Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Türkiye'nin en iyi ebeveyn sitesi
Yazı Boyutu:

EVLİLİK KORKUSU VE…

EVLİLİK KORKUSU VE…

Bugünlerde ilişkilerde hep aynı şikayet ve sorunsal gündeme gelmekte... Erkekler kaçıyor, kadınlar kovalıyor sanki. Bir evlilik korkusudur gidiyor... Genelde ayrılma sebeplerinden en sıklıkla rastlanılanları “Bağlanma korkusu”, “Evlilik korkusu”, “Erken karar verme”, “İlişkiden emin olamama”, “Fazla beklenti” vb. oluyor.


Peki, acaba nedir bu temaları bu kadar gündeme getiren? Günümüzde artık neler ön plana çıktı ki ilişkiler bu kadar sorun yaşıyor? Ya da acaba bu sorunlar eskiden de vardı mı da şimdi daha çok duyulmaya başlandı? Kadın ve erkeğin ilişki yaşantılarındaki farklar neler? Erkekler neden korkan taraf da kadın hep ikna eden, evliliğe sürükleyen taraf oldu ve hala da olmakta?

Günümüzde artık evlilik ve evlilik dışı birçok ilişki tipi var olmaktadır. Üniversite eğitiminin yaygınlaşmasıyla birlikte kadın-erkek ilişkilerinde de çeşitlilik ve yaygınlık aynı derece artmış olmaktadır. Bu artışla birlikte aslında belki de hep var olan fakat bu toplumsal değişimle birlikte artık daha fazla göze çarpmaya başlayan ilişkisel sorunlar gündeme gelmeye başlamıştır. Bu ilişkisel sorunların en sık rastlanılanı kadınların erkeklerle olan ilişkilerinde genelde “daha huzursuz, daha memnuniyetsiz”  taraf olmalarıdır.

Neden daha fazla kadın şikayetçidir? Bunun bir çok nedeni bulunmaktadır, fakat bence bu nedenler arasında en temel olanı kadın ve erkek ilişkilerinde ilgililik ve kontrol etme arasındaki dengenin bir türlü tam olarak kurulamamasıdır. “Ben ilgiliysem kontrol da etmeliyim” türünden bir anlayış genelde günümüz toplumunda pek ifade edilmeyip, ancak ilişkilerde çok açıkça gözlenen bir örüntü oluşturmaktadır. Kadınların bir kısmı bu kontrolü olduğu gibi kabul edip bunu zaten “erkeğe ait olma”nın bir gerekçesi gibi gördüklerinden, kontrol olmadı mı zaten karşılarındakini bir erkek gibi hissetmediklerini belirtmektedirler. Bunun nedenleri sahip olunma ihtiyacından çocuklukta “kontrol eden baba” modelini çok fazla benimsemeye kadar dayanmaktadır. Diğer bir grup kadın da ilginin başka türlü belli edilmeyeceğine o kadar inanmışlardır ki bunun dışında bir “ilgi türü” nün var olabileceğini kabul etmemektedirler. Bir grup kadın da karşısındaki erkeğe güvensizlik aşıladığı için erkekte bu tür bir itilimi harekete geçirmektedir.

İLİŞKİDE DENGE…
İki tür şikayet göze çarpmakta burada. Ya çok hakimiyetten sıkılan bir kadının şikayeti ya da birlikte olduğu erkeğin ilgisizliğinden bıkan bir kadın. Bir türlü o denge kurulamıyor. Bunun kurulamamasının nedeni birinci olarak, yüzyıllarca süregelen bir olgunun etkisi, bir de çocuk yetiştirilirken anne ve babalar tarafından yapılan yanlışlar. Babası da öyle olduğu için erkek çocuk hemen babayı modelliyor ve ileride beraber olduğu kadına da aynı şeyi yapıyor. Babası tarafından kontrol edilen kız da ileride kendisi tarafından kontrol edileceği bir erkek arıyor. Zaten annesine de baktığı zaman aynı tabloyu görüyor. Artık sevgi ve ilgi ifadesi asla kontrol etmeden bağımsız olamıyor; bu iki çeşit olgu da birbirlerine sıkıca girift olmuş vaziyette ilişkilerdeki yerlerini alıyorlar ve tabii acı da beraberinde geliyor. Çünkü aslında kontrol olgusundan bağımsız bir sevgi ve ilgiye herkesin çok fazla ihtiyacı var.
İlgisiz erkeğe gelince, bir erkek ya zaten baştan ilgisiz olabilir ya da kadının çok fazla üstüne gelmesiyle ilgisizleşmiş olabilir. Baştan ilgisiz ve sevgisini gösteremeyen bir erkek genelde küçükken de sevgi görmemiş bir erkektir. Diğer gruptaki erkek, kadının kendini kontrol etmesine karşı bir savunma mekanizması olarak ilgisizleşmeyi ve kopmayı geliştirmiştir. Bu ikinci gruptaki erkeklere çok fazla rastlamaktayız ve kendileri bu kopmalarının nedenlerini tam olarak bilmezler bile. Burada kadının neden kontrol etmek istediğine bir göz atarsak ilişkide kendini güvende hissetmeyen bir kadın genelde kontrol etme ihtiyacı duyar. Bu güvensizlik yetiştirilme sonucu temelde var olan bir güvensizlik de olabilir, ilişkide erkeğin çizdiği tabloya bağlı olarak gelişen bir güvensizlik de olabilir.

