Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Yazı Boyutu:

BEBEĞİMİN BÜYÜMESİ NORMAL Mİ?

BEBEĞİMİN BÜYÜMESİ NORMAL Mİ?

Annelerin en çok merak ettikleri konuların başında özellikle ilk 3 yıl içinde bebeklerinin büyümelerinin normal seyirde olup olmadığını bilmek gelir. Bu konuda çocuğun boyu, kilosu ve baş çevresi referans değerler olarak alınır. Büyüme nedir? Büyüme nasıl takip edilir? Büyümeyi etkileyen faktörler nelerdir? Yaşına göre büyüme hızı nedir? Büyüme ve gelişme aynı şeyler midir? İşte cevapları…


Uzmanlar sağlıklı çocuk gelişiminde ilk 6 ay içinde bebeklerin ayda 1, ikinci 6 ay içinde iki ayda 1 rutin doktor muayenesine gitmesinin önemini vurguluyorlar.  Bu muayenelerdeki temel kontrollerden biri de bebeğin büyümesinin ölçülüp, büyüme eğrisine göre değerlendirilmesidir. Büyüme, bebeğin sağlığı ile ilgili önemli bulguları da gözler önüne serer.

Prof. Dr. Serap Uysal (Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı):
“BÜYÜME VE GELİŞME AYNI ŞEY DEĞİL”

“Bebekler doğduğundan itibaren süreklilik gösteren bir büyüme ve gelişme süreci içindedir. Büyüme esas olarak vücut ağırlığı, boy ve baş çevresi gibi vücut boyutlarının artmasını, gelişme ise nörolojik değişimi ve olgunlaşmayı ifade eder.

Gelişme, anlama, ifade, hareket, günlük yaşam becerileri alanlarında işlev kazanma süreci olarak tanımlanabilir. Yaşlara göre gelişim hızı farklılık gösterir. Sinir sistemi gebelik dönemlerinin henüz başlangıcında çok hızlı bir gelişim göstermeye başlar. Ancak, bu gelişim hızı azalmakla beraber erişkin yaşa kadar devam eder. Büyüme ve gelişme belirli yaş aralıklarında hızlanma bazı yaş aralıklarında ise yavaşlama gösterir.

Gelişimin sırası her çocukta aynı sırayı izler. Örneğin, bebeğin kendisini korumak amacı ile donatılmış olduğu ve doğduğu anda gözlenilen ilkel refleksler (emme, arama, yakalama, moro gibi) özellikleri, normalliği ve ortadan kayboluş zamanları bellidir.


Dr. Ebru Özateş (Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı):
“BEBEKLERDE BÜYÜMENİN İZLENMESİ İÇİN 3 FARKLI KRİTER KULLANIYORUZ”

Doğum sonrası büyümeyi izlemek için 3 ayrı kriter kullanılmaktadır; boy, kilo ve baş çevresi ölçümü. Bu 3 kriterin belirli aralıklarla izlenmesi, bebeğin sağlıklı büyüyüp büyümediğine yönelik ipuçları olarak değerlendiriliyor. Bu da bir çeşit grafik tabloları üzerinde büyüme eğriler olarak inceleniyor. Büyümeyi değerlendirmek için kullanılan bu tablolara persantil adı veriliyor. Büyüme eğrisinin değerlendirilmesi aynı yaştaki normal çocuklardan elde edilen değerler ile karşılaştırılarak yapılır. Büyüme hızı eğrisi değerlendirebilmek için bebeğin belirli aralıklarla izlenerek ölçülmesi gerekir. Bu ölçümlerden aylık ve yıllık artışlar hesaplanır.

Her çocuğun büyüme tarzı, boy ve kilo gelişimi birbirinden farklıdır. Aynı yaştaki çocukların bazıları diğerlerinden çok daha zayıf, bazıları çok daha uzun ya da kısa olabilir. Aynı yaşta ve iyi ortam koşullarında büyümüş normal çocuklar arasında da anne ve babaya ait genetik özelliklerin yarattığı farklılıklar olduğu unutulmamalıdır.

