Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Yazı Boyutu:
Medya hem kendine hem bize ne yapıyor?..

Milliyet Gazetesi Cadde yazarlarından Dr. Eser Alptekin “Sağlık Olsun”  adlı köşesindeki bir yazısında; “Sanatçılar topluma mesaj verirken çok dikkatli olmalılar, özellikle sağlık konularında. Geçenlerde televizyonda rastladığım  sağlık programında konuşan bir sanatçımız bu yazıyı yazmama neden oldu” diyor.  Bu yazı vasıtasıyla Dr. Alptekin’in söylediklerinin altına imzamı atabilirim. O yüzden önce yazıyı sizinle paylaşmayı sonra da bu konuda artık dayanamayarak izninizle “kusmayı” istiyorum.
 
“... Televizyon, toplumu ciddi biçimde etkileyen iletişim araçlarından biri. Bel ve boyun fıtığında ameliyat konusunda taraf olanlar bunu televizyon ve basın yoluyla çok iyi kullanıyor. Dolayısıyla da halkı yanlış yönlendirebiliyorlar. Ameliyat karşıtı olanların sesi de çok cılız çıkıyor. Ciddi bir sağlık sorunu televizyon çatışmalarına kurban edilmemelidir.
Halkın sağlığının yönlendirme aracı, bilinçsiz yapılan televizyon programları olmamalıdır. Sağlık ciddi bir iştir ve bilimsel yanı vardır. Ayrıca bu  sağlık programlarının çoğu da sponsor olarak bir sağlık kurumunun desteğiyle ve onun amaçları doğrultusunda yapılıyor. Yanlış yönlendirmeyle ameliyat olup da sorun yaşayan insanların günahını kim taşıyacak? Çünkü bu insanların “Pişman oldum” deme hakları bile yok.

VİCDAN İLE CÜZDAN ARASINA SIKIŞMAK
Hekimlerin yaptığı işlerden ve mesleklerinden dolayı yargılanmalarını istemiyorum. Özellikle bu meslek grubunun paraya yönelik adaletsiz işler yapmalarına yüreğimde ve beynimde yer bulamıyorum. Basında “Şu kadar doktor yakalandı” dendiği zaman bunu kabul etmekte zorluk çekiyorum. Hekimlerin yaşadığı sıkıntıları da, fedakarlıkları da biliyorum. Bu saygın mesleğin dünyanın ekonomik bakış açısının dişlileri arasında öğütülmesi, içimizdeki onarılmaz yaradır. Ve tedavisi de bizden geçmektedir.

Bu yazıyı hazırladığım sırada İstanbul’da daha güneş doğmamıştı. Ezan sesleri kuşların seslerine karışıyordu. Yeni bir günü ve yaşamı müjdeliyordu kaygısız ve kedersiz. Hekim onurunun yerlerde sürünmediği, bunlarla ilgili tartışmaların yapılmadığı yeni günler ve güneşler bekliyordum. Sağlığın parayla alınıp satılmadığı, piyasa ekonomisinin değil de erdemin ve sevgisinin emrine girdiği güzel günleri...

Sağlıkta yanlış yönlendirmelerin bittiği, insan değerinin yüceldiği güzel günlerin yakın olduğunu düşünüyorum. Bu konuda hiç karamsar olmadım ve olmayacağım. Sağlık hizmetleri konusunda ülkemizde çok iyi işler de yapılıyor. Bu da yeni pırıltılı günleri müjdeliyor. Yaptığımız işleri vicdanımızda sorguladığımızda, birbirimize olan sevgi ve saygımız arttıkça, meslek ahlakını her şeyin üstünde tuttuğumuzda güzel günler bizi bekliyor diyebiliriz. O umutla yeni doğan güneşlere bakabiliriz.”

HER TV KANALINDA NEDEN BİR SAĞLIK PROGRAMI VAR?
Siz de iyi bir TV seyircisi olmasanız da farketmişsinizdir, sağlık programları epey zamandır TV’lerin gözdesi... İster reyting kanalları olsun, ister tematik kanallar; ister iddialı kanallar olsun isterse de  iddası olmayan kanallar; maaşallah, neredeyse hemen hepsininin bir “sağlık programı” var. Bu programların yapımcı ve sunucuları medyaya verdiği röportajlarda, “Neden sağlık programı yapıyorsunuz” diye kendilerine sorulduğunda, hemen “sosyal sorumluluk” diye cevap veriyorlar. Efendim, bu programlarda uzmanları çıkartıp, halkı aydınlatıyorlarmış... Zaten, birtakım doktorlar artık doktorluk yapmaktan neredeyse vazgeçmek üzereler... Çünkü, o TV programı senin bu TV programı benim takılmaktan doktorluk yapacak mecalleri kalmıyor...

