Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Yazı Boyutu:
Eskiden yeniye

08 Ekim - 14 Ekim 2018 haftası

9 Ekim Salı Yeniay (06:46) (15⁰ Terazi 48’)
"değer bilmek"

"Öfke baldan tatlıdır." der eskiler, "Keskin sirke küpüne zarar." Bir kaşık suda fırtına koparmak, hem camiyi hem kiliseyi yakmak gibi çok sevdiğim deyimlerimiz de vardır. Hepsi yaşanmışlıkların izlerini taşır. Atalarımızın bize bıraktığı mirastır. Değerini bilmek gerekir. Bazen küçük bir uyarı insanı çok şeyden koruyabilir. Hep söylerim, öfke sağlıklı bir duygudur. Öfkelenmeyen bir kişi incelenmeye değerdir. Öfke, insanın tepkiselliğinin bir ürünü olarak düşünülebilir. Tepkisiz kalmaktan daha değerli olan şeyin uygun bir dille karşılık vermek olduğunu düşünüyorum. Karşılık vermemek de bir tepki olabilir. Tepkisizlikse ölü olmak gibidir. "Söz gümüşse sükut altındır." kabul; bununla birlikte altının değeri gümüşü değersiz kılmaz. Ardı arkası kesilmeyen her şey bir yerden sonra boğar. Sürekli susma, Sürekli konuşma... Sürekli susan yok hükmüne geçerken sürekli konuşan bir yerden sonra gürültü olmaktan ileriye gidemez. "Boğaz dokuz boğumdur." sözü de buna işaret ediyor olsa gerek! Yeri geldiğinde sus, yeri geldiğinde konuş! Aksi takdirde sıkışır bir şeyler ve bir yerde mutlaka patlak verir. Bu saçma sapan bir yerde olup sizi haklıyken haksız duruma düşürebilir. Öfke iki ucu keskin kılıç gibidir, onu kullanmasını bilirseniz gücünüz değilse güçsüzlüğünüz ve hatta kendi kendinizi yaralayışınız olur. Öfke sizi harekete geçirir, hareket kapasitenizi artırır. Yoğun ve güçlü olduğunda çok daha derindeki bir şeylere dokunmuştur ve duygu hücumuna uğramışsınızdır. Bu süreci yönetemediğinizde öfke, öfke patlaması halini alır. Artık orada, o anda değilsinizdir. İşte burası bir kaşık suda fırtınanın koptuğu, hem caminin hem kilisenin yandığı yerdir. Eskiler "Buyurun cenaze namazına!" derdi. Bizden istenen aklımızı kullanmamızdır. İşte o zaman gerçekten değerli olan kendini gösterir. Hoşgörü ve anlayış! İşte paylaştıkça artan tat budur.

10 Ekim Çarşamba Merkür Akrepte (03:40) Merkür (akrep)- Uranüs (boğa) Karşıtlığı (20:35)
"aşağıdan yukarıya"
Ne zaman sustuk? Ne zaman konuştuk? Nasıl sustuk, nasıl konuştuk? Ne kadar anladık, özeleştiri yaptık? Ne kadar suçladık, yansıttık? Bu işin içinden nasıl çıktık? Ne kadar çıktık? Çıkabildik mi? Yoksa hep kendimizi burada mı bulduk? Bu bir sohbet miydi yoksa söz düellosu mu? İletişim kurduğumuz, iletişim kurmayı seçtiğimiz insanların kaderimizi belirlediğini düşünmüş müydünüz hiç? Kimi dinlemeyi, kimi okumayı, kiminle, nasıl bir boyutla bağlantı kurmayı seçtiniz? İşte gerçekliğinizin belirleyicileri! Rüzgar eken, fırtına biçer. Bu aşağı doğru inişin başladığı yerdir. Güzel hisler, güzel düşünceler sizi yukarıya taşır. Bu da cennetin doğduğu yerdir.