Doktorlar çocuğun gelişimini, gelişimi etkileyen sağlık sorunları olmaksızın normal şekilde ilerleyip ilerlemediğini değerlendirirken büyüme eğrilerini kullanırlar. Büyüme eğrileri (persantil değerleri) çocuk muayenesinin standart bir parçasıdır ve doktorlara çocuğun aynı yaş ve cinsiyetteki diğer çocuklara kıyasla nasıl büyüdüğü hakkında bir fikir verir. Doktor eğri üzerindeki rakamları; çocuğun diğer gelişim basamaklarına erişip erişmediği; sağlık sorununa işaret eden başka belirtilerin olup olmadığı; anne-babası ve kardeşlerinin boy uzunluğu; çocuğun prematüre doğup - doğmadığı; puberteye ortalamaya göre erken mi yoksa geç mi girdiği gibi pek çok unsuru dikkate alarak yorumlar.

Kızlar ve erkekler farkı büyüme hızı ve tarzı nedeniyle farklı eğriler üzerinde değerlendirilir. Bu eğrilerde 3. ve 97. eğriler arasındaki değerler normal kabul edilir.

Buna karşın tek bir ölçüm ile elde edilen bilgi çok sınırlıyken belirli aralarla yapılan izlemden elde edilen bilgi çok değerlidir. 50. eğri ortalama çocuk ölçüsünü gösterirken, 3. eğri en kısa veya en zayıf normal çocuğu, 97. eğri en uzun veya en kilolu normal çocuğu gösterir.

Yenidoğan bebeğin doğum ağırlığı annenin sağlık durumu ve yapısı ile ilgilidir. Zamanında doğan bir bebekte ortalama ağırlık 3300 gram'dır. Yenidoğan bebeğin doğumdan sonraki ilk 15 gün içinde haftalık ağırlık artışı ölçülmelidir. Doğum sonrası ilk bir hafta içinde bebeklerde ağırlığın yüzde 5-6’sı kadar fizyolojik bir tartı kaybı olur. Bebek normal beslenme ile bir hafta içinde tekrar doğum ağırlığına ulaşır.

Bebekte sonraki 3 ay içinde ise günde 30 gram kadar kilo artışı olur. İlk aylardaki hızlı kilo artışı daha sonra azalarak devam eder. Doğum ağırlığı 5. ayda iki katına, bir yaşında üç katına, 2 yaşında ise dört katına çıkar.

Yenidoğan bir bebekte ortalama boy uzunluğu 50 cm kadardır, ilk yılda ortalama 25 cm'lik (doğum boyunun yüzde 50'si bir boy artışı kazanır. 1-2 yaş arası 10-12 cm lik bir boy kazanır.
Bebek doğduğu zaman baş uzunluğunun boy uzunluğuna oranı 1/4'tür. Vücut ağırlığı arttıkça bu oran giderek küçülür ve erişkinde 1/8 'e iner. Doğumda baş çevresi 35 cm kadardır. Ortalama değerler 3. ayda 40,5 cm, 6. ayda 43 cm. 12. ayda 46 cm 'dir. Bundan sonraki yaşlarda baş büyümesi daha yavaş olur.

Her çocuğun birinci aydan itibaren 6. aya kadar ayda bir, 6. aydan 1 yaşına kadar 2 ayda 1; 1 yaşından 2 yaşına kadar 3 ayda 1; 2 yaşından sonra 6 ayda bir büyüme ve gelişme yönünden değerlendirilmesi uygun olur.

Büyüme genetik potansiyel ve bunu etkileyen çevresel faktörlere bağlıdır. İlk 2 yaşta büyümeyi etkileyen en önemli faktör beslenmedir.

Büyümede başlıca sorun beslenme yetersizliği ve gelişme geriliği ile ilgilidir, ancak obezite de son zamanlarda giderek artmaya başlamıştır.