“İZLEYİCİ İSTİYOR” KARABASANI
Evet, halk sağlık konularında bilgilenmek istiyor doğru, ama çöp bilgi istemiyor ki... Bu programların çoğuna bakın, çoğunda çöp bilgi var, ya da sapla saman’ın birbirine karıştığı yorumlar, kısacası çorbalar...

Bu programı seyredenler de ister istemez duyduklarına inanıyorlar, “Ama uzman demişti, prof. dr. bilmem kim anlattı” diyorlar... Tabii ki verilen bilgilerin hepsinin temelsiz olduğunu iddia etmiyorum. Fakat,  ya reyting kaygısıyla doğru bilgi abartılı bir sunumla verilerek algı kaymasına neden olunuyor, ya da doktorlardan para alındığı için programı sunan kişi uzmana sorması gereken kritik soruları soramadığından, taraflı, eksik ve ilkesiz yayıncılık yapılmış oluyor...  “Neden böyle?” diye sorarsanız, sağlık programları yapımcı şirketlere ve televizyon kanallarına çok para kazandırıyor da ondan...

Öte yandan seyirci, bazen bu kısır döngü yüzünden hayatından bile oluyor; binlerce insan bebeklerini, çocuklarını bu sağlıksız uzman görüşleriyle büyütüyor...

BEN DE UZMAN AĞIRLIYORUM!
Tam da bu noktada diyebilirsiniz ki, “Anne Olunca Anladım’ adlı programında sen de uzman ağırlıyorsun?..” Evet programımda ben de uzman ağırlıyorum, her gün bir konuyu derinlemesine işliyorum ve konuyla ilgili uzmanlardan günlük yaşamda fark yaratacak önerilere yer veriyorum...

Fakat, gönül rahatlığıyla söylemeliyim ki, “Anne Olunca Anladım”a gelen uzmanlarla hiçbir maddi ilişkimiz yok! Zaten çoğu, bırakın TV’ye çıkmayı istemeyi, medyatik olmaktan köşe bucak kaçan, çok değerli ve de mütevazi isimler... Ve çok büyük çoğunluğu da devlet ya da üniversite hastanelerinde çalışıyor... Bugüne kadar yaptığım 400’ü aşkın canlı yayının her kesimde önce güvenilir olmasının da sanırım en önemli nedeni bu! Konusunda en iyilerden biri olduğuna inandığımız uzmanlar, programımıza katılıyor ve programda kendilerine her soru özgürce yöneltiliyor ve seyircinin yüksek çıkarı hedef alınıyor.

Kuşkusuz seyirci, yapımcının ya da TV kanalının uzmanla arasında maddi bir ilişki olup olmadığını bilemez! Belki bu konu seyirciyi hiç de ilgilendirmez... Ama o enerji olumlu ya da olumsuz dikkatli seyirciye mutlaka geçer...

Bu arada, siz seyircilere bir tüyo vereyim, bu programlar hemen her gün aynı konuları işlerler ve ekranın altında “bilgi hattı” diye verilen telefonlar TV kanalına ya da yapımcı şirkete ait değildir. Ve çoğu zaman bu paralı uzmanlar, sadece sağlık programlarının değil, kadın programlarının da baş rol oyuncuları olurlar...

İşini, medya etiğine, insan vicdanına uygun bir şekilde yapan meslektaşlarım bunları yazdığım için beni affetsin, ama onlar da iki  elin parmakları kadarlar  ne yazık ki... Ve, gerçek şu ki; özel hastaneler ve yapımcı şirketler, TV kanallarına deli paralar teklif ediyorlar... O yüzden de son yıllarda önüne gelen TV yapımcısı oluyor ya... Her gün kanallara yüzlerce program öneriliyor... Ve parayı kazandıran da ekranda düdüğünü çalıyor... Seyredene bu program yararlı olurmuş, zararlı olurmuş kimin umurunda? “Reyting yapsın, para kazandırsın... Seyirci, zaten beğenmese oturup seyretmez... Seçim seyircinin...”

Sonuçta da alan razı veren razı gibi görünüyor değil mi?..

