Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Yazı Boyutu:
İhtiyaçlarımızı yaratan nedir?
Maslow’a göre, ihtiyaçlar güvende olmak, hayatından emin olmakla başlıyor. 

GÜVENLİK İHTİYACI

Düşmanlardan ve tabiatın negatif kuvvetlerinden kendini koruyabilmek. İnsanoğlunun ilk ihtiyacı her zaman bu olmuştur. İkinci ihtiyacı, bu motivasyonla tabiatla uyum içine girmek; onun pozitif kuvvetlerini kullanmayı öğrenerek, negatif kuvvetlerden uzak durmayı istemek oldu. Çünkü güvende olmak motivasyonu öğrenmenin yolunu açtı. İnsanlar, öncelikle hayatta kalmak için öğrenirler; tabiattaki diğer bütün canlılar gibi.

Bu öğrenme biçiminin temelinde uyum geliştirmek vardı. Çevrenle ne kadar uyum içinde olursan, o çevre seni o kadar destekleyecekti. Hayat birlikte korunmak zorundadır. Diğer bir hayata rağmen kendi hayatını ayakta tutmak, kısa vadede mümkün gözükse bile, orta-uzun vadede her şey tersine dönmekteydi. İnsanoğlu uyum geliştirmek için diğer canlılardan daha farklı bir donanıma sahipti. Buna, kendinin farkında olabilme, gelişmeyi düşünebilme ve hayatını güvende tutabilmek için yeni ihtiyaçları düşünebilme yeteneği olarak tarif edebiliriz.

CİNSELLİK İHTİYACI

Sonraki ihtiyaç her zaman cinsel güdülenmeydi. Kadın ve erkek birbirine çekiliyor ve cinsel birleşme gerçekleşiyordu. Bu ihtiyacın baskılanması imkansız görünüyordu. Çünkü sonraki nesli yaratmanın yolu olarak doğa tarafından uyarlanmıştı. Seks yapma güdüsü, hayatın devamlılığının bir parçası olarak kadın ve erkeği baskılıyordu. O yüzden güvende olmak ve cinsel güdülenme, doğanın parçası olmaktan gelen iki temel ihtiyaçtı.

SEVGİ İHTİYACI
Üçüncü ihtiyaç, sevilmek ihtiyacı oldu. Koşulu, kabul edilmek, onaylanmak ve güvenlik ihtiyaçlarının karşılanmasıydı. Bir bebek, dünyaya geldiği andan itibaren, güvende olmak ve onaylanmak ihtiyacı içine girer. Onun için bu iki sonuç sevgi ile yaratılmaktadır.

Bir anne babanın çocuğunu sevmesi, güdüsel ve fedakarane paylaşım olarak gelişirken, bir bacağı da, çocuğun anne babaya kesin muhtaçlığından filizleniyordu. Ebeveyne bu kadar bağlı olan bir hayatı ayakta tutmak için yapılan her fedakarlık, tabiat güçleri ya da mistik güçler tarafından ödüllendiriliyor gibiydi. 

Sevilmek ihtiyacının, cinsellik ve ona bağlı yaşam yaratmayı ve onu hayatta tutmak için güvenlik ihtiyacını karşılamayı kapsadığını görüyoruz. Demem o ki, bu durumda, güvenlik ihtiyacı cinsellik ihtiyacı tarafından ve cinsellik ihtiyacı sevgi ihtiyacı tarafından kapsanıyordu. İnsanın yaşamın devamlılığına verdiği katkı, ancak sevgiden dolayı olabiliyor ve sevgiden üretilebiliyordu. Bu noktada sevgi, hayata ve onun devamlılığına karşı sorumlu olma kapasitesi olarak kendini açığa vuruyor ve yeni bir muhtevaya kavuşuyordu. Bu aşamada romantik ya da duygusal bağlamın konuyla hiçbir ilgisi yoktu.

