Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Yazı Boyutu:
Aklın yolu

29 Nisan - 05 Mayıs 2019 haftası

30 Nisan Salı Satürn (oğlak) geri hareketi başlıyor (03:54)
"yaşlı kişi, ciddi kişi, karşı çıkan, panik yaratan, münzevi" (Satürn)
"münzevi, baba, başbakan" (oğlak)

İnsanın sınavı, dara düştüğü zaman verdiği düşünülür; halbuki sınav, her şey yolunda giderken verilir. Akarken doldurmayanlar ya da başka bir deyişle ellerine geçen fırsatı değerlendirmeyenler, dar zamanda düştükleri tuzağın diyetini öderler.

Güç, iki ucu keskin kılıçtır. Herkesin eline eninde sonunda geçer ve kişinin o gücü nasıl kullandığı onun kaderi olur. Nedir bu güç? Sağlık, zeka, her türlü donanım, kaynaklar, bir insanın güveni, dostları, onu sevip ona değer verenler, başarıları, kazandıkları... Hepsi bir sınavdır. Zor olan yenilgi değil, zafer anıdır. Yenilginin bir şekilde üstesinden gelinir. Zafer kazandığında acımasız olanlar, bir gün birilerinin onlara acımalarına muhtaç olurlar. Karmanın kılıcı keskindir.

1 Mayıs Çarşamba Merkür (koç)- Mars (ikizler) sekstili (09:37) ve Merkür (koç)- Satürn (oğlak) karesi (11:49)
 "meydan okuma, hızlı düşünme, rakip görme, düşünceyi eyleme geçirme" (Merkür- Mars)

"otoriter tavır, iletişim engelleri, depresif düşünceler, odak geliştirme, öğrenme zorlukları, düşünceleri tartıya koyma" (Merkür- Satürn)
"her türlü çürümenin başlangıcı"

İletişim kurmanın binlerce yolu vardır. İletişim bir sanattır. Belki de sanat, iletişim kurma şekillerinden yola çıkmıştır. Resim ile iletişim kurmak, müzik ile iletişim kurmak, tiyatro ile iletişim kurmak, dans ile iletişim kurmak, edebiyat ile iletişim kurmak... Bir kişinin iletişim kurma ve iletişim kuramama şekli onun zekasının göstergesidir. İletişim kurarken belki en önemli unsurlar; açıklık, dürüstlük ve tabii ki karşılıklı saygı diye düşünüyorum. İletişim açık değil de örtülü olduğunda yanlış anlaşılmalar gırla gidecektir. Dürüst olunmadığında, eninde sonunda ortalık karışacaktır. Burada en önemlisi de belki karşılıklı saygıdır. Tarafların birbirini yok saymaya kalktığı, üstünlük sağlamaya çalıştığı, ben haklıyım, sen de kimsin tavrı, her türlü çürümenin başlangıcıdır.

3 Mayıs Cuma Merkür (koç)- Pluto (oğlak) karesi (00:51) ve Merkür (koç)- Jüpiter (yay) üçgeni
"bilginin gücü, dilin gücü, öldürücü dil, gizli bilgi, araştırmacı, zehirli kalem, bilinçaltı mesajlar, karanlık düşünceler" (Merkür- Pluto)

"abartmak, geleceğe odaklanmak, yüksek beklentiler, derin düşünme, büyük fikirler, emin kanılar" (Merkür- Jüpiter)
"kelimeler"
Kelimeler, insanın en güçlü silahıdır. Seçilen kelimeler ve bunların nasıl bir araya getirildiği bize çok şey anlatır. Kişinin kelimeleri, onun gizli dünyasını ortalığa serer. Her bakan bunu göremese de biraz eşeleyen bu bilgiye kolaylıkla erişecektir. Ürkektir kimi; en şatafatlı, en kocaman kelimeleri seçer; çünkü bu ürkekliğin bir şekilde saklanması gerektir. Hani büyüdükçe küçülür ya insan, küçüldükçe büyür. Bu ters orantının farkında olmak belki de ilk aşamadır.

Kendinden emin olanın, büyük kelimelere ihtiyacı yoktur, çok kelimeye de ihtiyacı yoktur aslında; az çoktur, çok azdır. Bir şeyi ne kadar basitleştirebiliyorsak, o kadar farkındayızdır o şeyin; bununla birlikte bir şey hakkında ne kadar çok şey söylemeye çalışıyorsak, o kadar karmaşıktır bizde de kavramlar; yakalayamıyoruzdur, yakalamaya çalışıyoruzdur.

