Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Yazı Boyutu:
Güzel kedilerim gitti; bir dönem kapandı!

Güzel yavrum Duru doğduğunda evimizde 4 kedi vardı: Pofuduk Hatun, Pamuk Paşa, Nejat ve Mişa… Ailemden edindiğim hayvan sevgisi sayesinde hayatımın hiçbir döneminde kedisiz yaşadığımı hatırlamıyorum. Bütün hayvanları çok sevmeme rağmen, kediler benim için hayvandan öte oldular, hep çok özel oldular, hatta kendimi bir kedi gibi hissettiğim çoktur.

Duru da doğduğundan beri kedilerle yaşıyor, tıpkı bizim gibi onlardan öğreniyor… Örneğin, kızıl renkli güzel Pofu’muz, beyaz yakışıklı Pamuk’tan hamile kalıp 4 yavru doğurduğunda, ki o zaman hayatımda ne Haluk, ne de Duru vardı; ben anne ve çift olmaya dair çok şey öğrendim. Hatta Pofu’yu kıskandım, onun yavrularıyla kurduğu derin ilişkiyi ve eşi Pamuk’u da ihmal etmeyen çabasını gece-gündüz gözümü kırpmadan izledim. Her seferinde de dersimi aldım! Doğumunu benim yatağımda, benim yardımımla yapmayı seçen Pofu’cuk, kocası Pamuk’u (o rahat etsin diye) odadan çıkartmama pek bozulmuştu ve doğumu yarıda kesip Pamuk’un yanına gidivermişti örneğin… Sonra Pamuk da doğan yavruları tek tek sevip yalamıştı. Ve bu harika anlar, hayatımın dersleri oldu.

Pofu ve Pamuk daha evlenmeden önceki kedilerimdi benim; sonra Nejat ve Mişa çıktı yolumuza ve ailemiz 4 kedi ve 1 çocukla büyüdü, zenginleşti…

Dördünün de kendine has özellikleri vardı, hiçbiri bir diğerine benzemiyordu, biriciklerdi ve hepsini olumlu ve olumsuz özellikleriyle olduğu gibi kabul ediyorduk. Pofu anneliğin hakkını veren bir kediydi ve şişko göbeğini bir tek bana sevdirirdi örneğin… Pamuk sürekli bağırır her şeyden şikayet ederdi, fakat çok duyarlı ve iyi bir aile babasıydı… Nejat saf ve sevimliydi, gözü de hep sokaklardaydı… Mişa’ya ise gördüğüm an aşık olmuştum; çok güzeldi, çok tatlı ve iyi huyluydu…

ONLAR, KENDİLERİ OLDULAR!
Birlikte yaşadığımız süre boyunca biz, kedilerimiz için elimizden gelenin en iyisini yaptık, onlar da kendileri oldular… Yani ellerinden gelenin en iyisinin de iyisini yapmış oldular. Malum, biz insanlar kendimiz olabilmeyi, insan olabilmeyi yaşadıkça öğreniyoruz. O da isteğimiz, niyetimiz ve farkındalığımız varsa…

Daha önce de yazmışımdır, Pofu 17 yaşında, Pamuk da 17,5 yaşında iken 6 ay arayla mekan değiştirdiler… Ölürken elim üzerlerindeydi; evlerinde, ailelerinin yanında güzel bir ömür sürerek bedenlerinden özgürleştiler… Duru da bu güzel ölümler sayesinde “ölüm” kavramını tanıdı… Canlıların doğup, büyüyüp, yaşlanıp öldüğüne şahit oldu. Bedenlerimizin, bu dünyadaki yaşamlarımızın çok değerli olduğunu, yaşamın hakkını vermek gerektiğini ve en sonunda da bedenlerimizden özgürleşip dönüştüğümüzü anlattık O’na… Ölüm bir son değildi. Ama doğum anından itibaren de hayatın hakkını vermek gerekiyordu işte!..