11 Ekim Perşembe Venüs (akrep)- Mars (kova) Karesi (05:28)
"tutsaklık ve özgürlük"
"Ya içindesindir çemberin ya da dışında yer alacaksın." Ya anlayacak ve aşacaksın ya da sadece öfke saçacak, suçlayacaksın. Özgürleşmek, karmadan özgürleşmek, dersi almak, bir daha benzer bir deneyime gerek kalmaması, bilincin kanatlarını açması, üst bilinçle bağlantı, bu yaşamın en değerli armağanı, insan olmak, zamana sıkışıp kalmamak, zamanı aşmak... Çaba, kendini zorlamak, hırpalamak, değersizleştirmek değildir. Çaba, daha dikkatle bakmak, daha açık olmak, daha çok şeyin farkında olmaya çalışmaktır. Bu bazen yavaşlamayı gerektirir. Büyük ve abartılı cümlelere gerek yok. Her şey basitlik ve sadeliktedir. Büyük sevenler, büyük oynar ki sevgi oyun değil, oyundaki neşenin kendisidir. "Neşeli ol ki genç kalasın." Yenilmek de güzeldir. Ne için savaşmanın gerçekten değerli olduğunu hatırlarsın. Neye sahip olmanın değerli olduğunu, ne için neyi feda etmenin aptallık olduğunu... İyi olan, güzel olan tam da burada bedenlenir.  

12 Ekim Cuma Güneş (terazi)- Pluto (oğlak) Karesi (07:10) Merkür (akrep)- Satürn (oğlak)Sekstili (11:19)
"seçtiklerimiz ve seçemediklerimiz"
Seçimlerimiz bu yaşamda önemlidir. Her şey seçimlerimizden mi ibarettir? Bu kısımdan emin olmak çok da mümkün değil. Anne- babamızı seçiyor muyuz? Kardeş(ler)imizi ve akrabalarımızı? Doğduğumuz şehir, ülke? Bunlar bizi şansız ya da şanslı kılabilir mi yoksa herkesin şansı da şanssızlığı da kendi yolculuğuyla ilgili farkındalığında mı saklı? Ne bizi bu hayata getirmiş olabilir? Hangi çağrı? Bu salt fiziksel bir deneyim mi? Bunun ötesi var mı? Anne ve babamız tesadüfen mi buluştu? Bizler içgüdüsel bir eylemin ürünleri miyiz? Yoksa daha büyük bir hikaye mi var? Buradan kim olarak ayrılacağız? Kim olmamız isteniyor? Kimiz? Kim olmayı seçtik? Bu üç sorunun cevabı bir tek cevap olduğunda kapılar açılıyor olabilir mi? Bu yüzden mi "İlim, ilim bilmektir. İlim, kendin bilmektir." denmiş?

8 Ekim Pazartesi (Ay günü)
Ay: Terazi (04:09 itibariyle)
Güneş: Terazi
Hava enerjisi / Ay- Satürn karesi (09:47) Ay- Mars üçgeni (19:34)

"düşünce enerjisi"

