Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
YENİ BİLİNÇ
HÜRRİYET KALALI
Yeni Bilinç Yaşam Koçu
Yazı Boyutu:
Kendine inanmalısın, tek yol bu!

“Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol!” Mevlana bu deyişiyle yüreklerimize dokunur. Bize evrensel bir gerçeği iletir sanki. İlk bakışta bu gerçek dürüstlük hakkındadır. Sahte olma gerçek ol!

Mevlana, “Olduğun gibi görün!” derken başkalarına karşı sahte olma, neysen o ol demektedir. Ve “göründüğün gibi ol” derken de, inandığınla çelişik olma, neye inanıyorsan öyle yaşa... Mevlana bizi dürüst olmaya davet etmektedir; kendimize ve diğerlerine karşı.
İnsan,  olduğu gibi görünmekten hoşlanmamakta ve bunu riskli bulmakta. Göründüğü gibi olmaya da çalışmamakta. Ya da çalışsa bile, bu çalışma çok cılız kalmakta ve insan, inandığı dünyayı yaşamaya yaklaşamamakta bile. Bunun nedeni ne olabilir? Neden insan kendine ve diğerlerine karşı dürüst olmakta bu kadar zorlanıyor? Neden imkansıza yakın bir sorunla karşı karşıya gibiyiz? Dürüstlük, insanlık tarihi kadar eski bir ihtiyaç ve hala giderilmiş, başarılmış gözükmüyor. Neden?

Bu soruya doğrudan bir cevap vermektense gelin biraz çevresinde dolaşalım. Belki de, bu yolculukta hepimiz kendi gerçek cevaplarımızı buluruz.

İNSANLAR KENDİLERİNİ NEDEN SAKLAR?
Olduğun gibi görünmek, özene bezene biriktirdiğin, “saygı ve yeterlilikle ilgili” kazanımlarını yele vermek anlamına gelebilir. Çünkü olduğun gibi görünmek, tüm zayıflıklarını, düşkünlüklerini de orta yere sermek anlamına gelecektir ki, bu durumda  insanların çoğu seni istismar edecek, biriktirdiğin erkini emecek, tüketecek.

Zayıflığından, düşkünlüğünden, bir diğerine ya da bir ideolojiye bağlanan kişinin durumu hazin oluyor. Çünkü olan şey, tüm enerjisini, o kişi ya da ideolojiye kaptırmak ve sonunda ortada tığ teber kalmak. Çünkü o kişi ya da ideoloji açısından, senin enerjin sadece tüketimde kullanılmak için iyi. Birlikte üretmenin ve kazanmanın partneri olarak asla uygun değilsin. Çünkü buna layık değilsin. Aslında ihtiyacın da bu değil. İhtiyacın o kişi ya da ideolojinin sana hak ettiğin dünyayı vereceğine körlemesine inanman ve bunun için sonsuza kadar ön ödeme yapmaya hazır olman. O kişi ya da ideoloji ise kendi kimliğini ve amaçlarını bu tip ödemelerle sürdürüyor. Yani bu bir uzlaşma. Birey ihtiyacı olan umudu elde diyor. Kişi ya da ideoloji ise varlığını var kılmaya ve olgunlaştırmaya devam ediyor.
İşte insanlar, bunu bilebildikleri oranda, özene bezene kurdukları hayatlarını yele vermemek için ketum, ulaşılmaz davranırlar. Bu bilgi geleneğimiz içinde önemli bir yer alır. İnsan insanın kurdudur. İnsanların birbirini tüketme hastalıkları epeydir bilinir. Bu yüzden, ilişki yönetiminde, kendi zayıflıklarını serip dökmek kabul edilemez bir hata olarak ele alınır.

KENDİNİ ÇEVRENDEN YANSIYANLARDA GÖRMEK
Bir taraftan da olduğun gibi görünmek, kendinle ilgili anlayışını geliştirmek için bir yöntem sunar. Çünkü insan kendini açıklıkla görememekte ve ancak diğer insanlardan yansıyan varlığına bakarak kendi hakkında gerçek bir fikre varabilmekte. Artık biliyoruz ki, insanın kendini olduğu gibi görebilmesi kallavi bir erk gerektiriyor. Normal koşullarda her ego, dengede durabilmek için, bir denge illüzyonu yaratır; zayıf, düşkün yönlerini görmezden gelerek ince savunmalar inşa eder. O yüzden kendini olduğu gibi görmek isteyen biri bunu, ilişkileri sırasında, diğer insanlardan ona yansıyanlara bakarak başarabilecektir.

