Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
YENİ BİLİNÇ
HÜRRİYET KALALI
Yeni Bilinç Yaşam Koçu
Yazı Boyutu:
Ölümün keskin bilinci

Ölmekten hepimiz korkuyoruz. Ve hepimiz bir gün öleceğimizi biliyoruz. Aslında insan ömrünün kısalığına bakarsak, o kadar da uzak olmayan bir vadede hepimiz öleceğiz.

Aslında doğmakla beraber ölmeyi kabul etmiş ve garantilemiş oluyoruz. Her doğan yavru, eğer şanlıysa, bebek, genç, yetişkin, yaşlı olacak ve kendi yaşam döngüsünü tamamlayarak ölecek ve yaşam döngüsünden çıkacak.

İnsan varlığı dışındaki diğer varlıkların, ölüm gerçeğiyle ilgili bir sorunları yokmuş gibi gözüküyor. Bitkiler ve hayvanlar yaşam döngüsünün içinde akarken, yaşamlarını ve kaçınılmaz ölümlerini hiç sorgulamıyorlar. Onlar yaşam döngüsünün her anının keyfini çıkarıyor ve zorluklarıyla barışık bir biçimde yaşıyorlar. Yalnızca insan varlığı ölümlü oluşunu ciddiye alıyor ve bu durumu anlamaya çalışıyor.

Çünkü korkuyor. Kaçınılmaz ölümle başına gelecek şeyler konusunda derin kaygıları var. Nedir, ölüm korkusunun ardında yatan gerçek kaygı? Bu, sanırım var oluşu yitirme korkusu. Hiç olma, yok olma korkusu. Hiç var olmamış olma korkusu. Bu derin korku, insanoğlunun yaptığı ve olduğu her şeye siniyor. Diyebilirim ki, insanoğlunun her motivasyonu, yok olmaktan kurtulmak, ölümle yokluğa karışmamak; bir şekilde yaşamaya devam etmek arzusundan kaynaklanıyor.

İnsanın yaşamı sürdürme güdüsüne baskı yaptığınızda her şeyi göze aldığını görüyoruz. Karnını doyurmak ve üremek güdülerini kısıtladığınızda, insan, yok olma tehdidi altına girdiğinden tepkileri kontrol edilemez hale geliyor. Çünkü arka plandaki motivasyon yok olmaya tepki motivasyonu.

Sanat, bilim, felsefe ve mistik alanlarda yapılan tüm üretim de yine aynı motivasyondan payını alıyor. İnsan, sonsuza dek geçerli olanı arayıp bulmayı ve onu yaşamının parçası yapmayı her istediğinde, sonsuz olmak, ölümsüz olmak istiyor.

EN TEMEL MOTİVASYON: ÖLÜMSÜZ OLMAK!
Diyebilirim ki, insanoğlunun en temel motivasyonu ölümsüz olma motivasyonudur. Her kültür, dünyanın neresinde ve ne yaparsa yapsın aslında bu motivasyonla hareket ediyor. Anne ve baba çocuğunda ölümsüz olmak istiyor, politikacı, asker halkın ruhunda ölümsüz olmak istiyor. Bilim insanı, mistik, gerçeğin huzurunda ölümsüz olmayı istiyor. Sanatçı, insan ruhunda ölümsüz olmayı istiyor, aşık maşukun gözlerinde ve ruhunda ölümsüz olmayı istiyor.

İnsanoğlu ölümlü ve ölümsüzlüğü arıyor. Bu motivasyonla çağlar boyunca bilgi ve farkındalık üretiyor ve sonraki nesle devrediyor öğrendiklerini.

KISACIK ÖMÜRLERİMİZİN ANLAMI NE?
Hepimiz şunu merak ediyoruz. Var oluşun anlamı ne? Kısacık ömürlerimizin anlamı ne? Kısacık ömrün içinde bu anlamı bulabilir miyiz? Ve bu anlamı yaşayabilir miyiz? Sonsuzlukla bu bedende ve kısacık ömrümüz içinde tanışabilir miyiz? Sonsuzluk karşısında zayıf ve korunaksız görünen varlığımızı güçlendirebilir ve onun karşısına canlı ve kanlıyken çıkabilir miyiz? Yaşamın ve ölümün gerçeği hakkında ölüp gitmeden bir hakikate ulaşabilir miyiz? İnsanoğlu var olalı beri bu sorulara cevap arıyor. Çünkü ölümle gelen kayıp duygusunu telafi etmenin bir yolunu bilmiyor.