Ne güzeldir vicdan sahibi olmak! Vicdanının el vermemesi bir insanın, vicdanının sesini duyması, vicdanına sorması, vicdan yapması, vicdansız olmaması ne güzeldir. Vicdanı olmayan kişi, adil değildir. Hem kendisine, hem karşısındakine, hem etrafına karşı! Olamaz! Kendini sevemeyen birine onu ne kadar sevdiğinizi anlatmanızın ona hiç de samimi gelmeyeceği gibi! Kendini harcamaktan çekinmeyen bir kişi, sizi harcamaktan da çekinmez bir gün! Yazık ki bu böyledir. Sizi, sizin için değerli olan şeye yani kendine zarar vererek cezalandırır. Ne acı değil mi? Onun duyduğu acı, ondan bile daha çok yakar canınızı! En çok da çaresiz hissetmek acıtır sizi! Vicdanı sızlar mı sonrasında dersiniz? Kim bilir? Hatırlatacak bir şeylerin olacağı kesin! Kendine karşı da vicdanı rahat olmalı insanın! Ben kendime sevgili ben, senin için yapabileceğimin en iyisini yaptım, senin hak ettiğin buydu diyebilmeliyim. Vicdan, başını yastığa koyduğunda, huzur içinde gözlerini yumabilmen içindir. Bu hayattan çekip giderken gülümseyebilmen... Vicdanı sızlayanlar bunu yapamaz. Onların içlerini kemirip duran bir şey vardır, yer bitirir onları! Bir hata yaptığı için, haksızlık ettiği için sızlamaz insanın vicdanı! Aynı hatayı birçok kez daha tekrar ettiği için, haksızlık etmiş olduğunu bildiği halde bir de zeytinyağı gibi üste çıktığı için vicdanı sızlar. Geriye bakmadan geçilmez bu sokaklardan! Yaşam sokakları... Ben Tarlabaşı olanını da Dolapdere olanını da gördüm. Hayatımın en büyük zenginliği... Yaşadığım en kirli, en temiz sokaklardı. Yaşam deneyimi alışveriş merkezleri, plazalardan ötelere geçememişlere bunu anlatmak zordur. Zaten niye anlatmak isteyeyim ki?

9 Ekim Salı (Mars günü)
Ay: Terazi (11:48 boşlukta) (Yeniay 15⁰ Terazi 46’ 06:46)
Güneş: Terazi
Hava Enerjisi / Ay- Pluto karesi (11:50)


"doğruluk mu cesaret mi"

Mimarlık fakültesinde süründüğüm dönemde bir yandan da bir hızlı yiyecek firmasında yarı zamanlı bir işe girmiştim. Kasiyer olarak alınmıştım; bununla birlikte daha önce hiç böylesine bir iş deneyimim olmadığı için tutukluğumu fark edip beni lobiye atmışlardı. Yere düşen kırıntıları süpürüyor, masaları siliyor, boşları toplayıp çöpe atıyor, çöpleri boşaltıyordum. Kasa kısmında yapabildiğim tek şey bir köşede tepsi silmekti! Hatta o dönem rüyamda lisede olduğumu gördüm, kep yerine tepsi fırlatıyor ve duygulanıp ağlıyordum. Nasıl bir tepsi sildirmişlerse bana! Ben nasıl bir hırs yapmışsam! Üniversite kepini atmak hala nasip olmadı. Buna mı işaret ediyordu nedir? Kaç yıldır son sınıftayım! Burada iki seçeneğim vardı ya bana söylenenleri yapacaktım ve kimse bana bulaşmayacaktı ya da cesaret edip benden sonra işe girenlere işleri kilitleyecek ve ben sadece boş kalmamalarını sağlayacaktım. Ben de boş durmuyor olmalıydım ki dikkat çekmeyeyim! İlki bana göre değildi ve tabii ki ikincisini seçtim. Dikkat çekmemi sağlayacak şeyin önerili satış olduğunu anlamıştım. Burayı hak ettiğimi göstermek için var gücümle buna yükleniyordum. İstediğim etkiyi yaratmıştım. Öyle ki işler ben devreden çıkınca allak bullak oluyordu ya da bana öyle geliyordu ve benim bu halim işlerine geldiğinden kimse sesini çıkarmıyordu. Doğru olanı yapmaya çalışıyordum. Güç sınavını beraberinde getiriyordu. Empati ile yaklaşıp hassas olduklarım da vardı, kendim yapamadığım için (ense yapmaktan bahsediyorum) kimsenin de yapmasına izin vermeyip katı ve sert olduklarım da! Birisi beni koruyan birisiyse ayağımı kaydıran olacaktı.

