Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Yazı Boyutu:
Çocuklarımız adına her an karar veriyoruz!

Geçen hafta evlatlarımız adına her an bir seçim yapmak, onlar adına seçim yapmak zorunda olduğumuzu söyleyerek, "Evlat başka hiçbir şeye benzemiyor" başlığı altında kızımla ilgili olarak verdiğim bir karardan bahsetmiştim. Bu hafta ise, çocuklarımız adına karar vermenin ayrıntılarından ve öneminden bahsetmek istiyorum.

Evet, bu okul döneminin başında 4. sınıf öğrencisi olan ve 4 yıldır okul korosunda görev alan kızım Duru'nun okul korosu ve koro öğretmenleriyle birlikte "6. International Choir Festivali"ne katılmak üzere, 3 gün Bratislavya, 2 gün de Viyana'ya gidip gitmeyeceği kararı, itiraf etmek gerekirse beni ve babasını bir hayli zorladı. Sonuçta, kararımızı "gitmesi" yönünde kullandık ve Duru 26 Nisan'da bu geziye katıldı. İsteyen veliler de bu gezide yer aldılar, biz ise Duru'ya bu gezide eşlik etmemeyi uygun bulduk.

Gezi zamanı yaklaştıkça, özellikle de geziye 1 ay kaladan itibaren, itiraf etmeliyim ki, beni bir stres aldı. Geziye 1 hafta kala da, kuzu okulun bahçesinde ciddi bir kaza geçirmez mi; zihnimde bir sürü olumsuz düşünce uçuşmaya başladı.

EVLADI KORUMA İÇGÜDÜSÜ
Her ebeveynde olan ve özellikle biz annelerde kesinlikle kontrol edilmeye sık sık ihtiyaç duyulan "evladı koruma içgüdüsü" bu okul kazasından sonra bende tavan yaptı!  Neredeyse anksiyeteli bir kadın olup çıktım, birbiri ardına senaryo yazmaya başladım. Aldığımız karardan memnun olmakla birlikte, yavrumu tehlikelerden koruyamama ihtimali tüm benliğimi sardı. Tabii, böyle bir ruh haliyle o sırada sağlıklı karar verememe ihtimaliniz de artıyor. Çünkü yaşadığımız duygular tüm hayatımızı birebir etkiliyor!

Yurt dışı gezisine 1 hafta kala Duru'nun geçirdiği okul kazası ise şöyle: 2 erkek ve 8.sınıf öğrencisi, kızımı ve arkadaşlarını okulun bahçesindeki dönen oyun aletinde çocukların istekleri dışında döndürüyorlar ve bu oyun aletinin içindeki çocuklar da etrafa uçuveriyorlar, benimki de çenesinin üstüne çakılıyor. Çene şişiyor, kanıyor falan,  hemen kendi kendine okulun revirine gidiyor. Bütün bunlar olurken, yani 14 yaşındaki 2 erkek öğrenci, 9-10 yaşındaki çocukları, onların istememesi ve "Lütfen yapma" çığlıklarına rağmen çevirip dururken ve çocuklar etrafa uçarken, o sırada nöbetçi olan öğretmen-öğretmenler ne yapıyor, doğrusu hala çok merak ediyorum?! Çünkü bu konuda okul yönetiminden tatmin edici bir açıklama alabilmiş değilim. Neyse ki, o bu tür kazalara sebep olabilen alet okulun bahçesinde kaldırılıyormuş...

Lafı fazla uzatmayayım, Duru'ya daima "Dünya güvenli bir yer, burası bizim evimiz, yuvamız" mesajı vermeye çalışan ben, bu kaza sonrası, 5 gün yurt dışı gezisine katılacak olan kızım hakkında epey bir anksiyete de geçirdim ister istemez… Sonunda, Duru'yu Bratislavya ve Viyana'ya yolcu ettik; kuzu, bize el salladı ve gitti. İlk gün kendisinden bir SMS aldık, "Vardık, öğlen yemeğindeyiz, iyiyim, akşam müsait olunca arayacağım" diye... Kuzucuğumuz, 5 gün boyunca akşamları bizi bir kere aradı ve her gün de bir SMS attı "İyiyim" diye, sağ olsun... Bunun dışında yavrunun cep telefonu genellikle günlük akışın çok yoğun olması nedeniyle kapalı olduğundan ve kendisi telefonda konuşmayı zerre kadar sevmediğinden, çok meraklandığımda 1-2 kez koro şefi Nurdan Kaya'dan bilgi aldım. O da sağ olsun, her anlamda harika bir öğretmen...

