Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
OKYANUSTA BİR DAMLA
PINAR KOBAŞ
Psikolojik Danışman & DE/HB Uzmanı
Yazı Boyutu:
Merhaba

Andersen'ın dediği gibi her insanın hayatı, Tanrı'nın yazdığı bir peri masalıdır. Bazılarınız, "Hadi canım sen de! Senin ki öyle olabilir ama benim hayatım hiç de peri masalına benzemiyor" diyebilir. Peki, siz hiç içinde korku, kaygı, hüzün ve acı gibi duyguları barındırmayan bir masal okudunuz mu?

Masalların mutlu sonla bitiyor olması kahramanlarının travma yaşamadığı anlamına gelmiyor. Nasıl unutursunuz Pamuk Prenses'in ya da Hansel ve Gretel'in kötü kalpli üvey annelerinden çektiklerini. Ya Kırmızı Başlıklı Kızcağıza ve onun büyükannesine ne demeli? Zalim kurdun onlara yaşattıkları az buz şeyler miydi? Aslında hiçbirimizin hayatının okuduğumuz masallardan bir farkı yok. Masalın sonu ise tamamıyla bizim bardağın hangi tarafına baktığımızla alakalı.

Benim masalım bundan bilmem kaç sene önce 1 Eylül Dünya Barış Günü'nde çok güzel bir peri masalı olarak başladı. İronik olan ise 5 yaşından itibaren hayatımın barıştan çok kanın gövdeyi götürdüğü savaşlarla geçmiş olması. O kadar ki, babam beni "cengâver" kızım diye severdi. İlk muharebem kardeşimin doğuşuyla yaşandı. Yaşımdan ve boyumdan büyük egom kardeşimin tahtımı sarsmasını kabullenememişti. İkinci muharebem ilkokul üçüncü sınıfta okul değiştirmemle başladı. Yeni öğretmenimden hemen her gün sözel ya da fiziksel şiddet görüyordum, çünkü onun istediği gibi başarılı bir öğrenci olamıyordum.

EVDE DE DURUM VAHİMDİ!
Tahmin edersiniz ki evde de durum vahimdi. Eğitime, özellikle kız çocuklarının eğitimine önem veren bir ailem vardı. Tek sorumluluğum derslerimin iyi olmasıydı. Görev tanımım; dersi dinlemek, derse katılmak, eve gelince ödevlerini yapmak ve sınav zamanı da evde ders çalışmaktı. Bunlar benim için söylemesi kolay ama eyleme geçmesi zor işlerdi. Çünkü ben dersi dinleyemiyordum. Aklım ya başka yerlere gidiyor ya da bütün ders öğretmen bana soru sormasın diye dua ederek geçiyordu. Dersi dinlemeyince evde ödevi yapmakta zorlanıyordum. Sınavlara çalışmak ise eve gelen özel öğretmenlere rağmen işkenceydi. Çok iyi "dinliyor" numarası yaptığım için eve gelen öğretmenler de anlamıyorlardı dinle(ye)mediğimi.

Çok detaya girmeyeceğim, o da başka bir yazının konusu olsun, üniversiteyle birlikte babamın kehaneti doğru çıktı ve ben arap atı gibi açıldım. 23-24 yaşlarında Amerika'da yüksek lisansımı "akıl sağlığı danışmanlığı" üzerine yaparken bende Dikkat Eksikliği/Hiperaktivite Bozukluğu (DE/HB) olabileceğini fark ettim. DE/HB'nin tanımı, belirtileri kesinlikle beni anlatıyordu. Yüksek lisansımı "akıl sağlığı danışmanı" olarak yapıyor olmamın sebebine gelince,  lise ve üniversite öğrencilerine kariyer danışmanlığı yapmak ve mesleki yönlendirme konusunda aileleri bilinçlendirmekti. Çünkü ben ailemin isteği ile kafamı duvarlara vura vura işletme okumuştum. Benim yaşadığımı başkaları da yaşasın istemiyordum. Yüsek lisansın birinci senesinde DE/HB ile tanışınca kariyer danışmanlığının pabucunu birazcık dama atıp DE/HB'ne ağırlık verdim ve bu sorunu yaşayan kişilerle çalışıp onlara rol model olmak istedim. 2003 senesinden beri kariyer danışmanlığı, 2004 senesinden beri de DE/HB uzmanı olarak çocuk, ergen, erişkin ve ailelerle çalışıyorum.
Bunları neden mi anlatıyorum? Çünkü bundan sonra ben de burada sizlerle DE/HB, gençlere mesleki danışmanlık ve aile içi iletişim vb. konularda bilgi ve tecrübelerimi paylaşacağım. Bir sonraki yazıda görüşmek dileği ile...


Yorumlar
aliyedursun - (15.10.2012 10:01:25)
Ben DEHB tanısı konmuş bir çocuğun annesiyim.Yazdıklarınızı okumak hoştu.Psikolojik danışmanım ama çocuğumun durumunu kabul etmek benim zordu.İkimiz de mücadele ediyoruz. Oğlum 4 yaşında daha yolun başındayız.Bu konuyla ilgili bilgi almak ve yalnız olmadığı bilmek çok rahatlatıcı ...
Copyright 2007-2026 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.