SAYGI İHTİYACI

Bir sonraki ihtiyaç seviyesi saygıya duyulan ihtiyaçtı. Aynı dizgeyi sürdürürsek, sevgi ihtiyacının saygı ihtiyacı tarafından kapsandığını söylememiz gerekecek. Bir insana saygı duymamıza neden olan şey, o insanın bizim sevgi ihtiyacımızı gerçekten karşılamasıydı. Onaylanmış ve güvende hissetmeye başlamıştık. Saygı duyduğumuz birine sonsuza dek güvenmek isteriz. Böylelikle, saygı duyulan ve saygıyı kendinde yaratmak isteyen bireyin, güven vermesi gerektiğini anlıyoruz. Böyle bir insanın ilkeleri olması ve tutarlı olması; değerlerine olan sadakati her şeyin üstünde tutması gerekirdi. Böylesi bir insanın ilgisi ve dikkati neye yönelirse, orada kapsanmışlık hissi yaratıyordu. Ve kapsama alanının içinde kalan insanlar, birbirleriyle, eşit, özgür ve farkındalıklı ilişkiler geliştiriyorlardı. En önemlisi de, birbirlerine duydukları saygı, aynı ortak alan ruhunu paylaşmalarından kaynaklanıyor ve ortak alan ruhu da, birlikte devinmeyi, sinerji yaratmayı, birlikte üretmeyi getiriyordu. Bu insanlar, esnek, uyumlu, ortak alan ruhu içinde var olabilmek için değerler geliştiriyordu. Bu sayede sevginin, cinselliğin ve güvenliğin beslendiği alanlar yaratılıyordu. Biz daha bilindik tabiriyle buna medeniyet yaratmak diyoruz.

Saygı aşamasını, güvenlik, cinsellik ve sevgi aşamasından ayıran şey, onu, bu aşamaya gelinceye kadar besleyen ve yaratan bu üç aşamanın, saygı aşamasına gelince başkalaşmakta ve kendini yeniden tarif etmeye zorlanmakta oluşudur.

Saygı ihtiyacı ile bireyler daha da fazlası olabileceğini düşünmeye başlıyorlardı. Bireysellik, gelişme, yetkinleşme fikri bu aşamada filizleniyor; düzeni korumaktan ziyade onu geliştirmek fikri çiçek açmaya başlıyordu.

Bu aşamada bireyler, daha geniş bir sorumluluk duygusuyla hareket etmeye başlıyor, birbirlerine gelişme temelli, büyüme temelli yeni ilişki modelleri ya da kurumsal yapılar öneriyorlardı. Bu modeller, üç kişilik bir aile kurmaktan, devleti yönetme biçimini değiştirmek için gerekli kuram ve ideolojiye kadar geniş bir yelpazeye yayılıyordu. Burada, üretilen şeyin niceliğinden çok niteliği tartışılıyor, daha iyi olan için motivasyon yaratmak en yüksek değer sayılıyordu.

Saygı duyduğumuz tüm bireyler, çıtayı ortalamanın üstüne koyuyor ve “Haydi, birlikte bu çıtayı aşalım” diyordu. Bu bireyler, çevreyle bütünleşmeye ve kendi ideallerini hakikat yapmaya çalışıyordu.

Saygı seviyesi, hayvanlar arasında, hayatın riske edilmesi bahasına güçle sağlanıyordu. İnsanlardan farklı olarak, hiyerarşinin ve sosyal düzenin korunması için katı kurallar olarak gözüküyordu. İnsanda ise, saygı ihtiyacı ile başlayan aşama, diğer insanların kayıtsız şartsız saygısını kazanmak değil, evrime bir katkı koyabilmek, vizyonunu hakikate dönüştürebilmekle sağlanabiliyordu.

İnsanlık, önderlere, fikir sahiplerine, bilim insanlarına, mistiklere saygı duyuyordu. Çünkü onlar, ideallerine sıkı sıkıya bağlı olmakla kalmayıp, teklif ettikleri vizyonlarıyla da ihtiyaçları karşılamayı başarıyorlardı.

Bu aşamayla birlikte çok ilginç ve gezegende var olmayan bir yeni durum doğuyordu. Bu durum, sevgi-cinsellik-güvenlik ihtiyaçlarının titreşimlerinin değişmesi ve onların yeni anlamlara kavuşmasıdır. Bu aşamayla birlikte insanlık, doğadaki diğer canlılardan evrimsel açıdan kopuyor ve kendi yolunun yaratıcısı ve sahibi oluyordu.

KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRME İHTİYACI

Sonraki ihtiyaç seviyesi ise, bireyi kendiyle baş başa bırakan bir aşamayı temsil ediyordu. Birey, bu aşamada bütünsel var oluşla olan ilişkisini, var olmak-yok olmak döngüsünü sorgulamaya başlıyordu. Bu sorgulama onu, bütünlenmek, tamamlanmak, kendini gerçekleştirmek gibi bir haletin içine sokuyor; öznel tercihlerin, her koşulda kendini öne almanın yolunu açıyor ve birey, toplumsal var oluşa üyelik ve sorumluluk duygusunun kaybolduğu bir aşamaya doğru sürükleniyordu. İçsel bir keşif süreci, her şeyin üstünde kendini anlama arzusu ve şeylerin özünü keşfetmek dürtüsü her şeyi kapsıyordu.

