Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
NEFES
Prof. Dr.  FAZİLET KARAKOÇ
Çocuk Göğüs Hastalıkları Uzmanı
Yazı Boyutu:
Dramatik tehlike!

Bu ara çok yoğunum, sadece sabahları işe giderken haberleri dinlemeye fırsat bulabiliyorum. Sizin de oluyordur mutlaka… “Yok artık daha neler!” dediğim haberler ile giderek daha mı sık karşılaşıyorum? Bana mı öyle geliyor?.. Yoksa, yaşlanıyor muyum?..

Bu sabah heyecanlı bir ses şöyle diyordu radyoda:

“Dramatik Tehlike”

Ben de “Ne oldu acaba?” deyip biraz daha açtım radyonun sesini. Haberin devamı şöyle idi… TÜİK’in (Türkiye İstatistik Kurumu) açıklaması: “Ülkemizde 65 yaş üstü nüfus yüzde 7,5’a yükseldi!” İşte dramatik tehlike buymuş…

Bunu duyunca kulaklarıma inanamadım!

“Beklenen yaşam süresi, bir canlının ortalama ne kadar yaşadığını ortaya koyan istatiski bir ölçüttür.” Vikipedi’ye bakınca öyle yazıyor! Sizin hayatım dediğiniz, yaşadığınız, sevindiğiniz, üzüldüğünüz, çalıştığınız zaman dilimi aslında bir raf ömrü bazılarının gözünde…

Ülkemiz Avrupa’nın en genç nüfusu, bununla gurur duyuyoruz. İsveç ise Avrupa’nın en yaşlı nufüsü “Zavallı İsveçliler” diye düşünüyor herhalde bazı sivri akıllılar. Ben ise şöyle düşünüyorum: Sağlıklı, uzun ve refah içinde bir ömürleri var İsveçliler’in. Ortalama kişi başına düşen yıllık gelirleri 56 bin dolar, bizimkinin nerede ise 6 katı. Ortalama yaşam süreleri 81, bizimkinden 8 yıl daha fazla… Ne güzel!.. Çocukları ve torunları ile birlikte geçirecekleri 8 yıl daha…  

BEBEK ÖLÜMLERİNDE 120. SIRADAYIZ!
İsveç, aslında aynı zamanda Avrupa’da doğum oranının en yüksek olduğu ülkelerden biri, doğurganlık oranı 1,67 (Türkiye’de bu oran 2,5). Yani İsveç’te de bebekler var. Üstelik, İsveçli bebekler daha az ölüyorlar. İsveç,  bebek ölüm hızının en düşük olduğu ilk 5 ülke arasında. Biz ise bebek ölümlerinde 186 ülke arasında 120. sıradayız. Evet, canım ülkemde çok çocuk doğuyor, genç nüfusu da seviyoruz. Ama çocuklarımıza gerektiği gibi bakabiliyor muyuz? Başta yaşama hakkı olmak üzere maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılayabiliyor muyuz?

Çocuklarımız ya da yaşlılarımız sadece TÜİK’in istatistik tablolarındaki birer çentik değiller.

Çok aceleciyiz çok, trafik lambasında bekliyorsanız ve yeşil ışık yanmaya yakın kornalar başlıyor. Hep koşturuyoruz, bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz.

Birçok insan genç yaşta anne oluyor. Benim ve arkadaşlarımın çoğunun çocuk sahibi olduğu yaşlarda torun sahibi oluyor insanlar. Büyükanne, büyükbaba oluyorlar. Okul hemen bitsin hatta, bu kadar yeter okul bitmese de olur, bir an önce evlensin, sonra çocuk sahibi olsun. Erkek ise çocuk sahibi olsun ve çalışsın, kadın ise çocuk sahibi olsun , sonra da çocuk sahibi olmaya devam etsin… Sonra, sonra da ölsün mü? Ölsün ki Avrupa’nın en genç nüfusu olmaya devam edelim.

Bence radyodaki haber şöyle olmalıydı. “Ne yazık ki 65 yaş üstü nüfus oranımız halen yüzde 7,5 civarında . Bu oran Hindistan’da yüzde 5, Çin’de yüzde 8. Japonya, italya, Almanya, Yunanistan gibi gelişmiş  ülkelerde ise  yüzde 20 civarında. Haberi nasıl duyduğunuza bağlı, ben şöyle algılıyorum: 65 yaş üstü nüfusun yüzde 20 olduğu bu ülkelerde her dört kişiden birinin büyükanne ya da dede diyebileceği birisi var etrafında. Bizim ülkemizde ise her 93 kişiye bir büyükanne ya da dede düşüyor. Öyle ya biz Avrupa’nın en genç nüfusuyuz.

KEŞKE HABER ŞÖYLE OLSAYDI:
TÜİK’in açıklaması sonrası konu ile ilgili olarak yetkililer, …… açıklamalarını yaptı ve 65 yaş üzeri nüfusun gelişmiş ülkeler düzeyinde olabilmesi için yapılması gerekenler…... diye devam etseydi.

Biz yaşlılarımızı severiz, Ramazan ayında iftar yemekleri veririz bayramlarda da gazeteciler ile Darülaceze’ye gider kimsesiz yaşlıların ellerinden öperiz. Ama o kadar 65 yaş üstü nüfus yüzde 7,5 olunca “Dramatik Tehlike”…

İnsanın büyükannesi ya da büyükbabasının olmasının ne kadar büyük bir nimet olduğunu benim gibi büyük ailelerde yaşayanlar, bir de onları kaybedenler bilirler. Ben geçen yıl anneannemi kaybettim , şimdi büyükbabamız var… Oğlumun onun elinden tutarak merdivenlerden inmesine yardım etmesini seyretmek bile mutluluk benim için.
Onlar bizim başımızın tacı...

Sevgili Ataol Behramoğlu’nun “Yaşadıklarımdan öğrendiğim birşey var” şiirinin son iki mısrası ile bitirmek istiyorum bu yazıyı…

“Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır.
Ve hayat sunulmuş bir armağandır insana…”

Kıymetini bilelim...

Sevgi ve selamlarımla…  


Copyright 2007-2020 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.