Nejat, çocuklarla arası en iyi olan kedimizdi, Duru ile sıkılmadan oynardı, kuyruğunun çekiştirilmesi umurunda bile olmazdı ve aklı hep sokaklardaydı… Duru 2 yaşlarındayken, evden kaçtı,  “Çocuklu yaşam güzel ama benden buraya kadar” dedi sanki… Evden kaçtıktan sonra bulduğumuzda ise eve geri dönmek istemediğini söyledi miyavlamalarıyla… Hani ev kedisi, sokak kedisi ayırımı yaparız ya; onu çok sevmemize ve bizi çok sevmesine rağmen o sokak kedisiydi işte!.. Birlikte olduğumuz 7 yılın ardından sokakları tercih etti ve varoluşunu gerçekleştirebilmek için buna mecburdu sanki… Her şey pahasına kendini yaşamayı seçmeliydi! Ve biz de bu seçimine saygı duyduk, onu zorla eve getirmeye çalışmadık…

Çok sevdiğim, “Canım” dediğim, yol arkadaşım da gitti bir gün tıpkı Nejat gibi… Bir tarafım gitmesi gerektiğini söylüyor, diğer tarafım ise gittiği için onu affetmiyordu… Ölüm gibi geldi bana gitmesi; ve ölümle yaşam arasındaki ince çizgiyi fark etmemi sağladı bir yandan da… Hep bıçak sırtlarındaydı yaşam…

Ve şimdi de Mişa, 14 yaşındayken Çarşamba gecesi bedeninden özgürleşti: Güzel Mişa’mızı da Pofu ile Pamuk’un yanına gömdük; Nejat’ı andık, “Acaba hala yaşıyor mudur?” dedik…

KÜÇÜK BİR AYDINLANMA ANI…
“Mutlu yaşadılar, uzun ve güzel yaşadılar” dedik… Mutlu olduk… Tabii, ölüm kavramıyla ilgili geçmişten aldığımız yükler sayesinde ve insana dair sahiplenme-kayıp etme duygusuyla mutsuzluğu da yaşadık. Mişa ölmeden 4-5 saat önce hele, kısa bir yürüyüşe çıktığımda bütün bunları düşünürken; düşünceden çıkıp tamamen mutluluk ve mutsuzluğun aynı anda hissine girdiğimi fark ettim. Ve uyandım: Mutluluk ve mutsuzluk aynı şeydi! Yaşam ve ölüm aynı şeydi! Ölmeden önce ölmek buydu! Yaşamın hakkını veremeyen ölümün de hakkını veremiyordu! Güzel yaşayan güzel de ölüyordu! Gerçek ve samimi olan her yerde ve her zamanda her şeyden bağımsız mutluydu; kendisiydi çünkü…

Sanırım, küçük bir aydınlanma anıydı deneyimlediğim… Beni sonsuz bir sevince ve sonsuz bir hüzne aynı anda boğdu… Kendimi bu duygu sarkacına teslim ettim; an durdu… Hayat hikayemde bir dönem böylece kapandı...

Yoluma çıkan, yolumu paylaştığım, canım dediğim, emekle büyüdüğüm ve büyüttüğüm varlıklarla ilişkimin ve sevginin ise tıpkı yaşamlarımız gibi sonsuz olduğunu biliyorum…

O yüzden işte; kalpten olmayan, içten gelmeyen, kendimiz olmayan hiçbir eylemi gerçekleştirmek istemiyorum… Kalpten gelen en ufacık bir sözümüzün bile sonsuza karıştığını ve aynı anda hepimizi birden etkilediğine, hatta olumlu yönde değiştirdiğine inanıyorum…

Hayvanlar kendileri gibi yaşıyorlar, keza bitkiler de öyle… Doğa akışta, özgür, mutlu; çabasız kendini ifade etmekte…

Peki, biz insanlar neden kendimiz olmak için, kendimizi ifade etmek için çaba harcayalım?..

Eğer gerçeksek, eğer kendimiz isek, en ufak bir çabaya gerek yok ki…


 


Copyright 2007-2020 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.