Buna kendini gerçekleştirme seviyesi ya da ihtiyacı diyebiliriz. Kitaplarında, Maslow’un böyle bir aşamadan söz etmediği ifade edilirken, bazı kitaplarda ise, öleceğine yakın kendini gerçekleştirme aşamasından söz ettiğinden bahsedilmektedir. Ne olursa olsun birey, hayat-ölüm, parça-bütün ilişkisini düşlerken, kendini öznel bir tecrübe içinde bulur. Bu ihtiyaç seviyesi, yukarıda da vurguladığım gibi, diğer dört aşamadan kopar ve yeni bir algısal var oluş başlatır. Bu aşamanın diğer dört aşamayı kapsamak gibi ya da ondan beslenmek gibi bir motivasyonu yoktur. Çünkü arayışın bu dört seviye ile bir ilgisi kalmamıştır.

Bu seviyede bireyin ihtiyacı, var oluşun amacını ve bu bağlamda kendi var oluşunun amacını sorgulamaktır. Bireyin amacı, hayatın ve hayatının anlamını keşfetmeye ve onu yaşamaya çalışmaktır. Bu seviyede insan anlamıştır ki, bu ihtiyaç, diğer dört ihtiyaç seviyesiyle ilgili değildir (güvenlik-cinsellik-sevgi-saygı).

Bu seviyedeki insan, bu dört seviyenin baskısını hissetmeye devam eder. Ama verdiği tepki, bu dört seviyenin yarattığı güvensizlik ve korkunun tam olarak yanılsama olduğunu bilinçlendirmek yönündedir. Böyle bir insanın hayatı her an bir meydan okumadır. Böyle bir insan, güvenlik-cinsellik-sevgi-saygı ihtiyaçlarının üstüne yükselmeye ant içmiştir ve bunu ölmeden yapmak istemektedir. Ve böyle bir insan, meydan okuyuşun olmazsa olmaz olduğunu da fark etmiştir. O yüzden bu süreci bir farkındalık çalışmasına dönüştürmüş ve yol bilinci yaratmaya başlamıştır.

YİRMİBİRİNCİ YÜZYILIN VAADİ

Beden içinde ilk dört seviye, bugün insanlığın tamamında yaşanmaktadır. Beşinci seviye nadir olarak ortaya çıkmakta ve bu insanlar, insanlığın üzerinde radikal seviyede değişim baskısı yaratmaktadır. Bu seviyedeki ihtiyaç giderilip, insan kendini gerçekleştirir, kendi aydınlanmasını yaşarsa, durum çok daha başkalaşmakta; bu durumda, insan, yaşadığı dünyada gerçek ve köklü değişimlerin yolunu açabilmektedir.

Bugün dünyamızda, beşinci seviyenin, yani kendini gerçekleştirme seviyesinin içine girmiş milyonlarca insan var. Bulan ne kadar nadir olursa olsun, kendini arayan çoktur artık.

İnsanlık için bu yüzyıl, büyük ümitler vadetmektedir. Asıl vaat, kendini gerçekleştiren varlıkların, bu yüzyılda, tarihte emsali görülmemiş oranda artış göstereceğidir. Öyle ki, insanlık ailesini tamamen dönüştürecek bir etkiyi yaratacak kadar.

Bu yüzyıl, ilk dört seviyede yapılacak hiçbir şeyin kalmadığını fark ettiğimiz yüzyıldır.

Bu yüzyıl, hedefi başarmanın değil, kendine giden yolu keşfetmenin ve yola çıkmanın her şeyden önemli olduğunu fark ettiğimiz yüzyıldır.

Bu yüzyıl, kendimizi öne almakla, her şeyi ve herkesi öne aldığımızı fark ettiğimiz yüzyıldır.

Bu yüzyıl, ilk dört ihtiyaç seviyesinin yarattığı kaygıdan tam olarak özgürleştiğimiz yüzyıldır.

Bu yüzyıl, bilincin, yaşamın, özgürlüğün ve biricikliğin sonsuzluğunu tam olarak idrak ettiğimiz yüzyıldır.

Bu yüzyıl, birliğin, eşitliğin, özgürlüğün, uyum ve sorumluluğun gerçek anlamlarının ortaya çıktığı; her göz ve kulak tarafından görülüp, işitildiği yüzyıldır.

Bu yüzyıl, tanrısallığın yere indiği ve bize kutsiyetimizi açıkladığı yüzyıldır.
İnsanlığın kolektif niyeti budur. 

Bu yüzden ki, dört ihtiyaç seviyesinde yaşadığımız tüm deneyimlerin de amacı budur. 



Copyright 2007-2018 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.