5 Mayıs Pazar Boğa Yeniayı (01:45) (14⁰ 10’)
"heves, yeni projeler" (yeniay)
 "toprak ana, müzisyen, sessiz insan, çiftçi"
"taht kurmuşsun kalbime"

"Uzaklarda arama; çünkü sen içimdesin
Taht kurmuşsun kalbime, en güzel yerindesin." (Şemsettin Polat)

Uzaklarda aradığımız neler var? Yarınlarda aradığımız mesela! Uzak yarınlarda... Özlediğimiz, beklediğimiz... Eskiler gözden ırak olan, gönülden de ırak olur der. Halbuki birçok giden, memnun ki yerinden dediklerimiz, bir türlü özlemekten vazgeçemediklerimizdir. Belki de onlar ırak (uzak) değildir; çok yakınızdır onlara, ondan özlemleri içimize düşmektedir. Hatırladığımız şekilde kucaklama arzusu yükseliyordur içimizden, kokuları burnumuzun direğini sızlattığında... Belki de artık sarılmaların şekli değişmiştir.
Kalbimizin en güzel yerinde ne var? Samimiyet mi? Dürüstlük mü? Sevgi mi? Şefkat mi? Sarılmalar... Yorulmalar... Zorluklar... Aşılanlar... Aşılamayanlar... Savaşlar... Kayıplar... Zaferler... Burukluklar... Sizin de hiç olmuş mudur? Yendim; bununla birlikte hiç de kutlayabilecek gibi değilim. Keşke bunun yerine, kocaman bir sarılıp her şeyi unutabilseydim.

Bu hayattan yanımıza neyi alıp gideceğiz? Anılar mı? Yoksa onlar da kaybolup gidecek mi ya da onlar da mı geride kalacak, tıpkı bedenimiz gibi... Bir dokunuşun sıcaklığı, kalbimizin çarpışı, duyguların uyanışı, ruhun dansı... Hepsi geride mi kalacak? Müzik mi olacak gittiğimiz yerde, yoksa birbirinden güzel resimler mi? Tanrı bir sanatçı olabilir mi? Sanatı yaşam mı yoksa yaşam o sanatın doğasını anlayabilmek için bir kapı mı?

Ruhu okşayan bir tını olsun istiyorum bir gün buradan ayrılırken... Herkese dolu dolu teşekkür edebilmek istiyorum. Bir sürü iyi kim olsun istiyorum heybemde, çok da çabaya gerek bırakmamış bu iyi kiler için, kendiliğinden fısıldanmış... Kızgınlıkların yerini gülücükler almış olsun istiyorum. Hiç kızdınız mı kendinize? Ben çok kızdım. Buna bile gülümseyebilsek hani... Hafif olsak... Hafif... Bir şarkı olsun dilimizde... Yolumuzdan geçen her kardeşe... Hepimiz bir tek Tanrının çocuğuyuz işte... Savaşlar dünyanın oyunuydu sadece... Savaşmalıydık ve sonunda çanak çömlek patladı. Öyleyse fısıldayayım, tüm kalbimle... Herkesin duyabileceği şekilde...

"Taht kurmuşsun kalbime, en güzel yerindesin..."

29 Nisan Pazartesi (Ay günü)
Ay: Balık (01:11 itibariyle)
Güneş: Boğa
Su enerjisi / Ay- Uranüs sekstili (07:02)

"olmanın sırrı"

"Rüzgârlara kapılmış kuru yaprak misali" geçip gidiyoruz hayatın içinden... Kötüler varmış mesela, öğreniyoruz. İyi olmak isteyen kötüler mi desek, iyi olduklarına inanmak istediğimiz mi desek yoksa zaaflarımızla bizi sınayanlar mı? Şeytan, iyi bir ayrıştırıcıdır. Sizin içinizde küçücük de olsa olan bir şeyden yakalar sizi... O hep daha büyük olmak, bunu herkese göstermek, onlara haddini bildirmek isteğinden... "Şeytanın Avukatı" filmini izlemiş miydiniz? Size güç verilir; bununla birlikte gücün bir bedeli de olacaktır. Her şeye sahip olabilirsin; bununla birlikte ya bir gün sahip oldukların sana sahip olmaya başlarsa? Dünya iyi bir yer değil, dünya iyi ve kötünün iç içe geçtiği bir yer ve onları birbirinden ayıramazsınız. Tam da bu yüzden "bundan daha iyi" olmaya çalışanlar hep daha kötüsüyle burun buruna gelir. O kötünün içinden ruhun ışığını yakarak geçenler, daha iyisini bir kenara bırakıp olmanın sırrına erebilmiştir.