10 Ekim Çarşamba (Merkür Günü)
Ay: Akrep (07:09 itibariyle)
Güneş: Terazi
Su enerjisi / Ay- Merkür kavuşumu (07:35) Ay- Uranüs karşıtlığı (09:05) Ay- Satürn sekstili (13:11)

"kaybedecek ne var"

Gücünüzü nasıl kullandığınız sürecin akışını belirler. Dünün yazısında bahsettiğim gibi biraz aklımı kullanmış biraz da şansım yaver gitmiş ve yarı zamanlı olarak çalıştığım hızlı yiyecek firmasında yükselmiştim. Kasa, lobi ve tuvaletler, burada çalışanların yemek yeme zamanları, molaları, işlerini nasıl yaptıkları benim sorumluluğuma girmişti. Oturup yapılmasını beklemiyordum, gerektğinde ben de hepsinin yapılmasına yardımcı oluyordum. Özellikle temizlik işlerine bakan bir ablamız vardı, yaşça bizden büyüktü; bununla birlikte aldığı paranın hakkını vermek için (bunu kendi ağzından da işitmiştim, çalışma şeklinden de görebiliyordum) var gücüyle çalışıyordu. Ben de yemek izinlerinde, molalarda ona öncelik veriyordum. İşlerini çabuk bitirmesine yardımcı oluyor normal saatinden biraz daha önce çıkmasını sağlıyordum. Yaptığım bu kadar basit bir şeydi. Onun bunu hak ettiğine inanıyordum. Bana bir haller geldi ve iş yerime de okuluma da yakın diye düşünüp Tarlabaşı’na taşınmaya karar verdim. Sakızağacı Caddesi’nde bir ev bulmuştum. Evi bana gösteren arkadaş bir müzisyendi, burası iyi bir yer demek ki dedim, sanatçılar oturuyor!  Gül Abla’nın da (temizlik işlerine bakan ablamız)  buralarda oturduğunu biliyordum, laf arasında ona da söyledim. Tuttuğum ev onun evinin hemen çaprazındaymış. Sokaktaki herkese (köşedeki trans kızlara varıncaya) bu bizim oğlumuz demiş! Bundan mıdır artık nedendir bilinmez herkes bana hep çok iyi davrandı. Gece üçte dörtte elimi kolumu sallaya sallaya eve giderdim. Kızlarla mutlaka selamlaşırdık! Bana laf atarlardı, ben de gülümseyerek "İyi akşamlar!", "İyi geceler!" derdim. Çok kez aramızda yüzlerini bile tam seçemeyeceğim bir mesafe olsa da (uzağı görme bozukluğu olunca) her birine karşı son derece naziktim, böyle olması gerektiğine inanıyordum, onlarda da aynı nezaketi görebiliyordum. İyi niyetim ve hak gözetiyor olmam farkında olmadan bana koruyucu bir alan yaratmıştı. Bir de gücü kötüye kullanmak ya da kötü kullanmak ve bunun sonuçları vardı tabii! (yarının yazısında)

11 Ekim Perşembe (Jüpiter günü)
Ay: Akrep
Güneş: Terazi
Su enerjisi / Ay- Mars karesi (01:02) Ay- Venüs kavuşumu (01:15) Ay- Neptün üçgeni (08:11) Ay- Pluto sekstili (16:23)

"gözlerini açmak"

