Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
RADİKAL GÖRÜŞ
Dr.  KADİR TUĞCU
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı F.A.A.P.
Yazı Boyutu:
Çocuk felci aşılarının yapımı ve farkları

İkinci Dünya Savaşı sonrası dünya Doğu ve Batı olarak tehlikeli bir bölünmeye gitmişti. Bu iki kutuplu dünya pek çok defa nükleer savaş esiğinden dönmüştü. Bu senelerde, Amerikalılar’ın nükleer bir savaştan başka, ikinci bir korkuları daha vardı ve bu sefer düşman uzakta değil, içerideydi. Bu düşman kısaca “Polio” denilen Poliomiyelit (veya Çocuk Felci) hastalığıydı.

Bilim adamları bu hastalığın etkeninin diski ile bulaşan bir virüs olduğunu 1930’lardan beri biliyorlardı. Salgın Hastalıklar uzmanları, salgın başladığında, yüzme havuzlarını, sinema ve halkın toplu halde bulunduğu mahalleri kapatarak, salgını önleyebileceklerini ümit ediyorlardı. Bu virüs, merkezi sinir sistemine saldırıyor, kurbanını sakat bırakıyor veya öldürüyordu.

1950’lerin başlarında, Amerika’da Polio hastalığına karşı aşı geliştirmek için yapılan calışmalar hız kazanmıştı. Pittsburg Üniversitesi’nden, Jones E. Salk ve Cincinnati Universitesi’nden Albert B. Sabin, “National Foundation for Infantile Paralysis” (şimdiki adı ile March of Dimes Foundation)‘in desteklediği bir düzine araştırmacıdan en önde gelen iki isimdi.

1955’de ülke çapında 2 milyon okul çocuğunda aşı sonrasında, yapılan testler sonucunda, Salk aşısı Amerikan hükümetinin onay verdiği ilk “Çocuk Felci Aşısı” oldu. Salk, anında bir kahraman ve en unlu bilim adamı unvanını almasına rağmen, Sabin daha üstün olduğuna inandığı kendi aşısı üzerindeki çalışmalarına devam etti.

CANLI VÜRÜS MÜ, ÖLÜ VİRÜS MÜ?
Her iki aşı da Polio’ya karşı korunma sağlıyorsa da, etki mekanizmaları farklıydı. Salk aşısı; Formalin ile inaktive edilmiş (őlű) Poliovirüsleri ihtiva ediyordu. Sabin, zayıflatılmış ama hala aktif olan Poliovirüslerin, őlű-virüs aşısından daha etkili olacağını ve hayat boyu bağışıklık kazandıracağını düşünüyordu. Canlı virüs aşısı ayrıca aşılanan çocukların dışkıları ile etrafa bulaşıyor, aşı olmamış çocuklara da bulaşarak aşı olmuşlar gibi etkili oluyordu. En mühimi, Salk aşısının iğne ile uygulanmasına mukabil, Sabin aşısı doğrudan ağıza damlatılarak uygulanıyordu. Bu şekilde on binlerce, hatta milyonlarca çocuk çok kısa zamanda çok ucuza ve iğne korkusu olmadan aşılanabiliyorlardı. Bütün bu sebeplerle Sabin kendi aşısının sadece hastalığı kontrol altına alacağını değil, bu hastalığı yeryüzünden silebileceğini düşünüyordu.

Salk ve Sabin; Rus-Yahudi kökenli olmalarına, aynı fonlardan yararlanmalarına ve aynı düşmana karşı savaşmalarına rağmen birbirlerini sevmezlerdi. 1955’e gelindiğinde, Sabin 3 farklı Poliovirüs tesbit etmiş ve aşılarında bu virüsleri kullanmıştı. Aşı kullanıma hazırdı, ama Amerikan hükümetinden onay alabilmesi için gerekli 2 milyon okul çocuğunu nereden bulacaktı? Bütün çocuklar, Salk aşısı ile aşılıydı. 1950’nin ortalarında, Sabin aşısını yüzlerce gönüllü üzerinde denemişti. Bunlar, Chillicontha hapishanesindeki genç erişkinler, kendisi, eşi, iki kızı, komşuları ve arkadaşlarıydı. Aşının etkili ve emniyetli olduğunun ispatı için, böyle yüzlerce hatta binlerce değil, milyonlarca bireye ihtiyaç vardı.

