Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Yazı Boyutu:

“BEN ANNE OLDUM, EŞİM BENİ ANLAMADI!”

“BEN ANNE OLDUM, EŞİM BENİ ANLAMADI!”

Doğumdan sonra, eşiniz tarafından hak ettiğiniz değeri ve ilgiyi görmediğinizi düşünüyorsunuz. Kısaca en yakınınız tarafından, çocuğunuzun babası tarafından anlaşılmadınız ve olduğunuz gibi kabul edilmediniz… Yalnız ve çaresiz hissediyorsunuz… Ne yapacağınızı bilemiyorsunuz… Fakat bilin ki, yalnız değilsiniz! Çocuktan sonra ilişkiler genellikle bir değişim, hatta kriz süreci yaşıyor! Krizi fırsata çevirmek ise kendi elinizde…


Bir süre önce Hakkı Devrim’in “İyi ki Varsın” adlı programına katılan Gülben Ergen, eşi Mustafa Erdoğan’dan ayrılmaya nasıl karar verdiğini ilk kez anlattı: Ve şöyle dedi: “Öncelikle ne evlenirken ne ayrılırken zeka değil kalbimle düşünüyorum. Kıskançlık hiçbir şekilde yok. Birikim, belki evlilikten sonra değil ama çocuklardan sonra oldu. 3 tane çocuğun bakımı ve sorumluluklarının bana verdiği yorgunluğun karşısında belki birazcık hak ettiğim değeri ya da ilgiyi görmemiş olmaktan kaynaklanan haklı bir sitem olduğunu düşüyorum.”


Gülben Ergen, 3 çocuk annesi olarak hak ettiği değeri ve ilgiyi görememiş olmaktan yakınıyor. Ergen örneğini, yazıma başlarken vermemin sebebi, birçok kadının aynı dertten mustarip olduğunu, annelerden aldığım mektuplardan bilmemden… Çoğu anne tıpkı Gülben Ergen gibi hissediyor ve bu sıkıntıyı yaşayan talihsiz-ender kadınlardan biri olduğunu düşünebiliyor. Oysa gördüğünüz gibi, çalışan, parası-pulu, şöhreti, aile desteği, bakıcısı vs. olan bir kadın da aynı hisler nedeniyle 3 çocuğuna rağmen kocasından ayrılma kararı alabilecek noktaya gelebiliyor. Kısaca, bıçak kemiğe dayanıyor!

 

PEKİ, NEDEN BIÇAK KEMİĞE DAYANIYOR?
Bebeğimiz rahmimize düşmeye başladığı andan itibaren değişiyoruz. Kadın değişiyor, erkek değişiyor, ilişki değişiyor. Daha iyi ya da daha kötü değil; ama çok daha farklı… Ve bu değişimden kadın erkeğe oranla çok daha fazla nasibini alıyor. Ve yine kadının erkeğe oranla sorumlulukları çok daha artıyor.

 

Tabii ki, bu süreçte kadın da erkek de elinden gelenin en iyisini yapmak üzere iyi niyetle çaba sarf ediyor, yani genellikle…

 

Fakat gelin görün ki, bu köklü değişime uyum sağlamak için iyi niyet ve çaba yetmeyebiliyor. Aile olmak kolay mı?.. Dolayısıyla bir bebek dünyaya getirmeye karar verdiğimiz andan itibaren aslında biz hızla büyüyoruz, değişiyoruz, gelişiyoruz, birçok şeyi yeniden fark edip anlamlandırıyoruz. Ne demişler, kriz fırsattır! Tabii, krizi fırsata çevirebilirsek… Krizi fırsata değil, kabusa çevirmek de bizim elimizde…

 

NEDEN HAKSIZLIĞA UĞRADIĞIMIZI HİSSEDİYORUZ?
En iyisi, değişim sürecinin en başından başlayayım anlatmaya da, neden annelerin haksızlığa uğramışlık ve değersizlik duyguları yaşadığı iyice gün yüzüne çıksın!