Güç en sert içkidir ve insanı çok çabuk sarhoş edebilir. Gücü kötüye kullanmak ve gücü kötü kullanmak... Yine bahsettiğim hızlı yiyecek firmasında yarı zamanlı çalıştığım dönem! Sıkılmadınız umarım. Yeni bir arkadaşımız katıldı aramıza, kasacı olarak işe alındı. Gerekeni yapmam, yapılması gerekenleri ona anlatmam isteniyordu. Bu ifade ona arzu edildiği gibi önemli birisi olduğumu hissettirdi ve artık ne desem yapıyordu. Bu durum çok hoşuma gitmişti. Boş durmasına hiç izin vermiyordum. Hep yapabileceği bir şeyler buluyordum. Yemek molasını dakikalarla sınırlıyordum. Kendim de öyleydim gerçi, en erken ben dönerdim. Kendime benzetmeye çalışıyordum belki! Sigara içmiyordum ve sigara içmeye ihtiyaç duyuyordu. Bu durumu çok da anlamadığımdan olacak üç dakika, beş dakika mola verdiğimi, onun zar zor o anı yetiştirip geldiğini, bir de bir dakika gecikti diye söylendiğimi hatırlıyorum. Ben de kendimden nefret ettim şu an, üzerime gelmeyin! Yirmi ya da yirmi bir yaşındayım o zaman! Derken bir çocukla tanıştım bir gün durakta otobüs beklerken! Konservatuvara hazırlanıyormuş. Ne kadar güzel dedim. Gözlerim ışıl ışıl oldu. Zayıf noktam! Sanat ve sanatla ilgilenenler... Benim de hayalim konservatuvardı. Her yılsonu bırakıp okulu, sınavlara hazırlanıyor ve kazanamıyordum. Ayrı bir saygı duydum! Nasıl oldu bilmiyorum yarı zamanlı iş başvurusu için benim çalıştığım yere gelmiş. Müdür selamlaştığımı görünce tanıdığımı ve arkadaşım olduğunu düşünerek işe aldı. Adil olamadım. Ona karşı çok daha yumuşak davrandım. Zaafım olan bir konu söz konusuydu. Diğer çocuk buna köpürdü. Onun bana olan saygısını yitirirken arkadaşım olduğu düşünülerek işe alınan bu çocuk benim işten çıkmama sebep oldu. İyi niyetli olmadığını anladığımda artık çok geçti. Herkes kapris yaptığıma inanıyordu. İşten ayrıldıktan kısa bir süre sonra kasadan para çalarken yakalandığını öğrendim. Herkes dersini almıştı.

12 Ekim Cuma (Venüs günü)
Ay: Yay (12:52 itibariyle) (02:10 boşlukta)
Güneş: Terazi
Ateş enerjisi / Ay- Jüpiter kavuşumu (02:12)

"kartalın özgürlük uçuşu"

Yıllık iznime çıkmıştım bir buçuk yılın sonunda, üst komşum olan müzisyen arkadaşım bir yerin işletmesini almıştı, falcı aradığından bahsetti, tanıdığım birisi var mıydı? Var dedim, ben varım! Nasıl yani? Evet! Tarot kartları liseden beri elimde gezinirdi. Figüranlık yaptığım dönemler (yapmadığım ne kaldıysa) saatlerce boş boş oturduğumuz için herkes maharetlerini dökerdi ortaya, Nevin diye bir arkadaş beni bu işlerle ilgilenen birilerine anlatmıştı hemen, mutlaka baktırmalısınız diyordu, güya ona söylediklerimin hepsi doğruymuş! Oturup bütün kitabı okumuş, öyle gitmiştim. Artık ciddi ciddi fal bakıyordum, bir şeyler söylüyordum ve karşımdaki nereden biliyorsun diyordu. Ne bileyim, öyle demek geldi içimden! Bu kartın anlamı oydu sanki! Bir şeyler oldu ve fal işi durduruldu arkadaşımın işlettiği kafede! Aklıma aylar önce fal baktırmaya gittiğim kafedeki (Mona Lisa) falcı kadının (Ayşın Abla) bana söylediği "Sen burada fal bakacaksın!" cümlesi ve oradan aldığım teklif geldi. Hemen oraya gittim. Garip bir şey vardı içimde, durmak istemiyordum. Şu an ihtiyacımız yok, olursa ararız dediler. Numaramı bıraktım. Bir yerde falcı aranıyor diye bir ilan görmüş ve belki lazım olur diye numarasını almıştım. Hemen onu aradım, gelin başlayın dedi sahibi! Beşiktaş’taydı. Yağmur Kafe (Gül Hanım)! Koşa koşa gittim. Bir hafta orada çalıştım çalışmadım, Mona Lisa’dan aradılar, gelin başlayın dediler. Oraya gelen giden çok daha fazlaydı. Gül Hanıma daha önce çalıştığım yerde tanıştığım bir arkadaşımı yönlendirerek Mona Lisa’ya geçtim. Beş falcıydık. Güler Abla, Nurgül Abla, Ayşın Abla... Altın kızlar... Ve Duygu! Her biri çok farklıydı. Harry Potter filmine düşmüştüm sanki! Sevmiştim onları! Bir yandan anne gibi koruyup kolluyor bir yandan da gerek var mıydı yeni birine diye kasada söyleniyorlardı. İlginç bir yerdi burası! Rumeli Han... Plaklar, plak çalar gibi antikalardan oluşmuş bir dekor... Gidip müdürüme geri dönmeyeceğimi söyledim. Bölge müdürünün de baskısıyla ısrar etti geri dönmem için, kararımı vermiştim. Yerimde olsaydınız siz de dönmezdiniz dedim!