MEDYA DEDİĞİN SADECE TİCARETHANE MİDİR?
Hatta, bu yapımcı şirketlerden geçenlerde ben de herhangi bir konunun “uzmanı” olmadığım halde teklif aldım. Efendim bu bir “ebeveyn programı”! Dikkatinizi çekerim... Teklifleri de; “1,5 milyar artı KDV karşılığı programımıza katılın, ürününüzü tanıtın,” şeklinde... Biraz araştırınca, bu teklif mailini neredeyse bakkala, çakkala kadar attıklarını öğrendim. Sonra, sitemizin uzman doktorlarına her gün “Şu kadar  milyar verin, programımıza katılın” diye teklifler yağıyor... İsteyene mailleri gösterebilirim. Çünkü bu iş, şirazesinden çıktı, yakında seyirci sağlığını korumak için katiyetle TV seyretmemek gerekecek...

RTÜK NE İŞE YARAR?
Peki, RTÜK diye bir oluşum var. O ne yapıyor? Bütün bu etik dışı ve de insan sağlığını tehdit edici uygulamaların farkında değiller mi? Çünkü, kanalların neredeyse hemen hepsi, ayan beyan RTÜK kurallarını ihlal edip “gizli reklam” yapıyorlar... Yöneticilerimiz uyuyor mu?.. Ya da en başta kanallar uyuyor mu; çalıştıkları yapımcı şirketlerin saman altından su yürttüğünün farkında değiller mi?..

TV’de herhangi bir şeyi tanıtıyorsan, ekranda; reklam, tanıtım, tanıtıcı reklam, bu bir tanıtıcı reklamdır... Şu kadar saniye, dakika vb. sürebilir, diye kuralları yok mu bu işin?.. Ben mi yanlış biliyorum?.. RTÜK’ün koyduğu, iş etiğinin koyduğu, vicdanın koyduğu kurallar değişti de benim mi haberim yok?!.

TV’lerdeki yozlaşmadan herkes şikayetçi, hatta TV yöneticileri bile... Ama reyting kavgası, pastanın büyük dilimine sahip olmak, yani çok kazanmak çoğunu maalesef  inandığı işleri yapmaktansa, “seyirci bunu istiyor” diyerek “karanlığı büyüten”, çağın ihtiyaçlarına hizmet etmeyen yayınlara sürüklüyor... O yapıyor, o yapınca, öteki de yapıyor, sanki lunaparkta çarpışan araba kullanıyormuşcasına, doğallıkla... Her şey, her yol giderek mübahlaşıyor...
Seyirci zaten hep şikayet ediyor, “TV’lerde seyredecek doğru dürüst bir şey yok!” Ama reytig sonuçlarına bakarsanız, izlenme rekorları üstüne izlenme rekorlarına koşuluyor...
Cadde Eki’’ndeki köşesinde Ali Eyüpoğlu, yazmış, Bakan bile bu durumdan şikayetçi!..

ALiYE KAVAF’I TUTAN MI VAR?
“Sayın Bakan, ekranlarda ‘Cosby Ailesi’, ‘Küçük Ev’ gibi aile dizileri görmek istediğini söyledi. Kavaf, reyting savaşı nedeniyle yüzüne bakılmayan bu dizilerin ekrana gelmesini sağlasa, ona kim mani olur?

Televizyon dizileri başta olmak üzere, yayınlarda toplumu rahatsız eden görüntülerden koruma görevi önce yayıncılara düşüyor. Yıllar önce ‘Cosby Ailesi’ dizisi vardı. Çok güzel mesajlar veriyordu. ‘Küçük Ev’ diye bir film vardı. Bugün film ve dizilerde farklı mesajlar veriliyor; sıkıntı burada. Halbuki insanların olumlu mesajlarla motive edilmeye ihtiyacı var.”
Bu sözlerin sahibi kim biliyor musunuz? Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Aliye Kavaf...

Sayın Bakanım; ekranlarda ‘Cosby Ailesi’ gibi topluma pozitif mesajlar veren, ‘Beyaz Gölge’ gibi gençleri spora yönelten diziler mi olsun istiyorsunuz? Öyle sanıyorum ki, televizyon izleyicileri arasında sizin gibi düşünen binlerce, belki de milyonlarca insan da var. O insanların beklentiden başka yapacak bir şeyleri yok, ama sizin var.

Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı, ‘Cosby Ailesi’, ‘Beyaz Gölge’ gibi insanlara olumlu mesajlar verecek; insanlara, insan, doğa ve hayvan sevgisi aşılayacak, spora yöneltecek dizilerin çekilmesine öncülük etse, elini tutacak birileri mi var? Kavaf, bu amaçla bir seçici kurul oluştursa, insanlar senaryolarını buraya gönderse ve en beğenilen projeler birer birer hayata geçse, kim engel olacak ona?

Kavaf, bu amaçla TRT ile protokol yapsa ve özel televizyonların reyting savaşı nedeniyle yüzüne bakmadığı bu tür dizilerin ekrana gelmesini sağlasa, hangi yasa mani olur buna?