30 Nisan Salı (Mars günü)
Ay: Balık
Güneş: Boğa
Su Enerjisi / Ay- Neptün kavuşumu (13:32) Ay- Mars karesi (17:22) Ay- Satürn sekstili (18:33) Ay- Pluto sekstili (23:47)

"belki hayal sınır tanımaz"

Masallar ne güzeldir değil mi? Kötü kalpli üvey anneler, kız kardeşler, cadılar... Hatırlıyorum da çocukken hep kötüler için üzülürdüm ben, bir yandan da içten içe bir hayranlık duyardım herhalde onlara karşı; aslında kötü olmayabilirlerdi diye düşünürdüm, birileri onları sevmiş olsaydı. Zamanla anladım ki sevgiye kendini kapatmış olan insanlar, kötüleşirmiş. Kimse onları sevmediği için değil, onlar bunu seçtiği için ve onlar bunun kaderleri olduğuna inanmak isterlermiş, kaderin belirleyicileri olduklarını unutarak... Bir de doğa diye bir şey var tabii... Doğasını reddetme şansı var mı insanın?

Yasak meyve, bilgi ağacının meyvesi... Bilginin de iyisi var, kötüsü var. İyi geleni, iyi gelmeyeni var. Hazır olunan, hazır olunmayan... Anlaşılan, anlaşılmayan; hatta saptırılan... "Gerçeği örten"ler... Ne zamandır bu kadar üşümemiştim dediğiniz olur mu sizin de ki üşüten aslında fiziksel bir sıcaklık değişimi değildir hani?! Kimse nereden geldiğini inkar edemez; bununla birlikte hiçbiri de senin nereye gideceğini belirleyemez. Nereye gidiyorsun? Senin gemin kağıttan mı? Islanmaktan korkmuyor musun? Yoksa bir uçak mı sözünü ettiğimiz? Belki hayal sınır tanımaz, kim bilir?

1 Mayıs Çarşamba (Merkür Günü)
Ay: Koç (13:23 itibariyle) (00:55 boşlukta)
Güneş: Boğa
Ateş enerjisi / Ay- Jüpiter karesi (00:57)

"dümen"

Onurlu bir savaşçı... Onur nedir? Sözlükte "kişinin kendi varlığına, kendi kişiliğine karşı beslediği saygı, insanı insan yapan iç değer" olarak geçiyor. Ya gurur nedir? O da "kendin beğenme, büyüklenme" olarak geçiyor. Kibir geçti sizin de aklınızdan değil mi? Onun için de "kendini herkesten üstün tutma, büyüklenme" deniyor. Ya zafer? "Savaşta kazanılan kesin başarı, yengi, utku" diye de açılmış, "bir yarışmada ya da uğraşıda belli bir çaba sonunda kazanılan başarı" olarak da! Geldi mi sizin de burnunuza emek kokusu? Hemen ardından sadakat, erdem, dürüstlük, samimiyet kelimeleri belirdi mi zihninizde?

İnsan kendi varlığına, kendi kişiliğine beslediği saygıyı, insanı insan yapan iç değeri nasıl kazanır, ne zaman kaybeder? Kendinizi birileriyle kıyaslayarak mı kazanabileceğinizi düşünüyorsunuz bunu yoksa kendinizi kendi yolculuğunuz içinde tartarak ve bu tartı ile yol alarak mı? En iyi mi olmanız gerekiyor yoksa kendi iyinizin farkına varmanız mı? Alkışlarla mı yaşıyorsunuz yoksa alkış aldığınızda bunu başınızı hafif öne eğerek saygı ve sevgi ile kabul mü ediyorsunuz? Yoksa kula kulluk mu ediyorsunuz? Ya kul musunuz? İnançlı mısınız yoksa kör müsünüz? Görüyor musunuz yoksa birilerinin görebildiği kadarıyla sınırlanmış, kesin öyledir mi diyorsunuz? Dümen sizde mi yoksa binmişsiniz bir alamete...