İnsanın kendi zayıflığının farkına varması; onu bilinçlendirmesi, onu kapana kıstırması demek. Hayata, onu zayıf düşüren bir inanç yapısıyla baktığını bilinçlendirmesi demek. Gelişme yolculuğunda bu, elzem, vazgeçilmez bir boyut. Bir taraftan da kazandığımız erkimizi yele vermemek için, kendimizi ulu orta sergileyerek, enerji vampirlerinin besini olmaktan dikkatle sakınmamız gerekir. Bu da düşkünlüklerimizi kontrol ederek, elimizden geldiğince inandığımız değerlere göre davranışlar üreterek olacaktır.

Özgürlük kavramı burada devreye girmekte. Eğer hayatı, dinamik bir oyuna, bir deneyim alanına, hareketin güzelliğine; akış yaratmak ve akışın içinde olmak güzelliğine çevirirsek, o zaman değerlerimizin emrettiği en yüksek versiyon olmaya özen gösteririz. Ve eş zamanlı olarak da, hayatın tam da içinde olduğumuzdan, hayattan ve insanlardan bize yansıyanları gözleyerek, kendi zayıflıklarımızı, düşkünlüklerimizi kapana kıstırabiliriz.

YOGİ VE BHOGİ’NİN YOLU
Olduğun gibi görünmeye Hinduizm’de Bhogi’nin yolu derler. Düşkünlükler, zayıflıklar, erdemler, arzular, tutkular, bir Bhogi’de tüm halleriyle kendilerini dışa vururlar. Bir tür egosantrizm bireyi ele geçirir. Bhogi için hiçbir zaman değerler öncelikli olmaz. Onun için önemli olan sadece deneyim içinde olmak, arzunun onu çektiği yere doğru akmaktır. Tüm acısı ve tatlısıyla, tüm ıstırabı ve hazzıyla, hayatın parçası olmaktır, hayat olmaktır. Bhogi, hissettikleri ve eylemlerinin sonuçları için sorumluluk duymaz, ya da duysa bile bu sorumluluk onu harekete geçirmez. O, deneyimi izlemeye, onun kendisini bütünlemesine odaklı kalmaya devam eder. Bhogi’nin hissettiklerinden başka bir benlik merkezi yoktur da diyebiliriz. Bhogi’nin yolu, farkındalıkta ustalaşmak için zahmetli bir yol olmuştur. Pür, saf deneyimin yoludur, Bhogi’nin yolu.

Yogi’nin yolu ise tam anlamıyla diğer uçtadır. Yogi, göründüğün gibi ol düsturunu izler. İnandığın değerlerini yaşama çevir ve böylelikle inandığın ve yaşadığın aynı şey olsun. Aslında toplumsal seviyede, insanları bir arada tutan ve yaşatan, ahlak ve vicdan normları, Yogi’nin yolunun eseridir.

Yogi olanı beğenmez. Olması gerekeni belirler ve olmaya çalışır. Bhogi, olanı beğenir. Tutkularını doyurmak ister. Bunun için her bedeli ödeyebilir.

Yogi’nin yolu gelişmeye inançla başlar. Mevcut durumu az gelişmiş bulur. Kendi varlığı ve o bağlamda geri kalan var oluş için sorumluluk duyar. Bu anlamda hayatın gizem dolu doğasını yüreğinde hisseder. Ve Yogi, bu gizemi bilgece araştırmak, bulduklarını hayata geçirmek ister.

Bhogi, hayata deneyimlenecek bir mucize diye bakar. Metafizik gizemle ilgilenmez. Salt deneyim her şeyden önemlidir ve o tutkularını izler. Ve Bhogi olduğu gibi görünmeye cesaret edebilir ve sonuçlarını umursamaz. Kaybedecek hiçbir şeyi yokmuş gibi davranır.
Yogiler göründükleri gibi olmak isterler. Bunun için uygulama dolu zamanlar geçirirler. Bhogi için salt deneyim kutsalken, Yogi için bir amaç gözeten ve disiplin içinde yaratılan deneyim kutsaldır.

Yogi’nin sıkıntısı handıysa ulaşacakmış gibi gözüken, göründüğü gibi olma hedefinin hep uzağına düşüyor olmasıdır. Bhogi’nin sıkıntısı, tutkularının ve salt deneyim ihtiyacının onu bir ava dönüştürmesi ve hayat enerjisini çarçur etmesidir.

Yogi, yapmak yoluyla olmanın peşindedir. Bhogi, olmak yoluyla yapmanın peşindedir.
Bhogi ve Yogi’nin ortak amacı, bütünlenmek, tamamlanmaktır. Her iki yolda, özün bütünselliğine doğru gider. İkisi de kendi kemalini arayan varlıklardır.

Yogi, egosuna kısıt getirerek onu tanımak ister. Bhogi, egosuna izin vererek onu tanımak ister.