Bu arada Sovyetler Birliği’nde, Polio vakalarında ani bir artış vardı. Stalin’in diktatörlüğü zamanında ilgili makamlar, bu “işçi cennetinde” Polio’nun bir problem olduğunu inkar ediyorlardı. Sadece Moskova ve Minsk gibi şehirlerde değil, Sibirya’nın kalabalık bölgelerinde bile salgınlar başladığında bu yalanlar, resmi propaganda halini almıştı. 1953’te de Stalin őldűğűnde yerine geçenler daha ılımlı kimseler olduklarından, bu devamlı artış gösteren Polio vakalarına karşı kendi ilim adamlarını, sınır dışından bile yardım almaları için görevlendirdiler.

BİLİMİN SAVAŞLA İMTİHANI
Ocak 1956’da, her iki hükümetin de sessiz onayları ile; Anatoli Smorodintsev, Mikhail P. Chumakov ve karısı Marina Voroshilova, başta Salk ve Sabin olmak üzere pek çok Amerikalı ilim adamı ile görüşmek üzere Amerika’ya gittiler. O senelerde, soğuk savaş nedeni ile bu seyahat, savaş taraftarları tarafından gölgelendirilmişti. Ruslara bir şehirden diğerine uçak ile değil,  tren ile gitmelerine müsade edildi. Amerikalılar da, bu bilim adamlarından en azından birinin KGB ajanı olduğu inancı vardı. Her ne kadar iki tarafta bu seyahati başarılı görmedilerse de, çok kıymetli bilgi alış-verişleri başarılmıştı.

Haziran 1956’da Sabin, Rusya’ya gitti ve Chumakov, Voroshilova ve Smorodintsev başta olmak üzere diğer kilit ilim adamları ile görüşmeler yaptı. Her nekadar, bu gezi hem Salk, hem Sabin’e beraberce teklif edilmişse de, giden Sabin olmuştu. Salk, FBI’ın kendisini Ruslarla işbirlikçiliği ile suçlamalarından ve zaten kendi aşısı ile hem çok zengin hem çok meşhur olduğundan ve artık ispatlaması gereken bir konu olmadığından, geziye ilgi göstermemişti.

Sabin bu gezi ile köklerine geri dönüyordu. Önceleri İmparatorluk Rusya’sına, sonra Sovyetler Birliği’ne bağlı bir Polonya şehri olan Biolystok’ta 1906’da doğmuştu. 1921’de Amerika’ya göçmen olarak gittikten sonra hemen İngilizce’yi ve Amerikan yaşamını öğrenmişti. 1931’de New York Üniversitesi’ndeki Tıp Eğitimi’inden sonra, New York, Londra ve en son Cincinnati’de araştırmacı olarak çalıştı. Bu araştırmalarında, Polio virüsünün yaptığı hastalık, felç ve ensefalitler üzerinde çalıştı. Bu araştırmalarında, Polio araştırmalarının babası kabul edilen Simon Flexner’in iddia ettiği gibi, Polio virüslerin vücuda giriş yolunun, burundan solunum ile değil, ağız yolu ile olduğunu ispatladı.

Sabin Rusya’da pek çok güçlüklerle karşılaştı. Lisan problemi yanında, her iki ülke casusları tarafından devamlı takip ediliyor ve attığı her adım rapor ediliyordu. Sabin, bu çalışma ortamında, iş ve hatta yakın şahsi arkadaşlıklar edindi. Bunların arasında en verimli arkadaşı Chumakov’du.

Chumakov’un geçmişide Sabin’in geçmişine uyuyordu. 1990’da Kafkaslarda, mütevazi bir ailede doğmuş ve yetişmişti. Babası ordu veterineriydi. Annesi okuma-yazmayı, 70’li yaşlarında öğrenmişti.

Chumakov ve Sabin, gerek önceki çalışmalarında, gerek bu çalışmalar esnasında “aptallardan” çok çekmişlerdi. Ortak kanaatleri, her iki tarafta da aptalların olduğu idi.
Diğer Rus virologlar, Salk’ın “őlű aşısını” denemişlerdi. Fakat, Chumakov daha basit, daha ucuz, daha etkili olan Sabin’in canlı aşısını tercih ediyordu. Ölü aşı sadece kanda bağışıklık sağlarken canlı Sabin aşısı,  bağırsak çıdarında bağışıklığı başlatıyordu. Ayrıca canlı aşı dışkı ile etrafa saçılıyor ve bulaştığı, aşı olmamış şahısları da aşılı hale getiriyordu. Buna rağmen, Rusya Sağlık Bakanlığı çalışmaların başlatılabilmesi için gerekli izinleri vermiyordu.