CİBRAN’A SORDUKLARINDA…
Halil Cibran’a ölümü sorduklarında, siz yaşamı bilmiyorsunuz ki, ölümü bilesiniz demiş. Yaşama gövdenizi tamamen açmadan, ölümün sırrına eremezsiniz, çünkü yaşam ve ölüm birdir, demiş. Yaşamın sırrına eren ölümün de sırrına erermiş. Bilgeler bize hakikatin kendini bilmek olduğunu söylüyor. Ve kendini bilenin her şeyi bileceğini…

Kahramanın yolculuğu, ölümü göze alarak yapılan içsel bir yolculuktur. Kahraman gerçeğin peşindedir. Yaşamın ve ölümün sırrını merak etmektedir. Yaptığı yolculuk içseldir. Bu yolculukta kahramanca davranmak zorundadır. Çünkü gerçekle arasında korkuları vardır. Ve en derin en nihai korku, ölüm korkusudur. Kahraman ölümü pahasına gerçeği arayan kişidir. Korkularına rağmen inandığı yolda yürüyen kişi.

Kahramanın yolculuğu kendini bilmek yolculuğudur. Var oluşu mümkün kılan, hayatı mümkün kılan ruh, hepimizin içinden akmakta. Kedinin, farenin, örümceğin, balinanın, solucanın, insanın içinden akan aynı hayat enerjisidir. Bizi hayatiyetin parçası ve kendisi yapan o ruh tüm kozmosu hayatta tutan aynı ruhtur.

KENDİNİ BİLMEK NEDİR?
Bilgelik, kendini bilmenin, kendini değiştirmeyle, kendini daha iyi bir varlığa ya da daha iyi bir şeye dönüştürmekle ilgili olmadığını söyler. O öncelikle, hayatı mümkün kılan ruhun tezahürleri olarak, kendimizdeki mükemmel ahengi ve dengeyi görmekle ilgilidir. Kendini bilmek ya da kendini tanımak, kendinde yanlış ya da doğru, fazla ya da eksik bir unsurun bulunmadığını, kendi içinde her varlığın derin bir harmoni ve denge içinde bulunduğunu, hayatın olduğu her yerde bunun böyle olduğunu anlamaktır. Kendini bilmek, kendini olduğu gibi görmek demektir. Hayatın kutsal bir ifadesi olarak.

Bilgelik, tüm yanılsamanın, bizde bir yanlış oluşundan değil, içinde bulunduğumuz bu boyutta, ruhun tezahür etmesi için yaşanan aydınlık ve karanlığın yelpazesine direnç gösterdiğimizden olduğunu söyler.

Yani bu boyutta var olmaya bir tepki geliştirdik. Ruhun tezahür ettiği geniş duygu yelpazesine, içimizde, her hücremizde yer veremedik; her duygu rengini tanrısallığın değerli, hatta eşsiz bir tezahürü olarak onurlandıramadık.

O yüzden, bilgeliğin birinci aşaması, tüm tezahürlerin tanrısal olduğu bilinciyle hareket etmektir. Bu sayede önemli-önemsiz, değerli-değersiz, iyi-kötü, güzel-çirkin, doğru yanlış dirençleri ortadan kalkacaktır. Bu yanılsamayı yaratan direnci incelemek, bilgeliğin birinci önerisidir.

İkinci aşama, bu geniş duygu yelpazesini, ruhun kendini tam olarak ifade edebilmesi için yönlendirmek hakkındadır. Şu anda müdrik olmasak da, her tezahür etmiş olanın, aşkın bir maksadı içerdiğini ve bu maksada bağlı olarak, kendi olgunluğunu aradığını biliyoruz. Her bilinç tohumu kendi meyvesinin olgunluğu peşinde, sabırla, büyüme yolculuğunu sürdürmekte.