2 Mayıs Perşembe (Jüpiter günü)
Ay: Koç
Güneş: Boğa
Ateş enerjisi / Ay- Venüs kavuşumu (17:39)

"barış ve sevginin kalbe dokunan mısraları"

Bir zafer kazanmaktan daha güzel ne olabilir? Orta noktada buluşmak! Biri bilek işiyse de diğeri de akıl işidir ki değeri tartışılmaz. Ha her zaman bir noktada buluşmak mı gerekir, belki o da değil! Bazen herkesin kendi seçimini yaşamasına izin verirken onun bu süreci deneyimleme kararına hoşgörü ile yaklaşmak da maharet olabilir. İlle de anlaşmak mı gerekmiyor? Anlaşabildiğimizde (cebren ve hile ile) suratımıza yapışan sözüm ona akıllılığımızın sahte gülüşünü bir kenara koyup demek ki yollar ayrı, gönüller bir olsun da denebilir. Bunun ne olduğunu anlamak, doğan günü barış ve sevginin kalbe dokunan mısraları haline getirebilecektir.

"Geri döndürmeye çalışma bir aşkı,
Kaybedilmeye değer
En güzel anında yitirilmişse eğer..." (Ahmet Telli)

3 Mayıs Cuma (Venüs günü)
Ay: Boğa (23:17 itibariyle) (11:45 boşlukta)
Güneş: Boğa
Toprak enerjisi / Ay- Satürn karesi (05:16) Ay- Mars sekstili (07:21) Ay- Pluto karesi (10:46) Ay- Jüpiter üçgeni (11:06) Ay- Merkür kavuşumu (11:47)

"bulguru sevenler"

Tahammülün yok mu zamanın geçmek bilmemesine? Akreple yelkovanın dansı gözünde mi büyüyor? Birilerinin senin bu halinle epey eğlendiğini mi düşünüyorsun? Zaman ağır yük oluyor sana yani? Öyleyse dünya kitabında okumak yerine bir an önce bitirmek istediğin bir şey var! Gerçekten anlamış olsaydın, bu kadar tahammülsüz olmazdın!

Yoga Öğretmenim Gülin Zeytunlu’nun sevdiğim ifadelerinden "dudağının kenarındaki gülüşü bulma" gerçeği geliyor aklıma! Dudağımın kenarındaki gülüş... Halbuki hırslar, sabırsızlıklar, kızgınlıklar, aptallık olarak kabul edilenler, aptallığına dil uzatanlarınsa üzerine yürümeler vardır. Ne ile savaşıyorsun? Neden bu kadar sabırsızsın? Neleri kaçırıyorsun? Neden pirincin peşine düşmüş bulguru yerden yere vuruyorsun! Derken bulgura kalmış buluyorsun kendini ki yüzün de kalmamış! Kim sana pirincin tek çıkış yolu olduğunu kabul ettirdi? Biz bulguru sevenler neredeydi?

4 Mayıs Cumartesi (Satürn günü)
Ay: Boğa
Güneş: Boğa
Toprak enerjisi / Ay- Uranüs kavuşumu (05:15)

"o kapının ardı"

Değişim, güvenli miydi? Köklerindeki güç mü seni adam ederdi yoksa dallarının uzanabildiği yere kadar mı bunun varlığından bahsedilebilirdi? Köklerinin uzanabildiği yere kadar mı dalların da uzanabilirdi? Dallarının uzanabildiği yere kadar köklerin... Aşağı yukarısını, yukarı aşağısını mı belirlerdi?

Değişim güvenli değildi. Değişim, güvenli limanı geride bırakmak demekti ki bu yola çıkmak için gerekliydi. İnsan ancak yola çıkarak büyüyebilirdi ve bu büyüme fiziksel değildi. Fiziksel olarak büyürken insan ruhsal olarak sıkışıp kalabilirdi ya da ruhsal olarak büyürken bu fiziksel olarak renk vermeyebilirdi. Bu nasıl ayırt edilebilirdi? Bunu ancak gören göz, gördüklerinin onda uyandırdıklarından yola çıkarak anlayabilirdi.

Uyanan bilgi, uyandıran bilgi; gerçekleşen yolculuk ve bu yolculuktaki buluşmalar anlam taşıyor olduğunda, bir şeyler yerini bulmaya başlayabilirdi. Onun gözlerinde kendini görmek, kendi gözlerinde evreni seyretmek ve sonsuz boşlukta varoluşun dansına şahit olabilmek!

