Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Yazı Boyutu:
Her ebeveyne bir ebeveyn polisi gerek!

Bir zamanlar hepimiz bebektik… Bir zamanlar anne ve babalarımız bizi de ilk kucaklarına aldıklarında; “İşte mucize!” duygusunu yaşadılar. Sonra mucize olduğumuz bilgisini yavaş yavaş unuttuk, çünkü giderek gözlerimizin içine “İşte mucize!” diye bakmamaya başladılar. Bizleri büyütme telaşı, hayat gailesi, çoğu kez de seçilmeden yaşanan ebeveynlikler buna engel oldu. Şanslı olanlar mucize olduklarına hep inandılar elbet; çünkü onlar çocukluk çağı boyunca anne ve babalarından koşulsuz sevgi ve ilgi gördüler, anne ve babalarının gözlerinde hep “Sen bir mucizesin, teksin ve çok özelsin” bilgisini okudular. Ama, her birimizin birer mucize olduğu bilgisini ne değiştirebilir ki? Hiçbir şey… Yine de çocukluk, bir muhtaçlık dönemi işte!

Çoğu zaman kendimizin de bir mucize olduğunu hatırlamaktan çoktan uzaklaşan güya biz yetişkinler, çocuklarımızın bizlere emanet olduğunu, onları hayata katmak için elimizden gelenin en iyisini yapmak üzere her an emek vermemiz gerektiğini, onların biricikliklerine ve mucize olmalarına daima sevgiyle ve gönüllülükle hizmet etmemiz gerektiğini unutuyoruz. Hatta, biraz ileri gideceğim, bu gerçekleri hiç hatırlamayanlarımız da var.

Bu yazıda anne babalıklarımıza dair madalyonun öbür yüzünden bahsetmek istiyorum. Ama yok, aile içi tacize-tecavüze uğrayan, şiddet gören sabilerden falan söz etmeyeceğim. Günlük hayatlardan örnekler vereceğim sadece… Her gün yaşadığımız, normal ve sıradan saydığımız haller bunlar…

YANLIŞ YAPAN ANNE BABAYA CEZA KESİLSİN!
Geçen gün deniz kenarında otururken kendimi “ebeveyn polisliği” yaparken buldum. Mesleki deformasyonum had safhaya çıktı sanırım, zihnimin her köşesinde anne ve babalara ceza kesip duruyordum. Trafik cezaları gibi, ebeveyn cezaları olmalı, her köşe başında bir ebeveyn polisi, anne babalara ceza kesip durmalı. Mümkünse bu ebeveyn polislerinin ebeveyn polisi olduğunu kimsecikler bilmemeli.

Madem dünyamızda ebeveynlik ehliyeti olmadan her isteyen, -bu isteğinin temeli neye dayanırsa dayansın- çocuk sahibi oluyor ve çocuk sahibi olmasının en basit gereklerini bile yerine getirmiyor, bu çocuklar maddi manevi telef olmadan ağır cezalar kesilerek bu anne babalar uyandırılmalı. Çünkü uykuda olmasalar, çocuklarına o küçücük sandıkları hemen her gün de tekrarladıkları yanlış davranışlarıyla zarar vermezler. Yani çocuklarına zarar verdiklerini bilseler bunları yapmazlar. Yapmazlar değil mi? Yapmazlar…

Yaz gelince, fazla kilolarımız gibi, anne babalık konusundaki defolarımız da gün yüzüne çıkıyor… Kış aylarında daha içe kapalı yaşamlar yaşıyoruz; ev, okul, iş döngülerinde kimsenin kimseden pek haberi olmuyor. Ama yazın öyle mi? Hepimiz hepimizle ilişkiye giriyoruz ister istemez. O sahilde bu sahilde bir araya geliyoruz, çocuklar birbirleriyle oynuyor, aileler kaynaşıyor. Yazın sıcağı, ilişkilere de yansıyor… Bir de çocuklar konusunda yaptığımız yanlışlar bir bir orta yere saçılıyor… Hani insan aynaya bakar da kendi kusurlarını görmez ya, biz de çocuklarımıza yaptığımız hataların farkına varamıyoruz çoğu zaman…