Yaşa uygun olarak vücudun ve vücut kısımlarının gelişmesine cinsiyet, ırk, çevresel faktörler ve sosyoekonomik koşullar etki eder.”


Prof. Dr. Benal Büyükgebiz (Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları-Büyüme ve İştahsız Çocuk Uzmanı):
“BEBEK BÜYÜMÜYOR MU, DİYE ANNELER ENDİŞELENİYOR!”

“Bebekler, doğumdan sonra ilk 1 hafta, hatta 10 gün içinde vücut ağırlıklarının yaklaşık yüzde 10’unu (300-350 gr) kaybederler. Bu doğal ve beklenen bir durumdur. Daha sonra da kilo almaya başlarlar. Bebek 2 haftalık olduğunda, doğum ağırlığına yine ulaşmış olur. Bundan sonra da normal koşullarda kilo almaya devam eder. Bu nedenle 15 günlük bebeğin doğum ağırlığında olması, hiç kilo almadığını düşündürmemelidir. Aksine, ilk 15 günlük büyümesinin normal koşullarda gerçekleştiğini ve her şeyin yolunda olduğunu gösterir.

Pek çok anne, bebeklerinin ilk ay içinde aldıkları kiloyu (vücut ağırlığı artışını) yeterli bulmazlar. İlk aylarda bebeklerin ayda 1 kiloya kadar vücut ağırlık artışı gösterebildikleri bilinir. Bu nedenle anneler, bebeklerinin ilk ay içinde de bu artışı gerçekleştirmesini beklerler.

Diğer taraftan ilk 2 hafta içinde bebeğin kilo kaybetmesinin normal (fizyolojik) ve beklenen bir değişim olduğunu da bilmedikleri için, bebeğin zayıfladığını görünce anne sütünün yeterli olmadığını, bebeklerini beslemediğini düşünürler. Oysa bu da, yanlış bir değerlendirmedir.
Bütün bu nedenlerle ilk ay sonunda hatta ilk ay içinde, anneler, ek gıda başlama eğilimi gösterirler. Ek gıdalara başlanınca da, anne sütü üretimi doğal olarak olumsuz etkilenir. Çok sayıda anne, bu konudaki bilgi eksikliği nedeniyle bebeklerini daha uzun zaman sadece anne sütüyle besleyebilecekleri halde, bu şanslarını kullanamazlar. Sonuçta anne de bebek de zararlı çıkar.


HASTALIKLAR BÜYÜMEYİ ETKİLER Mİ?
Doğumdan sonra özellikle büyümenin hızlı olduğu ilk aylarda ve yıllarda geçirilen hastalıklar, büyümeyi olumsuz yönde etkilediği bilinen çevre faktörleri arasında yer alır. Geçirilen hastalıklar sırasında çocuğun besin ihtiyaçları artar. Bu artan ihtiyaç, hastalığın cinsi, ağırlığı ve süresi ile ilgili olarak farklılık ve değişkenlik gösterir. Ancak burada önemli olan, hastalık dönemlerinde çocuğun, hastalığı nedeniyle artmış ihtiyaçlarının karşılanıp karşılanmadığıdır. Eğer hasta olduğu dönemlerde çocuğun artan besin ihtiyaçları karşılanmışsa, çocuk normal olarak büyür. Ancak bunu başarmak her zaman kolay değildir.