Her ruh ekilen tohumsa toprağa; filizlenen, doğanın bir parçası olduğunu hatırlayabilendi ve bedenimizdi doğa, onun sırrı yolun sırrı olduğunda, ruhun kapısı açılabilirdi ki ihtiyacımız olan her şey de o kapının ardında bizim onları bulmamızı beklemekteydi.

05 Mayıs Pazar (Güneş günü)
Ay: Boğa (18:08 boşlukta) (Yeniay 01:45 14⁰ 10’)
Güneş: Boğa
Toprak enerjisi / Ay- Neptün sekstili (09:01) Ay- Satürn üçgeni (13:22) Ay- Pluto üçgeni (18:10)

"akıl"

"Bana güvende olduğumu söyle, her şeyin yolunda olduğunu söyle, her şeyin çok güzel olacağını söyle, buna inandır beni, buna ihtiyacım var."

Güven nedir? "Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu" ve "bir şeyden umulan, beklenen niteliğe inanıp ona göre davranma" olarak karşımıza çıkıyor. Ya inanç nedir? "Bir düşünceye çok sağlam bir biçimde, içten, gönülden bağlı bulunma, güvenle doğru sayma, inanma" deniyor. Bize güven veren, inanmamızı sağlayan nedir? İnsan bunu düşünürken buluyor kendini! Ya da güven vermeyen, inanmamamıza sebep olan? Bir de inancını yitirmek var tabii!

Güven bizi her şeyin başladığı yere götürüyor olabilir mi? Annemize, ailemize, dünyaya geldiğimiz zamana, bu dönemki ihtiyaçlarımızın ne kadar karşılanıp ne kadar karşılanmadığına... Bu bir şans mıdır ya da şansımız olduğuna inandığımız belki de şanssızlığımız, şanssızlığımız olduğuna inandığımız belki de şansımız mıdır? Ne zaman şans, ne zaman şanssızlık olur?

"Korku, çekinme ve kuşku duymadan bağlanma duygusu" gayriihtiyari kendimizi içinde bulduğumuz bir halse ne kadar güvenli? Bir şeyin umduğumuz, beklediğimiz niteliğe sahip olup olmadığını nasıl anlarız? Bu durum davranışlarımıza aşama aşama nasıl yansır? Bir şarkı sözü geldi aklıma:

"Sana bağlandım gönülden,
Öldürsen de razıyım ben.
Ayrılmak gelmiyor elden,
Niye sevdim zalim seni." (Necdet Tokatlıoğlu)

Ölmek ne demek? "Can vermek"... Ne ilginç bir deyimdir değil mi can vermek? "Ölmek" anlamı da vardır "güçlendirmek, yaşar duruma getirmek" anlamı da! "Öldürmeyen her darbe güçlendirir." belki bu gibi bir şeyi anlatmaya çalışmıştır. Bir şey öldükçe bir can mı bulur? Bir düşünce, bir eylem... Bir eylem, bir düşünce... İnanç... Güven... Güven... İnanç... İnandıkça anlamak, anladıkça inanmak... İşte şimdi duygunun yerine akıl alacaktır.

Dosta selam olsun,

Hüseyin Akdağ

Kaynak: www.anneoluncaanladim.com

Bireysel Doğum Haritası Analiziniz için bizimle iletişime geçebilirsiniz:

0212 274 08 47 / 0544 798 52 07
www.heraakademi.com

Doğum haritası analizimiz ile kim olduğunuzu, dışarıdaki kişinin sizi nasıl gördüğünü, neyin size iyi geldiğini, bunların bir araya geldiklerinde birbirlerini nasıl etkilediğini, sahip olduğunuz potansiyelleri, yakın çevrenizi, ailenizi, iç dünyanızı, aşkın sizin için ne olduğunu, yaşama nasıl hizmet edebileceğinizi, partnerinizden aslında ne beklediğinizi, onunla olmanın size sağladığı fırsatları ve bu durumun sizi karşı karşıya bıraktığı sınavları, yaşamda sizi neye çağırdığını, neyin sizin ufkunuzu genişletebileceğini, iş ve kariyer hayatınızın önemli sırlarını, arkadaşlık ilişkilerinizi, neye teslim olmanız gerektiğini ve ruhsal olarak nereden nereye ilerlemenin önemini bulabilirsiniz.


Copyright 2007-2021 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.