Sovyetler Birliği’nde, bütün kurumların üstünde olan bir kurum daha vardı. O zamanlar, “Presidium of the Central Committe” diye anılan Politburo, bir grup Kominist Parti üyelerinden müteşekkildi ve basında Anastas Mikoyan vardı. Mikoyan ayrıca, “Politburo’nun Halk Sağlığın’dan” mesul üyesiydi. Chumakov ve Mikoyan çok yakın arkadaştılar ve Chumakov’un bir telefonu ile bütün müsadeler alınmıştı.

1959’da, Chumakov Sabin’in aşısını bütün Rusya’daki 10 milyon çocuğa uyguladı. Aşılama için sadece hastaneler ve klinikler değil, okullar, kreşler ve büyün toplu çalışma alanları kullanıldı. Birkaç ay içinde, 20 yaşın altındaki bütün çocuklar aşılanmışlardı. Zamanla da Rusya ve Peyk ülkelerdeki 100 milyonunun tamamı aşılanmıştı. 1 sene içinde; WHO her iki aşının da güvenli ve etkili olduklarını ilan etti.

Bütün bu başarılara rağmen, Bati dünyasında bu aşıya hala şüphe ile bakanlar ilim adamları vardı. Bütün bu aleyhte görüşlere rağmen canlı aşı, bütün dünyada kabul gördü. 1962’de Amerika’da lisans alan bu aşı o zamandan beri kullanılmaktadır.

1972’de Sabin, aşı virüslerini WHO’ya bağışladı. Sadece bir şartı vardı, aşı en fakir ülkelere bile gönderilecekti. Bugün Polio sadece, Pakistan, Afganistan ve Nijerya‘da bir tehdit olabilmektedir.

Birgün Polio’nun dünyadan kökü kazınabilirse, bunu Sabin ve Chumakov’un imkansız görülen iş birligine borçluyuz.  

“Birth of A Cold War Vaccine: William Swanson. Scientific American. April 2012 / sayfa: 56-59”

ÇOK SORULAN SORULAR
1- Sabin'in aşısı; bağışıklığı bağırsak çıdarında başlatıyor, Salk'ta olduğu gibi kanda değil.

2- Sabin'in "canlı aşısı" kaka ile de dışarı atıldığından, aşılanan şahıslar, hayatları boyunca bir şekilde bu aşı virüsünü tekrar alıyorlar ve tekrar aşı olmuşlar gibi bağışıklıkları yüksek kalıyor.

3- Salk aşısı; sadece yapılan şahısta bağışıklık yapıyor ve ileri yaşlarda zaten; "Doğal bağışıklık" geliştiği için, ileri yaşlarda aşı olmalarına (esasında bu her iki aşı içinde geçerlidir) gerek kalmıyor. Adı üstünde;  Çocuk felci...

4- Evet, bugün Salk aşısı; 5'li karmaların içinde var. Ayrıca; tek "iğne olarak" satılmıyor, bulunmuyor.

5- Bir ülkede çocuk felci tamamen kontrol altına alındığında (eradike edildiğinde), Sabin (canlı aşı) yerine (Salk) aşısı ile devam ediliyor. Bizde, çocuk felci "eradike" edildiği halde, sınırlarımız ve "belalı komşularımız" yüzünden, arada bir kampanyalarla, ağızdan, Sabin (canlı) aşısı verilmektedir. Bunların, zaten aşılı olan şahsa bir faydası olmasa da, "Sosyal yönden" bir salgın başlamaması için, topluma büyük faydası vardır. Bir ülkenin lağımlarında  “Canlı Aşı virüsleri” varsa, hastalık yapıcı "Vahşi tip" çocuk felci virüsleri yaşayamaz.


Yorumlar
aisenuru - (24.12.2016 10:27:41)
Merhaba Kadir bey, Umarım aşağıda gonderdigim linklere bakma firsatiniz olur. Sonrasında tekrar görüşlerinizi alırım. http://www.sv40foundation.org/cpv-link.html https://lilliputian.me/2014/06/polio-asilari-ile-ilgili-bilinmeyen-gercekler/ http://www.nature.com/onc/journal/v22/n33/full/1206547a.html
ayazgulbeyaz - (10.12.2013 23:51:03)
hocam merhaba benim 1.5 aylık bebeğim var ve gaz sıkıntısı yaşıyoruz gazını çıkardığı halde sancısı oluyor ve ben ne yapacağımı bilmiyorum ben fmf hastasıyım ve bebeğimdede olabilirmi diye tedirgin oluyorum bana bu konuda yardımcı olabilirmisiniz lütfen
Copyright 2007-2020 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.