Çocuklar hasta olduklarında iştahları azalır. Bu durum, ateşli hastalıklarda daha belirgindir. Çocuk geçici bir süre ağızdan beslenmeye karşı isteksizlik yaşar. Doğal olarak çocuğun aldığı besin miktarı azalır. Bazı hastalıklarda ise, hastalığa bağlı olarak ortaya çıkan bir nedenle bebekler isteseler bile fazla yiyemezler. Örneğin, bebek nezle olduğunda, hem ateşi yükseldiği için iştahsızdır hem de burun tıkanıklığı rahat yemek yemesine engel olur. Bebek daha kolay yorulur ve beslenmeyi bırakır. Daha ağır hastalıkların seyrinde ise bebek, hastalığına bağlı olarak kısa veya uzun bir süre ağızdan hiç beslenemeyebilir. Örnek olarak, çocuk zatürre olduğunda gelişen kalp yetmezliği verilebilir. Kalp yetmezliği olduğu dönemde bebeğin ağızdan beslenmesine bir süre ara verilir. Doğal olarak bebek artan ihtiyaçlarını karşılayamadığı gibi, normal beslenmesini de sürdüremez.

Bazı hastalıklarda ise, kusma ve/veya ishal çok belirgindir. Kusan bebek, aldığı besin maddelerini kullanamadan dışarı atar. İshalde de benzer durum olur. Burada açıklanmaya çalışılan bütün bu olaylar, hastalıkların seyrinde değişik derecelerde birlikte etkili olurlar. Neticede çocuğun besin alım ve besin ihtiyaç dengesi ileri derecede bozulur. Büyüme geri kalır.

Bütün bu anlatılanlara rağmen, bebeğin sık sık hasta olduğu halde bile normal büyümesi mümkündür. Bebeğin doktorunun ve annesinin bu konuda bilinçli olması ve özen göstermesi çok önemlidir. Çocuğun, hasta olduğu dönemde bir öğün daha fazla beslenmesi pratik bir öneridir. Bu uygulamaya hastalık süresince ve hastalık geçtikten sonra 1 hafta 10 gün daha devam edilmelidir. Anne sütü alan bebekler için ise, mektupta belirtildiği gibi, bu dönemde ağırlıklı olarak anne sütünün verilmesi söz konusu olabilir. Ancak bebek isteksiz de olsa yine de ek gıdalar denenmelidir. Ek gıda alışkanlıklarının değişmemesi için bu uygulama çok önemlidir.”


GENETİK ÖZELLİKLER BÜYÜMEYİ ETKİLER Mİ?
Büyüme üzerinde etkili olduğu bilinen faktörlerden biri de genetik potansiyeldir. Bu nedenle büyümeyi tanımlarken, genetik potansiyel ile belirlenen bir biyolojik farklılaşma olarak ifade ederiz. Büyüme üzerinde genetik potansiyelin etkisini açıklamak için kullanılan en güzel örnek, tek yumurta (eş yumurta) ikizleri ile ilgili çalışmalardır.

Bilindiği gibi eş yumurta ikizleri, aynı anne ve babadan dünyaya gelmiş, aynı genetik özelliklere sahip ikiz çocuklardır. Bu ikizlerden birinin çok iyi beslendiğini ve hiç hastalık geçirmediğini; diğerinin ise sık sık hastalandığını ve iyi beslenmediğini düşünelim. Bu iki çocuk bir süre sonra büyüme parametreleri dediğimiz vücut ağırlığı ve boy uzunluğu açısından kaçınılmaz olarak farklı olurlar. Biri normal sınırlar içindeyken, diğeri kısa ve sıska olur. İşte sağlıklı büyüyen çocuk için genetik olarak sahip olduğu büyüme kapasitesine uygun olarak büyüdüğünü; diğerinin ise, geçirdiği hastalıklar ve iyi beslenememesi nedeniyle bu potansiyele ulaşamadığını söylememiz mümkündür.

Genetik potansiyel büyümenin üst sınırlarını belirleyen ve büyümeyi anne karnındayken etkilemeye başlayan önemli bir faktördür. Ancak bu genetik potansiyele ulaşılıp ulaşılamaması, hem anne karnında hem de doğduktan sonra karşılaşılan ve büyümeyi olumsuz yönde etkileyen çevre faktörlerinin varlığına ve şiddetine bağlıdır.



 

BEBEĞİM BÜYÜRKEN BÖLÜMÜNÜN DİĞER KONULARI

Copyright 2007-2017 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.