13 Ekim Cumartesi (Satürn günü)
Ay: Yay
Güneş: Terazi
Ateş enerjisi / Ay- Mars sekstili (10:05) Ay- Neptün karesi (15:32)

"yıldızlara yolculuk"

Herkes bana bir şeyler anlatıyordu. Güler Abla kahve falı bakardı. Tarih ver çocuğum diyordu. Yengeç burcuydu. Fincana değil duvara bakarak konuşurdu. Hele de günündeyse bu kadına kim söylüyor bunları derdiniz. Esprilerine bayılırdım. Ayşın Abla ile tarot çalışırdık. Akrep burcuydu Ayşın Abla! Tek tek bütün kartları çeker, bana sorular sorardı. Ben de bakar bakar bir şeyler söylerdim. Arada kendi alır kartları ve o bir şeyler anlatırdı. Söylediklerini aklıma kazırdım. Bana altılı açılımı o öğretmişti. Böyle bak demişti. Nurgül Abla ile çok gülerdik. Kendinden geçerdi gülerken! Deme öyle Nurgül Ablacığım derdim. Dedim bile Hüseyin derdi. Kart açmamı isterdi, dediklerimi dikkatle dinlerdi. Oğlak burcuydu. O da bana kart açardı. Hangi karta ne diyor dikkatle izler, anlamaya, çözmeye çalışırdım. Duygu pek yaklaşmazdı, formundaysa şakırdı, teatral yeteneği vardı, yaşayarak anlatırdı anlattıklarını, sahneyi doldururdu. Çokça sessiz, sesi çıktığında bangır bangırdı. Koç burcuydu. Kime nasıl yaklaşacağımı çözmek kolay olmamıştı. Bizim bir masamız vardı, hepimiz orada otururduk. Dedikodu gırla! Müşteri portföyü oldukça renkliydi. Fincana bakarken, kartlara bakarken ağzımdan çıkanlar, söylediklerime şaşıranlar, memnun kalmayanlar, şikayet edenler, bu çocuğu sakın bırakmayın diyenler. Çok farklı tipler geliyordu. Öfkeliler, ürkekler, zarifler, kabalar... Neler paylaşılıyordu neler? Neler anlatılıyordu neler... Ne diyeceğinizi şaşırıyordunuz bazen! Ne hikayeler, ne hikayeler... İçim acırdı bazen, çaresizliği beni bile içine alırdı. Umut vermek mi yoksa anlamasına yardımcı olmak mı? Çok da bilemediğimden boşver sen bunu derdim, daha iyisi var, uzak da değil! Bir havası değişirdi. Artık kararını sen verirsin derdim. Bu hoşuna giderdi. Bize hep kaderimiz olduğu öğretilmişti. Seçimlerimiz de vardı halbuki tıpkı kader gerçeğinin olduğu gibi... Ben de değişiyordum. Gözüme sürdüğüm renk renk kalemler, uzun saçlarım, top sakalım, üst üste giydiğim kıyafetler, pançom... Renkli mi renkli bir adam olmuştum. Yıldızlar benimle oynuyordu sanki ben yıldızlarla...