SEVİNÇ VE HÜZÜN İÇİÇEDİR ANNELERDE
İşte böyle... Benim minik bebeğim büyüyor, birey olmak yolunda her geçen gün önemli adımlar atıyordu... "Anneler Günü"nde ise Duru tam 10 yaşında oldu! Yavrularımız büyüyor; yaşam hepsine sağlıkla ve mutlulukla büyümeyi, potansiyellerini gerçekleştirebilen, ayakları üstünde durabilen ve hayatlarının kontrolünü kendileri yapabilen bireyler olmayı nasip etsin. Fakat, öte yandan, anneler bilirler, yavrunun büyüdüğünü görmek bize sevinç verse de bir yandan da hüzün doludur. Evladınızla aranızdaki o mucizevi bağ, sizi her an, her anlamda zorlar, baskılar.

Sonuçta, anne babalık zor sanat, simyacı olmak gibi bir şey... Her konuda ölçü ve denge çok önemli! Bir şeyler biraz az, biraz fazla kaçtığında çocuğun büyüme ve gelişmesi bundan olumsuz yönde etkilenebiliyor çünkü...

PEKİ, NE YAPACAĞIZ?
Her an evladımız adına bir karar vermek zorunda olan ebeveynler olarak, bizler ne halt edeceğiz de kararlarımızdan büyük oranda pişman olmayacağız? Şu anda ve büyüdüklerinde gönlümüz rahat bir şekilde, nasıl "Ben elimden gelenin en iyisini yapıyorum, yaptım" diyebileceğiz?

Naçizane önerim, ilk olarak çocuğunuzun ayına-yaşına uygun bilimin bugün söylediği özelliklerini dikkatle takip etmenizdir. İkinci olarak ise,  evladınızın bu hayatta biricik oluşundan gelen özelliklerini doğumdan itibaren bıkıp usanmadan gözlemlemeniz ve bu iki veri ışığında edindiğiniz bilgiler doğrultusunda, onunla ilgili kararları vermeniz ve uygulamaya koymanızdır.

Bir de tabii, karar vermekten, çocuğunuza gerektiğinde "Hayır" demekten, ona sınırlar ve kurallar koymaktan çekinmemeniz ve vazgeçmemenizdir. Çünkü, konu ne olursa olsun, hiç fark etmez; çocuğun bugün ne yiyeceğinden tutun da, her gece saat kaçta uyuyacağı, bilgisayarı ve televizyonu günde kaç saat kullanabileceği, hangi okula gideceği vb. hepsinde karar merci ebeveyndir.

ÇOCUK KARAR VEREMEZ!
Unutmayalım ki, çocuk kendi adına karar veremez, karar verdiğinde ise bundan suçluluk ve acı duyar. Çocuğun eğilimlerini, yönlenmelerini takip edin elbet, çünkü bunlar size çocuğunuzun ihtiyaçlarını gösterecektir. Fakat, öte yandan, "Arkadaş olalım, özgür çocuk yetiştirelim" söylemlerine kanmayın ve ebeveyn olma sorumluluğunuzu her an onun adına sağlıklı ve etkin kararlar vermeye çalışarak alın. Bu konuda bilimden, doğru kaynaklardan ve doğru uzmanlardan yardım istemekten çekinmeyin. Danışmanlık alın, ama son kertede ille danışmanınızın dediğini değil, kendi içinizin dediğine yönlenin lütfen... Evladınız adına karar vermek üzere topladığınız bilgileri, hissinizde buluşturarak bunu yapabilirsiniz...

BİRLİKTE BÜYÜMEK!
İşin özü; ebeveyn olmak müthiş bir meydan okuma aslında, çünkü evladınızı büyütürken aslında siz de büyüyorsunuz, her an kendinizi onun ihtiyaçlarına cevap verebilmek üzere yenilemeniz, her an yeni ve apartta olmanız gerekiyor. Küçük bir anekdotla konuyu bağlamak istiyorum; şu anda 20'li yaşlarda 2 kızı olan deneyimli bir çocuk doktoru, dost meclisinde kendisi gibi çocuk doktoru olan arkadaşlarına dert yanıyor: "Bizim çocuklar doğduğunda, bilim, çocuğunuzla arkadaş olun diyordu. Biz bu gazı aldık, popomuzu bu bilgiye yasladık. Şimdi ise bilim, çocuklarınızla arkadaş olmayın, diyor."

SONUÇ:
Çocuklarınızı büyütürken poponuzu hiç kimseye ve hiçbir bilgiye yaslamayın, her an anne baba oluşunuzun sorumluluğunu alın, farkındalığı elden bırakmayın, biricikliğinizin hakkını verin. O çocuğun anne babası sizsiniz ve onun için iyi olanı en iyi siz bilirsiniz. Çağın bilgilerinden yararlanın, ama topu bilime bile atmayın; top hep sizde olsun...


Copyright 2007-2020 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.