İŞTE CEZA KONUSU EBEVEYN DAVRANIŞLARI
-Bir kere bebek ve çocuklar, 11.00-17.00 arasındaki saatlerde sahillerde şapkasız, güneş kremsiz, çırılçıplak korumasız bir şekilde oturtuluyor. Sahil kenarlarında yaşamayanları da görüyorum, çocukları ellerinde güneşin beyninde dolanıp duruyorlar. Yine ne şapka, ne bir şey… Güzel kardeşim, 11.00-17.00 saatleri arasında şapkalı, güneş kremli, şemsiyeli de olsan çocuğu güneşin beynine çıkarmayacaksın! Allah korusun güneş çarpar ve güneş çarpması hayati risk taşır. Çocuklar güneşte yanmaktan ıstakoz gibiler, tabii anne ve babaları da öyle…
- Ben hiç bu yaz gördüğüm kadar şişman çocuğu bir arada görmedim! Küçücük bebeklerden gençlere kadar her çocuk obez! Yeterli ve dengeli 3 ana 3 ara öğün yemezlerse, ellerine abur cubur verilir, öğünler geçiştirilirse olacağı bu! Yahu yazık değil mi bu çocuklara? 2-3 yaşındaki çocukların bile öğlen öğünleri iyi ihtimalle ve genellikle tost-meyve suyu ile geçiştiriliyor.
 -Çocuk dediğin hamburger, cips ve gazlı içecek, hatta meyve suyu yiyip içmemelidir. Ara öğünler yoğurt, meyve gibi destekleyici; ana öğünler ise dengeli ve kaliteli olmalıdır. “Ay, ne yapayım yiyor” demekle olmuyor, çocuğun eline uygunsuz yiyecek ve içecekleri tutuşturan da yine bizleriz! Anne karnından itibaren çocuklar yeterli ve dengeli beslenmeye ihtiyaç duyarlar. Lütfen, marketlerdeki abur cubur reyonlarını ailece boşaltmaktan vazgeçip sağlıklı ürünlere yönelin. Ülkemiz sağlıklı ürünler konusunda bir cennet, ama maşallah çocuklarımız ABD’deki obezlerle yarışacak kıvamda.
- Gece saat 11.00 büfenin önünde bir anne baba, kucaklarındaki çocuk 3 yaşında var yok, uykusuzluktan gözleri kan çanağı gibi, anne babaya sesleniyor; “Jelibon al çocuğa, ağlamaz o zaman, jelibon istiyor.” Oysa, o saatte çocuğun eline bir torba şeker tutuşturacağına bir bardak süt verse ne güzel olur.  
- Günlük yemek öğünlerinin dengelenememesinin en önemli nedenlerinden biri de çocukların aylarına-yaşlarına uygun saatlerde uykuya yatmamaları, yatırılmamaları. Mazeretimiz yine hazır: “Ay, ne yapayım uyumuyor.” Çocuk yatak yüzü görmüyor ki uyusun! Türk çocukları gececi, saat gece 11.00-12.00 bebekler bile ayakta! Bir anne baba gördüm geçen gün, çocuk 2-3 yaşında, çocuğu uyumasın diye çimdikliyorlar! Doğru mu görüyorum diye iyice baktım; çocuk bebek arabasında ağlamaktan telef olmuş, çift sahil gezintisi yapmanın derdinde, anne çocuğa; “Uyuma, sabah erken uyanıyorsun, benim de uykumu bozuyorsun”  diyor. “Şiiissst, uyuma çocuk!”
- Bitmedi! Bir bebekle çocukla asla girilmeyecek mekanlara bebek arabalarıyla girip oturmuş insanlar görüyorum her yerde… Genellikle barların açık mekanları bunlar! Tamam açık ama, bangır bangır sert müzik, sigara dumanı, alkol, cinsel enerjinin kol gezdiği ambianslar... Ve bizimkiler pusetlerinde bebekleriyle orta yerde eğleniyorlar!
-  Anlayacağınız uyku konusundaki gözlemlerim en az yeme içme yanlışlarımız kadar dehşet verici! Tamam, anladık, havalar sıcak, siz uyumakta güçlük çekiyor olabilirsiniz ama çocukların uykularına asgari özen göstermek gerek! Üstelik büyüme hormonu uykuda salgılanıyor! Uyumayan çocuk büyüyemiyor! Obez olması ise iyi büyüdüğünün değil, sağlıksız büyüdüğünün işareti.
- Hem sonra çocuklu isen, yanına bir meyve, bir yoğurt, bir salatalık alman bu kadar mı zor? Yahu yanında bebek bezi, içme suyu taşımayan anneler biliyorum.
- Yemek konusu açılmışken, çöpler yemek yeme alışkanlıklarımız hakkında ziyadesiyle bilgi veriyor. Her çocuğun elinde bir cips, bir bisküvi, bir meşrubat… Ve hop çöpler denize… Ortalık, yollar, sahiller, denizler çöpten geçilmiyor; denizde bebek bezi, ped ne ararsan var. Hayır, İstanbul’dan falan bahsetmiyorum, Akdeniz ve Ege kıyılarından bahsediyorum!
- Her yiyip içtiğimizin çöpünü yediğimiz içtiğimiz yerlerde bırakıyoruz. Hemen yanı başımızda çöp bidonları, konteynırlar, geri dönüşüm kutuları olduğu halde hem de… Çocuklarımız da böyle görüyor böyle öğreniyor. Üstelik, çocuğun yanında püfür püfür, ev-sokak demeden sigara tüttürmek de bizde çok doğal! Sigara izmaritleri de hoop yere,  ya da sahillerde kumların içine söndürülüyor. Çocuğun yüzüne yüzene sigaranın dumanını üflüyorsun, bir de çocuğunun oynadığı kuma izmaritini tıkıştırıyorsun, yer gök izmarit! Hayır, Dünya dışında bir yerde hayat var da ben mi bilmiyorum?!. Ya da çocukların nikotin ihtiyacı mı var, nedir anlamadım?!
- Tabii, bir de yolculuk konusu var… Çocuklar uçağa binmekten korkar zannediyoruz, fakat, sizin uçuş korkunuz yoksa çocuk uçağa binmekten korkmaz. Sadece basınç değiştiğinde rahatsız olabiliyorlar hepsi bu! Bebek ve çocuklarla uçak yolculuklarımız da alem bizim. Çocuk ağlamasın diye, 9-10 aylık bebeklerin ağzına ne bulursa tıkıştıran mı istersin, çocuğa yol boyunca hoppala yaptıran mı? Çocuklar haşat oluyor, kimsenin haberi yok…
- Araba koltuğu konusuna ise hiç girmesem daha iyi, Türkiye’de çocuk oto koltuğu kullanan aile sayısı bir avuç kadar… Geçen gün bir de motosikletli bir çift gördüm, ne şekerler diyecektim ki, aralarına bir bebek sıkıştırdıklarını fark ettim! Aklımı yitiriyordum!
- Yaz kazaları sadece yollarda olmuyor elbet, çocuklar oradan buradan düşüyor, sahillerde boğuluyorlar. “Çocuğa kolluk taktım, bir şey olmaz” diyorsanız yanılıyorsunuz, kolluklu bir çocuğun bile 2 karış suda boğulması 3 dakikasını alır. Geçen gün 3 yaşındaki bir çocuk denizde boğulmak üzereyken kendisinden büyük 3 kardeşi imdadına yetişeyim, demiş. Bugün çocukların dördü de hayatta değil!
- Bizde yine sıradan bir alışkanlık küçük çocukları büyük çocuklarımıza emanet etmek… Yahu adı üstünde çocuk! Çocuk çocuğa emanet edilir mi? Olsun, biz ediyoruz, daha çocukken anne baba olmayı öğreniyorlar, evcilik oynamak yerine… Sonra büyüyünce işte, şimdiki bizler gibi hayattan bıkmış, yorulmuş oluyorlar. Tabii, bu da iyi ihtimalle, abi-abla elinde hayatta kalmayı başarabilirlerse…