14 Ekim Pazar (Güneş günü)
Ay: Oğlak (22:16 itibariyle) (03:56 boşlukta)
Güneş: Terazi
Toprak enerjisi / Ay- Güneş sekstili (03:58)

"kaderi işaret edenler"

Falcılık yolculuğum devam ediyordu. Yıl 2009- 2010! Akşam sevgilimle kavga etmişsem, sabah süklüm püklüm giderdim kafeye, ilk müşteri gelmiş olurdu, derin bir nefes alırdım, otururdum masaya! Açardım fincanı ya da kartlarımı, anlatmaya başlardım, bir an anlattıklarımın dün gece yaşadıklarımın çok benzeri olduğunu fark ederdim. Bana garip gelen bir şekilde anlattıklarımın hepsini onaylardı karşımda duran kişi, şaşırırdım ve kendimce bir tablo çizerdim, belki siz de böyle deseydiniz, o an şu şekilde düşünseydiniz... Benim de duymam gerekenlerdi bunlar! Akşam neden aklıma gelmemişti ki! Hepimizin müşterileri kendisi gibiydi! Benimkiler benim gibi biraz ayarsız, biraz cıvıltılı, biraz hayatı tiye alan, çokça duyarlı! Güler Ablaya daha çok aile olayları, miras davaları, yasak aşklar gelirdi. Ayşın Abla daha hırslı, kaprisli, taktı mı takan tipleri çekerdi kendine! Duygu’nun tayfası daha bir gizemliydi. Nurgül Ablaya gelenleri çok çözememiştim. Çok kez hayatımın bir kesitini anlatırken bulurdum kendimi, ortak deneyim olsa gerek, karşımdaki anlattıklarımı onaylardı. Bir kişinin kaderini görmek, kendi kaderini görmek anlamına geliyordu, buna inanmaya başlamıştım. Bir şey demeden iki kere düşünmeye başlamıştım. Ya birlikte kırıyorduk bu döngüyü ya da sıkışıp kalıyorduk buraya! Ya birlikte geçiliyordu ya da ne geçen geride kalandan haberdar oluyordu bir daha ne de geride kalan geçenden... Kader melekleri hep bizimleydi ve hatırlatıyordu. Siz hatırlıyor musunuz? Hatırlatanların farkında mısınız? Cevaplar, cevap vermeye çalıştıklarımızdan bize gülümsüyordu.

Dosta selam olsun,

Hüseyin Akdağ

Kaynak: www.anneoluncaanladim.com

Bireysel Doğum Haritası Analiziniz için bizimle iletişime geçebilirsiniz:

0212 274 08 47 / 0544 798 52 07
www.heraakademi.com

Doğum haritası analizimiz ile kim olduğunuzu, dışarıdaki kişinin sizi nasıl gördüğünü, neyin size iyi geldiğini, bunların bir araya geldiklerinde birbirlerini nasıl etkilediğini, sahip olduğunuz potansiyelleri, yakın çevrenizi, ailenizi, iç dünyanızı, aşkın sizin için ne olduğunu, yaşama nasıl hizmet edebileceğinizi, partnerinizden aslında ne beklediğinizi, onunla olmanın size sağladığı fırsatları ve bu durumun sizi karşı karşıya bıraktığı sınavları, yaşamda sizi neye çağırdığını, neyin sizin ufkunuzu genişletebileceğini, iş ve kariyer hayatınızın önemli sırlarını, arkadaşlık ilişkilerinizi, neye teslim olmanız gerektiğini ve ruhsal olarak nereden nereye ilerlemenin önemini bulabilirsiniz.



Copyright 2007-2018 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.