinlerinizde hırslarınız, hücrelerinizi esir almış ve delicesine saldırıyorsunuz egolarınıza… Oy uğruna engelli aileleri nasıl kullandığınızı ve aslında farkında olmadan, insanlığınızı kaybettiğinizi bile göremeyecek kadar acizsiniz…
BEYİNLERİNİZDEKİ ENGELİ KALDIRIN
İki gün sürdü gezimiz ve oğlumun mutluluğunu okudum gözlerinden… Gücüm yettiğince kucağımda taşıdım, ama içimden isyan ettim ona çaktırmadan… Hatta bazı yerlerde otobüsten inmedi oğlum, beni düşünerek… Boşver baba orayı görmesem de olur… Çünkü gözlemliyordu her duruşumuz da, ona çaktırmamaya çalışsam da yorulduğumu… Tükenmek istemem ama isyan ederim hep haksızlıklara… Kimsiniz siz ne yapıyorsunuz da bizim vergilerimizle hükümranlık yaşıyorsunuz… Durun bir durun, dönecek yanlış hesaplar, beyinlerinizdeki engeli kaldırın… Sağınıza, solunuza bakın ve akıllı olun.
YARIN KİM ENGELLİ OLMAYA ADAY DEĞİL!
Yoruldum ama mutluyum, gözlerindeki feri sevdim oğlumun... Yaşama tutunuşunu sevdim, her şeye rağmen, yılgınlıklara dem vuruşunu gördüm... Engelsiz yaşamı sorgulayan yapısını gördüm ve ümidimi yitirmemeye karar verdim. Sadece kızdım, beyninde engel taşıyan yöneticilere, oturun bir, kafanızı yastığa koyun. Yarın kim engelli olmaya aday değil?.. Ya soru sorun, o beyninize; nereye kadar hırslarınız, egolarınız… Nereye getireceksiniz veya ne kadar daha... Aklınızı başınıza alınız ve ülke nüfusumuzun hemen hemen yarısını etkileyecek bir kitleyi, dağlardan ovalara ve yeşil vadilere indirmeyiniz... Ve siz ortak paydayı yaşadığımız yüreği sevgi dolu melekler, boş şeylere inanmadan, doğrularınızı yılmadan savunun.
Varlığınızın önemini kavrayın ve evlerinizden dışarı çıkın, bu toplum görsün gerçekleri... Özellikle engelli kardeşlerimizin aileleri yılmayın, utanmayın ve yaşama inadına direnin... Yaşamak direnmektir ve karşı koymaktır, mısır ekmeğinin tadına varmak istiyorsan; tarlana mısır ek ve bekle başaklarını; sonra topla ve değirmene git öğüt; o kara ateşte karayemiş yapraklarıyla hamurunu kapla, kara ateşte pişir ve afiyetle ye... Yaşam çok basit ama karmaşa içine sokanların yanında olma... Engelsiz yaşam... Sadece; duyarlılığa davet ediyorum herkesi...
Sevgiler...