Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Yazı Boyutu:
Pinokyo ve ben (2)

 

Duru 8 aylıkken psikopat anne-baba olarak ona üç tekerlekli bir bisiklet almıştık. Duru’yu bisikletin üzerine oturtup, arkasından iterek bisikletin işlevinden faydalanmaya çalışıyorduk (benim bel fıtığımın işlevini arttırmak cabası oldu)... Ve Duru, süper bisiklete biniyordu!.. Evet, bu çocuk yetenekliydi canım... Sekiz aylık haline bakmadan bisiklete binmeyi süper beceriyordu. Gerçi düşmesin diye ellerimle yanına barikat kuruyordum ve Duru asla ayaklarını pedal itmek gibi bir zahmete sokmuyordu ya, neyse yine de süperdi...

 

                                                          ********


Bu önemli süreci henüz sekiz aylıkken atlatmıştık... Daha ne olsundu...

Tabii ki kazın ayağı öyle değildi...


Duru bu üç tekerlekli bisikletinin pedallarını aradan geçen yıllara rağmen bir tur bile çevirmedi. Arada sırada çevirmek istiyor, ama çeviremiyor gibi yapıyordu... Onu bisiklete bindirmenin tek yolu hanım kişimizi bisiklete oturtup, arkasından iki büklüm şekilde itmekti...

Gerçek acıydı; benim kızım tembel hatunun tekiydi. Bisikletin pedalına basmak ve onun ilerlemesi için ayacıklarını yormak ona zul geliyordu...

 

Ama ben ve eşim tabii ki yılmadık. Önce 5 yaşındaki kızıma bisiklet almaya karar verdik ve onun da bunu istemesini sağlamak için ufak beyin yıkama moduna geçtik. “Aaa, küçücük çocuklar ne de güzel de iki tekerlekli bisiklete biniyor”, “Bisiklete binen çocuklar artık abla olmuş sayılır canım” gibilerinden çalışmalarımız ufak ufak semeresini gösterdi.

Ve Duru’ya bisiklet almak için Duru’yu ikna ettik!.. (Bizlerin ebeveynlerimizi bize bisiklet alması için ikna etme çalışmalarımızı düşününce durum hayli ironik tabii.)

 

                                                          ********


Bir akşam baba kız bisiklet satan mağazaları gezmeye başladık... Duru bir hayli motive görünüyordu. Pembe ve süslü bir bisiklet istediğini sıkça tekrarladı. En sonunda girdiğimiz ikinci mağazada şeker pembesi ve bol süslü bir bisiklet bulmuştuk. Ve Duru bisiklete bayıldı. Önce bir binmesini, rahat edip edemeyeceğini görmesini istedim. Bisikletin yanında süsü olmayan, kırmızı bir bisiklet daha vardı. Onu da gösterdim ve “Bin bakalım hangisinde daha rahat olacaksın” diye kızımı önce pembe bisiklete bindirdim. Çok süslü olan bisiklette yavrumun narin poposunun pek de rahat olmadığı belliydi. Daha sonra kırmızı bisiklete bindi. Sanki daha rahat gibiydi...

Hangisini alacağımızı sorduğumda ise beni şaşırtarak; süslü olanı değil, daha sade olan bisikleti istediğini söyledi, benim kokoş kızım... Rahatına düşkün olduğunu biliyordum ama o kadar gösterişli bir bisiklet yerine daha sade ve rahat bisikleti tercih etmesi açıkçası benim de çok hoşuma gitti.


Bisikletin yanında kask, dizlik, bileklik ve dirseklik de alıp mağazadan çıktık.

 

Evet, şimdi bisikleti kullanmaya gelmişti sıra... Bakalım benim tembel tavuğum pedal çevirme zahmetine katlanabilecek miydi?

Önce kask, dizlik, bileklik ve dirsekliklerini taktık. Bu iş çok hoşuna gitmişti. Muhtemelen kendini çok farklı ve özel hissediyordu. Sonra bisikletin üzerine binbir kurumla oturdu. Bisikletin destek tekerlekleri de olduğu için devrilmediğinden, bisikletin üzerinde ayakları pedalın üzerinde olarak put gibi duruyordu... “Haydi kızım, sürsene, şöyle yap, böyle yap” derken, bisiklete binmek istemediğini söyleyip, bisikletten indi... Binbir dil dökmemden sonra ayaklarıyla pedalı itelemeye ve bisikleti götürmeyi denemeye ikna oldu. Benim de arkadan verdiğim ufak destekle bisikletiyle ilk hareketine başladı. Önce çok yavaş ve düşmekten ödü patlayarak kullanıyordu... Ben de yanında yürüyerek, dengesini yitirdiğinde onu tutuyordum...


Yarım saat sonra kullanabileceği en son hızda bisikletine binerken ben de yanında koşuyordum. Absürd bir durumdu ama kullanıyordu işte, olmuştu! Muhtemelen benim Pinokyom’a ilk bindiğim zamandaki hislerime benzer bir şekilde, bu işi çok kolayca çözdüğünü düşünüyordu. Duru o gün 50 kere düştü, ama ufak bir iki düşüş haricinde hepsinde babası olarak ya yastık görevi yaparak altına atladım, ya uçarak bisikletin düşüşünü engelledim... Görev tamamlanmıştı... (Acaba?)

 

                                                          ********


Şu sıralar Bağdat Caddesi’nin yaya yollarının müsait yerlerinde kırmızı bir bisiklette hızla gitmeye çalışan 5 yaşında bir velet ve yanında kan, ter içinde koşan bir adam görürseniz, işte onlar biziz... Kızıma bisiklet alınca, ailecek bisikletlerimize binip sükunet içerisinde gezintiye çıkacağımızı hayal etmiştim. Bu kadar çok koşacağım hesapta yoktu...

Kızımın sihrinin uçmasına izin vermedim. Benim ilk ve son bisikletim Pinokyo’yla birlikte betonun üzerinde yatarken uçup giden sihrim de, bana geri geldi galiba...


Copyright 2007-2019 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.