BAĞLILIK İHTİYACI
Tabii, bu güncel durumda çok ortak yanlar vardır ve en sık rastlanılanı da yetiştirilme tarzına bağlı olarak bağlılık hissetme ihtiyacı: Kadının, erkeğin bir ufak ihmali karşısında bile silahları eline alıp kontrol etmeye başlamasıdır. Kadınlar erkeklerden çok farklı olarak daha sık birlikte olma ve paylaşım ihtiyacı içindedirler. Erkeklerin aksine asla annelerinden zorla koparılmadıkları ve birlikte olmaya devam ettikleri için sık sık paylaşmak ve ilişkide olduklarını hissetmek istemektedirler. Bu da yetiştirilme şartları göz önüne alındığında çok anlaşılır bir durumdur. Fakat gel gelelim bunu erkeklere anlatamamaktadırlar, çünkü tam tersine erkekler de daha küçükken o en sevdikleri varlıktan koparak benliklerini bulacaklarını görmüşlerdir. Babayı modellemeleri ve bir erkek olabilmeleri için anneye veda etmek zorundaydılar. Bu yüzden onlar için varlıklarının tescili zaman zaman “kopmak ve uzaklaşmak” olmaktadır. Bunun çözümü ne olabilir?

Eğer bu dediğim şekilde devam ederse daha çok acı çekilip bir çok çift anlaşmazlık ve kaos içinde kalacak gibi gözüküyor. Bu durumun tabii ki böyle uç noktalarda yaşanmayıp, daha orta bir yola sokulmasının imkanı var. Bu da erkek çocuk yetiştirilirken o zorla koptuğu annesinden babasının onu kucaklayarak alması. Bu durumda o neredeyse travmatik deneyimi yumuşak bir şekilde atlatacak ve babasına bağlanarak erkeksi varlığının tescili için kopmak zorunda olmadığını görecektir. Ama eğer baba da çocuğu iterse, bu travmatik deneyim bir ömür boyu kadınlarla olan ilişkisinde bu sefer kadının bu deneyimi defalarca yaşaması şeklinde süregelecektir.

ENGELLEYİCİ UNSUR!
Bunların yanında bir başka güncel neden olarak “Anne ve babanın” evlilik yaşantısına bakarak; “Ben bu sıkıcı ve monoton yaşamı seçmiyorum” konusunun çoğu erkekte ve aslında bir grup kadında da gündeme gelmesidir. Buna bağlı olarak “Babalık korkusu”, “anne olmak korkusu” doğal olarak yaşanmaktadır. Gittikçe artan teknoloji gelişimi ve medyanın da etkisiyle artık yaşamında daha çok uyaran arayan birey, evliliği tamamen yaşamını kısıtlayıcı ve “ kişinin doyasıya kendi olmasını” engelleyici bir unsur olarak görmekte, buna bir de çocuk konusu eklenince, evlilik çekilmez bir olgu olarak görülmeye başlanmaktadır. Bu durumu sosyo-kültürel yapımızdaki değişimlere bağlayabilmekteyiz. Yeni kuşaklardaki bireylerin gittikçe daha bağımsız, gittikçe daha özerk bir kişilik sahibi olmaları, yaşamlarındaki alternatiflerin çoğalması, hatta küreselleşme ve sosyal hareketliliğin oldukça kolay hale gelmesi belki de yaşamlardaki “sabit”liğe artık bir son verilmesinin nedeni olabilir. Diğer bir yandan da ülkemizde alternatif yaşam stillerinin özellikle metropollerde çoğalmasıyla kişiler “tek bir yaşam şekli”ni reddetmeye başlamışlardır. Durum şu anda ve içinde bulunduğumuz yüzyılda bu tür anlayışların gittikçe çoğaldığını gösteriyor. Böyle bir anlayışın nasıl bir yol izleyeceği de gelecekteki sosyo-kültürel değişimlere gebedir.

Psikolog Dr. Duysal Aşkun

CİNSELLİK & İLİŞKİ BÖLÜMÜNÜN DİĞER KONULARI

Copyright 2007-2020 ® NETATÖLYE - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz alıntı yapılamaz.