Hamile kalınca kadının bedeni değişmeye başlar. Hormonlar değişir. Psikolojisi değişir. Endişeleri başlar kadının… “Bebeğim sağlıklı olacak mı, doğumda ya bir aksilik olursa, emzirebilecek miyim, bebeğime yetebilecek miyim, ben işteyken ona kim bakacak, ya bakıcı iyi çıkmazsa, ya iş yerindekiler anne olduğum için artık kariyer iddiam olmadığını düşünülerse, kocam beni eskisi gibi sever mi acaba, beni yine arzular mı, ya artık bana elini bile sürmek istemezse, para pul işleri ne olacak, geçinebilecek miyiz, evin işleri ne olacak, vs, vs, vs…”

 

Erkek ise, “Baba oluyorum, aileme bakmalıyım, sorumluluk bende” duygusu yaşar. Babanın endişeleri ağırlıklı olarak maddi sorumluluklar üzerinedir. Arada “İyi baba olabilecek miyim acaba?” diye sorgulayan babalar da vardır tabii… Ama babalık, erkeğe kendini daha bir erkek hissettirir. Dolayısıyla da erkek daha güçlü olmalıdır, ailesini koruyup kollayabilecek, onlara bakabilecek güçte olmalıdır. Erkek gücüne güç katmak ister bu dönemde… Birçok erkeğin işlerini büyütüp, daha çok para kazanmalarının çocuk sonrasına denk gelmesi bundandır. Erkek bebeğin doğumuyla motive olur, adeta hayata daha çok asılır.

 

KARŞILIKLI BEKLENTİKLER ARTINCA…
Anne şanslıdır, çünkü bebeği içinde hissediyor ve onunla ilişkiye en başından birebir eşlik edebiliyordur. Baba şanslıdır, onun yaşamı büyük ölçüde değişime uğramaz. Fakat sıkıntı şuradadır ki, çocuk sahibi olma durumu ortaya çıktığı andan itibaren eşlerin birbirinden beklentileri artar ve de hoş görüleri azalır.

 

Anne, yeni bebekle birlikte bir atmaca kıvamında yaşamaya başlar. Bebeği var etme içgüdüsü, annenin bütün enerjisini, zamanını, ilgisini alır. Baba çoğu zaman bu ayrılmaz ikiliye dahil olmakta zorlanır; çaba sarf etmesi gerekir, davet bekler, ne yapacağını bilemez, şaşkındır. Ve bebeğin doğumundan itibaren ilk 1 yıl boyunca testesteron seviyesi düşüş gösterir.

 

Anne ise, çocuğunun canının derdindedir. Abartılı bir cümle biliyorum, özellikle de ortada sağlıklı bir bebek varsa çok abartılı; fakat yeni annenin hissi tam da budur! Evladını yaşatmak; var etmek, besleyip, büyütmek, her an onun gözlerinin içine bakmak… Doğada bütün canlılar da böyledir!

 

Baba eşini giderek anlamakta zorluk çeker. Eh, kadının ve erkeğin rutin zamanlarda bile birbirini anlaması -doğuştan getirdikleri farklılıkları kabul etmemek nedeniyle- oldukça güçken, bir de bebek olunca işler iyice sarpa sarabilir; empati duygusu eşler arasında giderek kayba uğrar, sorumluluklar öne çıkar. Artık aile olunmuştur; öyleyse görev ve sorumluluk zamanıdır, diye düşünülür. Eğlenceye, keyfe, özel ve biz olma alanlarına çok daha az zaman ve enerji ayrılabilir ki, o da belki… Zaman ve enerji ağırlıklı olarak bebeğin çevresinde dönüp durur.