ÖLÜMSÜZLÜK NEDİR?
Bilgelik, tam tezahür etmiş ruhun, yeni bir yaratılışı başlattığını ve bu yaradılışın kendi özüne, kendi kaynaklarına ve kendi tanrısallığına sahip olduğunu söyler. Bu şu anlama geliyor ki, ölümsüzlük yaratabileceğimiz bir kutsiyettir. Bunu mümkün kılan ruh, bilinç tohumlarının kendi özgünlüğünü araması ve yaratması için her şeyi yapmakta; tüm ihtiyacımızı gidermekte. Bizim için ise yapılması gereken, kendi tezahürümüzü yaratacak şekilde, ruhun bizim vasıtamızla tezahürüne izin vermektir. Ruhun, tanrısal olanın tezahürü öyledir ki, biz ona izin verip yol açarken, bir de bakmışız ki, o bize yol olup ölümsüzlüğümüzü yaratmış.

İnsan varlığı, bedeni sonlansa bile, bu kutsal evrende bir özgür irade evrenine doğabilir. Onu yaratmak yoluyla özgür irade evrenine dahil olabilir. Batıni öğretilerin asıl mesajı budur. Bilgeliğe göre insanın kutsiyeti buradadır. Bedenli var oluşun kutsiyeti buradadır.
İnsan korkar, çünkü ona verilen görev, tanrısal insanı yaratmaktır. İnsan her varlık gibi, özün, kaynağın ta kendisinden mümkün olmuştur. Ve özden kaynaktan öte bir şey zaten değildir. Tıpkı bir balina, solucan, ya da buğday başağı gibi. Tıpkı kozmosun ta kendisi gibi. Fakat insanı mucizevi yapan özün bir parçası olması değildir. İnsanı mucizevi yapan, insanüstü olma, tanrısal olma kapasitesidir.

ÖLMEDEN ÖNCE ÖLMEK
İnsan, ölümü ve yaşamı güden güçlerin ötesine taşabilir ve tanrısallığını keşfedip, onu tezahür ettirebilir. Böylelikle ölmeden ölür. Sonsuzluk içinde sonsuz bir yolcu olarak, tezahür etmiş tanrısallık olarak yerini alır.

İnsan ölümden korkar. Çünkü ölümsüz olma potansiyeli olduğunu gizil bir düzeyde bilir. Ve bu fırsatı kaçırmaktan ödü kopar. Belki de en derin korkusu aslında budur. Ölümsüzlüğe, tanrısallığa namzet insan, öldükten sonra başına gelebilecek en kötü olasılığın bile bir yanılsama olduğunu görür. Yokluğa karışmak, ya da cennet ya da cehennemin parçası olmak. Tüm bunlar, tanrısal olma potansiyelinin farkında olmayan bilincin yanılsamalarıdır.
İnsan bir kez değerini keşfettiğinde, onda, öze, kaynağa, yaratana dair tüm potansiyelin saklı olduğunu anlar ve bu potansiyeli harekete geçirmekle ilgili tüm sorumluluğun da sadece kendine ait olduğunu anlar.

İnsanın kaderi insana ölmek, tanrısallığa doğmaktır. İnsana ölmek demek, insanın tanrısallığın muhteşem bir ifadesi olduğuna direnç gösteren tüm yanılsamaya ölmektir. Ve böylelikle tanrısal olana doğarız.

Doğuş zamanı geldi derken kastettiğim budur.

ŞİMDİ SEÇİM ZAMANI!
Yanılsamalarla yüzleşmek artık mümkün. Kaderimizle yüzleşmek artık mümkün. Kahramanın yolculuğuna her birimiz çıkabiliriz. Çünkü artık mümkün. Her birimiz için.

Bizler, insan ruhları, inandığımızı gerçek yapan yaratıcılarız. Tanrısal insana doğmak bir seçimdir; her birimizin tek tek yapacağı…


Şimdi seçim zamanı!


Copyright 2007-2019 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.