Biz çağımızda hangi yolu izlemeliyiz. Mevlana, ya göründüğün gibi ol, diyerek Yogi’nin yolunu önerirken, ya da olduğun gibi görün, diyerek Bhogi’nin yolunu öneriyor. Ya biri ya da öteki.

İKİ YOL BİRLEŞEBİLİR Mİ?
İki yol da aynı anda gidilemez mi acaba? Hem sezgilediğimiz, ucundan kıyısından fark etiğimiz bir bilinç durumuna ulaşmayı amaç edinemez miyiz? Evrimin bizi sürüklediği bilincin bir üst seviyesi üstünde çalışamaz mıyız? Doğrusu bu çalışmayı yapan insanlar olmasaydı, uygarlık yaratan, gözünü merak ve keşif duygusuyla dopdolu olarak sonsuza diken insanlıktan söz edemezdik. Uygarlık, kabul edelim ki Yogi’nin yolunun sonucudur. Sabır, emek, birlikte çalışma, fedakarlıktır, uygarlığımızı yaratan.

Ve fakat, bir taraftan da Bhogi’nin hayatı derinden deneyimleme tutkusu olmasaydı, her şeyin özünü deneyim yoluyla damıtmak isteyen Bhogi olmasaydı, öze dair sonsuz ilhamdan mahrum kalacaktık. Birleştirici, bütünleştirici bir ilhamdır bu ve Yogi’nin yolunun da kaynaklarını oluşturmuştur.

“Hem olduğun gibi görün, hem de göründüğün gibi ol” şeklinde değiştirebilir miyiz Mevlana’nın deyişini… Peki bu nasıl mümkün olabilir, ya da bunun önündeki asıl engel nedir?

HEM OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN HEM DE GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL
Mevlana’nın bizden istediğinin kendimize ve diğerlerine karşı dürüst olmak olduğunu söylemiştik. Ve neden dürüst olmayı başaramadığımızı sormuştuk. Sanırım, bu iki yolu birleştirerek başarabiliriz. Yogi’nin yolu, bize yürüyeceğimiz bir yol verir. Bizim kendimize karşı dürüstlüğümüz yolumuza olan sadakatimizle ölçülmeli. Peki, neden kendimize karşı yeterince dürüst değiliz? Bunun cevabı açık. Bir yolumuz yok; ya da ondan emin değiliz. Yol diye korku ve umutla çevrelenmiş, öğretilmiş, negatif motivasyonlu realiteler içinde yaşıyoruz. Bir insanın kendi yolu olmalı ve oluncaya kadar kendine karşı dürüstlüğünü sorgulamayacaktır. Ayakta kalmak için oynanan ikiyüzlü oyunun parçası olmakta bir yanlış görmeyecektir. Çünkü sonunda bu, hayatta kalma gibi ciddi bir oyundur. Ve hayatta kalmak diğer her şeyi önceler.

Bir yolun varsa, kendini ona sadakatinle ölçersin. Kendine karşı dürüstlüğünü an be an test edersin böylece.

Başkalarına karşı dürüst olmaya gelince, bu, yolunu onu anlayabilecek olduğunu hissettiğin insan kardeşlerinle paylaşabilme cesaretidir. Böylelikle, yolunda yürüyen varlığına temiz aynalar bulmuş olursun. Yolunu an be an güncellemek ve hatta toptan değiştirmek için gereken aynalardır bunlar.

Yoluna olan sadakatinle, onu yepyeni bir anlayışla değiştirebilme esnekliği; işte aradığımız budur!

KENDİNE İNANMALISIN
Değer verdiğim her şeyin karşısına hayatımı koyabilirim. Bu, kendi varlığıma olan saygım ve içtenliğimdir. Ve yarın, inandığım dünyayı toptan değiştirip, bambaşka bir yolda yürüyebilirim. Bu, dışımdaki dünyaya sadakatimdir.

Dürüstlük, insanın kendine inanç duymasıyla başlar. Bu inanç, çünkü’sü olmayan bir inanç olmalıdır. Bu inanç, kendi değerini sonsuzda bilmekten ve ölçülemez bulmaktan kaynaklanan bir inanç olmalıdır. İşte o zaman, insanın içi ve dışı bir olur. Ne ise o olur. Ve yolculuğu bir üst bilinç haline kayarak devam eder.

Bir insanın kendine inanması için, hiçbir koşulun yerine gelmesi gerekmez. İnsanın değeri sonsuzdadır, ölçülemez. Ve insan bunu öğrenmek için Yogi’nin yolunu ihmal etmemelidir.
Kendini özgürce deneyimin akışına bırakmak için gereken öz disiplin kendine inanmaktan gelir.


İnsanın içini ve dışını bir yapan da budur işte…

 


 


Copyright 2007-2019 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.