 

Uzmanlar, “Eşler birbiriyle konuşsun, iletişim kursun” falan derler ama konuşacak zaman ve enerji var mıdır, çiftlere sormak gerek… Üstelik, her iki taraf da “haksızlığa uğramışlık ve yetersizlik” duyguları yaşıyorsa…

 

BABANIN ANNEYE DESTEĞİ ÇOK KIYMETLİ!
Bence bu süreçte babanın anlayışlı, sakin ve anneye koşulsuz destek veren bir pozisyonu sevgiyle üstlenebilmesi çok önemli. Anne hamilelik ve doğum sonrası yorgun, uykusuz, bitkin ve en önemlisi endişelidir. Aileler yardım etmek ister ama anneye yardım edilmesi gerekirken ülkemizde genellikle bebeğe bakım vermeye kalkılır ki, bu da anne-bebek ilişkisini tatsızlaştırır. Anneler arası rekabet devreye girer, öz anneniz bile olsa fark etmez, “Bizim zamanımızda biz şöyle yapardık” diye, başlayan nağmelerin sonu gelmez.

Baba ise, daha çok işte, aileyi geçindirmenin derdindedir.  Artık çocuk sahibidir, daha çok çalışıp, daha çok kazanmalıdır. Ama eve döndüğünde anne ve bebek ilgi beklemektedir. Anne belki bebeği babaya bırakıp biraz uyumak istemektedir, ya da yürüyüşe çıkmak, biraz hava almak… Baba da işten yorgun gelmiştir fakat!..

 

Evde bakıcı olsa ayrı, olmasa ayrı bir denge kurmak gerekmektedir keza…
Ve de evde aileler yardıma gelmiş olsa ayrı, gelmemiş olsa ayrı bir denge yaratmak gerekmektedir işte…

 

Bu arada, anne ve baba olunca çoğumuz fark etmesek de bebeklik travmalarımız ayaklanır; içimizdeki bebeği hatırlar oluruz, kendimizdeki nedensiz hüznü-sevinci anlamlandıramayız çoğu kez… Tam da bu sırada doğum sonrası annenin hormonları emzirme nedeniyle yeniden değişmiştir, annelik hüznü kaçınılmazdır. Baba ve yakın çevre, tabiri caizse, ağzıyla kuş tutsa anneye yaranamadığı hissine kapılabilir. Anne ise kendisinin ve bebeğinin dünyasına dalmış, yalnızlık, endişe, çaresizlik duygularıyla boğuşmaktadır.

 

BÜYÜK DEĞİŞİME UYUM SAĞLAMAK
Uzun lafın kısası, bebek sahibi olmak hem kadın, hem de erkek için harikadır, aile olunmuştur, eşler arasında çok güçlü bir bağ kurulmuştur, fakat yaşanılan deneyim çok ama çok güçlü ve benzersizdir. Doğal olarak, bu büyük değişime kadın da erkek de uyum sağlamakta güçlük çekebilir. Normaldir yani, hepimiz insanız… Özellikle de daha önceden ilişki sorunu, fiziksel ya da ruhsal bir hastalık, depresyon hikayesi varsa; ya da bebekte bir sorun varsa işler daha da çetrefilleşebilir. Doğumdan sonra kadınların yüzde 50’sinden fazlasının depresyon yaşadığı biliniyor, fakat bana kalırsa doğumdan sonra erkekler de depresyon yaşıyor. Zaten evde birinin bir sorunu varsa, evdeki herkes etkileniyor. Eee erkekler, ailelerinde el bebek gül bebek büyütülüyorlar, böyle kendileri yuva kurup sorumluluklar biraz ağırlaşınca, onlar da çoğu kez sıkıya gelemeyebiliyorlar. Ki, bu da doğal…

 

ÇÖZÜM KÜÇÜK ADIMLARDA SAKLI…
Kadın, doğanın ona verdiği içgüdülerle bebeğini var etmenin derdine düşmüşken; babanın, anne ve bebeği koşulsuz ilgi ve sevgi ile, kapsayıcılık ile sarıp sarmalaması değişim sürecinin kolayca atlatılmasında ve varsa sorunların bertaraf edilmesinde çok önemli bir husus...

