
Dün ilkokul öğretmenim Gülcan Hanımı aradım ve Öğretmenler Günü’nü içtenlikle kutlamanın keyfini yaşadım. İkimizin sesi de çatallaşmıştı ve yutkunarak konuşuyorduk. Bir öğretmen olarak onun ne kadar sevindiğini anlamak hiç de zor değildi. 1972’de tanışmıştık kendisiyle ve 5 yıl süren bir birliktelik yaşamıştık. Aradan koskoca 38 yıl geçmiş ve yaşamımda tanıdığım en asil ve en donanımlı kadını düşünmek beni çok mutlu etmişti.
Her sabah onun özenli taranmış omzuna kadar uzanan simsiyah saçları, kalem çekilmiş parlayan gözleri, allıklarla bezenmiş yüzü, sıra olurken bize dokunan pamuk elleri dünkü gibi aklımdan gitmez. Hiç öğrenci ayırımı yapmaz, hepimizle tek tek ilgilenirdi. Ufkumuzu hep açık tutar, ezberden çok araştırmaya ve yaşamaya yönelik bir eğitim sistemi uygulardı. Öğrencilerini asla çalışkan, tembel diye ayırt etmez, hepimizin en iyi şekilde öğrenmesi için çırpınırdı.
Aynı zamanda onunla ilgili yaşadığım bir anı ne kadar mütevazi ve kendisiyle barışık olduğunun göstergeseydi. Bir gün bir matematik dersinde; tahtaya karmaşık bir problem yazdı ve bizlerden bunu çözmemizi istedi. Problem gerçekten çok karmaşıktı. Yaklaşık 20 dakika geçmiş, sınıftan çıt çıkmıyor ve herkes öğretmenimizin gözlerinin içine bakıyordu. Sanırım o da işin içinden çıkamamıştı ve elinin bir parmağını şakağına yaslamış düşünüyordu. Ben ise hala gayret içerisindeydim. Çözümü buldum ve elimi kaldırarak haykırdım; “Öğretmenim, öğretmenim buldum!” İnanılmaz bir coşku ve mutluluk içerisindeydim. Kara tahtaya gururla kalktım ve problemi çözdüm. Öğretmenime döndüğümde gözlerinden sevinç gözyaşlarını döktüğünü ve bütün sınıfa beni dakikalarca alkışlattığını dün gibi hatırlıyorum. Ve ardından sınıfa sessiz olmalarını söyleyip, elimden tutarak müdür odasına hızlı adımlarla gittiğimizi biliyorum. Müdür beye bu çocuk çok zeki ve kesinlikle sınıf atlamalı ve benim öğrencim olmamalı dediğinde gözyaşlarım boşanırcasına akmıştı. Daha sonra annemi çağırdılar ve durumu anlattılar. Ben 3. sınıftan 5. sınıfa atlayacakmışım. Gözyaşlarım dinmiyor ve “Öğretmenimden ayrılmam” diyordum. Sanırım çok başarılı oldum, annem de Gülcan öğretmenimle devam etmemin doğru olacağını ifade edince, çok sevdiğim öğretmenime tekrar kavuşmanın sevincini pamuk ellerini tutarak; “Öğretmenim sınıfımıza gidelim” dediğimi hatırlıyorum.
ARADAN YILLAR GEÇTİ, VE...
Aradan yıllar geçti ve ben de çok sevdiğim öğretmenim gibi eğitim fakültesine girip mezun oldum ve eğitim ordusunun bir neferi olarak göreve başladım. Öğretmenlik şan, şöhret veya makam beklenilecek bir meslek olmamıştır. Bu işi gerçekten sevenlerin gönül verenlerin mesleği olmuştur.
Yıllar sonra öğretmenim beni bir televizyon programında görmüş; diyalogta olduğu eski ilkokul arkadaşlarımdan telefonumu bulmuş. Beni aradığında dünyanın en mutlu insanı oldum; özellikle benimle gurur duyduğunu söylemesi yüreğimi daha da kabarttı. Yaklaşık 4 yıldır görüşüyoruz ve iyi ki aramızdasın canım Gülcan öğretmenim. Öğretmenler Günü’nü kutlayarak, 1996’da yazdığım bir şiiri size itafen paylaşıyorum...
BEN BİR ÖĞRETMENİM
Ben bir öğretmenim,
Karadeniz’in yemyeşil dağlarında…
Akan bir pınarım,
Yüreklerine çocuklarımın…
Ben bir öğretmenim,
Akdeniz’in maviliklerinde…
Coşan bir dalgayım,
Düşlerine çocuklarımın…
Ben bir öğretmenim,
İç Anadolu’nun bozkırında…
Filizlenen bir başağım,
Saçlarına çocuklarımın…
Ben bir öğretmenim,
Ege’nin incisinde…
Parlayan bir güneşim,
Yüzlerine çocuklarımın…
Ben bir öğretmenim,
Doğu Anadolu’nun karında…
Açan bir gülüm,
Kokularına çocuklarımın…
Ben bir öğretmenim,
Marmara’nın tarihinde…
Uygarlığın elçisiyim,
Geleceğine çocuklarımın…
Ben bir öğretmenim,
Güneydoğu’nun mayınında…
Işık veren neferim,
Barışına çocuklarımın…
Ben bir öğretmenim,
Türkiye’nin ay yıldızında…
Parlayan bir rengim,
Sevgilerine çocuklarımın…
Ömer Boran
(Amasra 1996)