BAKAN’IN DİLEK VE TEMENNİLERİ
Aliye Kavaf’ın oturduğu koltuk ‘dilek ve temenniler bakanlığı’ olsa, bu tür dilek ve temennilerde bulunmasını anlarım, ama durum öyle değil ki... Kavaf’ın oturduğu koltuğun adı; ‘Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı’.

Gerçek böyleyken Aliye Kavaf’ın hala hiçbir yetkisi ve sorumluluğu olmayan ‘yurdum insanı’ gibi dert yanmasını aklım almadı.

Aliye Kavaf, kamuoyunun hassasiyetleri doğrultusunda yayıncılık anlayışını yönlendirecek ve takip edecek bir sivil inisiyatif oluşmasını bekleyeceğine, önce ‘Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı’ olarak inisiyatifi eline alsa, özlemini duyduğu dizilerden birini ekrana taşısa daha iyi olmaz mı? “Aşk, entrika, ihanet ve şiddet dolu diziler varken, aile dizisini kimse izlemez” diyenler olabilir. Bu iddianın doğru olup olmadığını öğrenmenin tek bir yolu var. O da, öyle bir diziyi çekip, ekrana getirmek. Ancak o zaman anlaşılır, toplumda gerçekten böyle bir beklenti var mı, yoksa o da, “Belgesel izlemek istiyoruz” deyip, paso ‘magazin’ izleyenlerin şişirdiği bir balon mu? Böyle bir misyonu üstlenmek de Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Aliye Kavaf’a düşer. Bu da ancak Sayın Kavaf’ın ‘dilek ve temenni faslı’nı kapatıp, ‘icraat’a geçmesiyle mümkün. Tabii niyeti varsa...

Kavaf’ın amacı, ‘laf olsun, torba dolsun’sa o başka! ‘Misyon’dan kastım, gerçek bir aile dizisi; dini ya da siyasi mesajlar veren bir yapım değil tabii.”

GERÇEKLERE SESLENİYORUM!
Sevgili Meslektaşım Ali Eyüpoğlu’na kalemine sağlık diyerek, ben de Sayın Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Aliye Kavaf’a, RTÜK Başkanı’na, Sağlık Bakanı’na, Eğitim Bakanı’na ve elini vicdanına koymayı bugün bu vahşi ortamda bile unutmamış TV yöneticilerine sesleniyorum.

Bugüne kadar 400 kadar canlı yayına 5 farklı kanalda imza atmış “Anne Olunca Anladım” gibi çağdaş, bilinçli, aydınlığı büyüten, çağın ihtiyaçlarına cevap veren TV programları’na da artık sadece kişisel çabalarla değil,  farkındalıkla ekranlarda yer verilmeli!.. Verilmeli ki, bizler de Don Kişot misali, “seyirci bunu ister”  illüzyonuna kurban gitmeyelim... Çünkü kurban giden birileri ya da bir şeyler varsa, bu hepimiziz! Hepimiz aynı teknedeyiz! Kadınlarımız eski bilinçle kendilerini var etmeye çalışıp oldukları yerde saymasın; çocuklarımız sağlıksız bilgilerle büyümeye devam etmesin... Ve erkeklerimiz, çağın insani değerlerine tamamen uyum sağlasın artık... “Kadın-erkek eşitliğinde Türkiye sondan 8. oldu” haberleri yapmayalım artık... 

Ve bu ve buna benzer tüm dilekler için; “İdealist, romantik laflar, gerçekler başka...” demesin, kimse...

Gerçekler, insanlığı aydınlığa yaklaştırandır, gerçekler herkese kendi yolunun biricik olduğunu hatırlatandır, gerçekler sınır tanımayandır, gerçekler sis perdesi ile örtülemeyendir... Ve gerçekler, asla rahat bırakmaz...

20 yıllık medya mensubu; gazeteci, TV programı yapımcısı ve sunucusu, 162 ülkede hayat bulan “Anne Olunca Anladım” projesinin annesi, 8 yaşındaki Duru’nun annesi, bendeniz’den gerçeklere gönül ve emek veren herkese sevgi ve dostlukla...

Sürç-ü lisan ettimse affedin... Bilin ki, içim acıyarak ettim... Ve son kerdete kimsenin çaresiz olmadığını bilerek ettim...

O yüzden, laflarım şikayet olarak değil, değişime küçük bir çağrı olarak algılanırsa sevinirim...

Çünkü artık yeni şeyler söylemek lazım... Ve yapılan yanlışlar da, sorumluluklar da hepimizde... Hepimiz her olan bitenden yüzde yüz sorumluyuz!..


 


Copyright 2007-2020 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.