 

Her şeyi babalardan beklediğimiz sanılmasın ama annenin yükü zaten başından aşkın! Baba anneye destek verdiğinde doğal olarak bebeğe de vermiş oluyor. Bir taşla iki kuş yani… Annenin de kendisini ben diliyle ifade etmesi, eşinin desteğine açık olması, eşinin bebekle iletişim kurmasına aracı olması çok önemli. Yeni anne, ergenlik çağındaki gibi, bir köşede oturup, “Beni kimse anlamıyor zaten” diye ağlayıp durursa, bir süre sonra gerçekten kendisini kimse anlamayabilir. Biz insanlar birbirimizi anlamak için yanıp yıkılmıyoruz sonuçta… Ama birbirimizi anlamadığımızda da ilişkiler yürümüyor! Anlama ve kabul temelli bir yol bulmak gerekiyor sanırım.
 
Yazının başında iyi niyet ve çaba yetmiyor dedim ya, iyi niyet ve çabasız da aile olunamıyor işte!

Fakat, yine de sevgi, saygı, iletişim, hoş görü, empati, iyi, niyet, çaba, emek, vs, vs, vs… Bütün bu kavramlar mutlaka dengeli uygulamaya konulmalı elbette; fakat bana sorarsanız, anne babalığa hazır olmadan anne baba olma yolculuğuna kalkışmamak en iyisi…
Çünkü psikolojik, maddi, manevi, bilgi ve beden düzeyindeki bütüncül bir hazırlık evresi, sonradan yaşanacak birçok sorunu en aza indirebiliyor. Hani, hastalanmadan önlem almak gibi…

 

İLK ADIMI SİZ ATIN!
Ama “Evlendik, hamile kaldım, doğuruyorum” şeklindeki -çağın dinamiklerinin çok gerisinde kalmış- bir uygulama her iki tarafın da özgür seçimine dayalı olmadığından, sorumlulukların gönüllülükle alınmasını ve paylaşılmasını da güçleştiriyor. Ama hazırlandınız, her şey planlı ve seçiminizleydi, yine de birtakım pürüzler yaşanabilir tabii… Hayat bu; sevinç ve hüzün hep iç içe…

Siz yeter ki, yalnız olduğunuz, anlaşılmadığınız hissine kapılmayın! Öyleyse, önce siz anlayın, siz biz olmak için adım atın, siz önce kendinizi ve karşınızdakini olduğu gibi kabul edin… Değişim dediğimiz hep içten dışa doğru değil mi zaten, değişime de kendimizden başlasak… Mutlu anne babalar ve mutlu bebekler olarak yaşasak… Çünkü hak ettiğimizi bize kimse veremez, bizi kimse mutlu edemez! Bütün bunlar bizim kendi kendimize karşı olan sorumluluklarımız… Fakat biz sevdiğimizle eş olduğumuzda beklentilerimizi de abartıyoruz sanki… Kendimizden beklememiz gerekenleri, kendi sorumluluk alanlarımızı da karşımızdakine yükleyiveriyoruz. Evet, hayat müşterek, ama ben olmadan biz de olunmuyor ki… Hak ettiğiniz değeri ve ilgiyi, hak ettiğiniz mutluluğu, hak ettiğiniz muameleyi önce siz kendinize verin, sonrası kendiliğinden… Siz önce kendiniz için elinizden geleni yapın… Kendiniz olun, kendi kendinize örnek olun… İnanın yalnız değilsiniz, çaresiz değilsiniz! Tüm evren sizi destekliyor! Bebeklerinizi güle güle büyütün…
 


 

CİNSELLİK & İLİŞKİ BÖLÜMÜNÜN DİĞER KONULARI

Copyright 2007-2020 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.