SONUÇ!..
Uzun lafın kısası, toplumda birçok şeyi yapmak için ehliyet gerekiyor. Araba kullanmak için ehliyet isteniyor; motor kullanmak için, kayık kullanmak için, ava gitmek için, av tezkeresi için… Ama aile kurmak için, evlenmek için, çocuk sahibi olmak için hiçbir belge ve öncesinde de eğitimden geçmiş olma şartı yok! Aile kurmanın ve çocuk sahibi olmanın da bir eğitimi ve ehliyeti olmalı oysa… Bir çocuk doğar ve o çocuk bütün köyündür, der Kızılderililer…  Bu çocuklar hepimizin. Onların iyilik hali hepimizi ilgilendiriyor, ilgilendirmeli!
Ama biz çocuk sahibi olduktan sonra bile yaşam tarzlarımız değişsin istemiyoruz. “Ben çocuğa göre yaşamımı düzenleyemem, çocuk bana uysun, alışsın” anlayışı yaygın bizde… Ben izlemedim, ama izleyenlerden dinledim, Gülben Ergen canlı yayında konuğu Prof. Üstün Dökmen’e soruyormuş: Hocam, benim çocuklar da söz dinlemiyor, salonun ortasındaki cam sehpaya mesela, sürekli tırmanıyorlar, günde kaç kez uyardığımı inanın bilmiyorum. Ne yapmalı?”  İşte, bizim ilim irfan dolu canlı yayınlarımız bile böyle! Yahu, çocuk bu tırmanır tabii! Sen çocuklu hayata geçince o camlı sehpayı ortadan kaldıracaksın, hepsi bu! Çocuk yapma, etmeden anlar mı? Duygusal gelişimleri iyiyi-kötüyü ayırt etmeye henüz yetmiyor işte! Anlasana…
Sonuçta, çocuk bana uysun, diyerek geçirdiğimiz yaz tatili deneyimlerimiz de dudak uçuklatıcı cinsten oluyor elbet! Çocuklar hayattaysa kimse sorun etmiyor. Kalan sağlarla da aile olmaya devam ediliyor. Eskiler söylerdi, bizler de ileride söyleyeceğiz ne yazık ki, “Kel mi oldunuz kör mü oldunuz, büyüdünüz işte!” Eee, durum böyleyken, her ebeveyne bir ebeveyn polisi gerek diyorum, başka da bir şey demiyorum.


Copyright 2007-2020 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.